Demokrasi, insan hakları ve özgürlük denilince sadece TÜRBANI anlıyorlarsa, Kültür ve sanat denince sadece İslam kültür ve sanatını anlıyorlarsa, TRT nin bütün kanallarında dini programlar her geçen gün artıyorsa, Bazı özel TV ler de hep dini programlar yapılıyorsa, her mevkide yönetim kademelerine ataması yapıların çoğunun eşi türbanlı ise, üst görevlere hiç bayan atanmıyorsa, İmam hatip Lisesi mezunlarının Askeri lise ve Harp okullarına girebilmesi için her yol deneniyorsa, kaçak kuran kursu açanlara ceza verilmesine karşı çıkılıyorsa ve bir çok somut gösterge varsa,
Cumhurbaşkanının söylediklerine katılmamak mümkün mü? Ben de Cumhurbaşkanının kaygılarını taşıyorum. 2006
30 Ocak 2008 Çarşamba
VETO
Başbakan, devamlı olarak üst görevlere getirmek istedikleri kişileri Cumhurbaşkanının VETO ettiğinden yakınıyor. Hatta cumhurbaşkanını çok sert bir şekilde eleştiriyor. Halbuki, Başbakan kendi bakanlarının üst görevlere getirmek istediği kişileri devamlı VETO ediyormuş. Bu güne kadar bir, iki değil çoook sayıda atamayı veto etmiş. Yani bakan ataması yapılacak kişinin ismini kararnameye yazıyor. Başbakana imzaya gelince, Başbakan bu kişiyi beğenmiyor, değiştir diye bakana geri gönderiyormuş. Peki ilgili bakan, Başbakanın Cumhurbaşkanı için söylediklerini söylerse, Başbakan ne yapar? Tazminat davası açıp para mı ister, yoksa o bakanı görevden mi alır? 2006
ATIK
Evlerde tuvaletsiz ev şimdi kalmadı ama, yakın zamana kadar bazı köylerde evlerde tuvaleti yoktu. O zaman insanlar tuvaletini ya bir hendeğe, yada çalı kuytusuna yapardı. Kanalizasyonlar olmadan evlerin lavabo suları sokaklara akıyordu. Tuvaletler için ise herkes bahçesinde bir çukur kazar oraya akıtırdı. Bu çukur dolunca, bir gece kovaya, varile v.b doldurulur beygir arabaları ile götürülüp bir dereye atılırdı.
Kanalizasyonlar yapıldıktan sonra FOSEPTİK depoları olmadığı için kanalizasyonların ucu ya derelere veya denizlere açılır, atıklar oralara akıtılırdı. Fabrikalar ayni insanlar ve evler gibi. Onlarında atıkları var. Üstelik bir çoğu zehirli ve tehlikeli. Fabrikada işlenen malın işe yaramayan, kısımları, kullandıkları kimyevi maddenin kalan kısımları, hatta kullandıkları kirlenen suyu atmaları gerek.
Peki bunları nereye atacak? Eğer depolama tesisi yoksa ya dereye, ya denize akıtacak. Bunu yapamıyorsa varillere koyup toprağa gömecek. Ülkemizde kaç tane fabrika var? Bunlar üretimden sonra ne kadar ve nasıl bir atık çıkarıyorlar? Atık depolama veya işletme tesisi kurmuşlar mı? Ve atık işleyen tesise, atıklarını götüren var mı? YOK. Peki bu fabrikalar atıklarını ne yapıyorlar? NE YAPACAKLAR? Ya denize, ya derelere akıtacak veya toprağa gömecek.
Bu güne kadar bu fabrikalara KARDEŞİM SİZ FABRİKANIZIN ATIKLARINI NE YAPIYORSUNUZ? Diye hiç sormamışlar. Şimdi toprak altında çıkınca şaşırıyor ve kızıyorlar.
Aslında biliyorlar, çünkü bu gibi suçlara ağır ceza hükümleri getirilen yasa 2 yıl önce çıktığında “eğer yasa hemen uygulamaya girerse bütün belediye başkanlarımız (çoğu AKP li) ceza alır, hapse girer” diye yasanın yürürlülük ekim / 2006 tarihi diye belirlenmiş. 2006
Kanalizasyonlar yapıldıktan sonra FOSEPTİK depoları olmadığı için kanalizasyonların ucu ya derelere veya denizlere açılır, atıklar oralara akıtılırdı. Fabrikalar ayni insanlar ve evler gibi. Onlarında atıkları var. Üstelik bir çoğu zehirli ve tehlikeli. Fabrikada işlenen malın işe yaramayan, kısımları, kullandıkları kimyevi maddenin kalan kısımları, hatta kullandıkları kirlenen suyu atmaları gerek.
Peki bunları nereye atacak? Eğer depolama tesisi yoksa ya dereye, ya denize akıtacak. Bunu yapamıyorsa varillere koyup toprağa gömecek. Ülkemizde kaç tane fabrika var? Bunlar üretimden sonra ne kadar ve nasıl bir atık çıkarıyorlar? Atık depolama veya işletme tesisi kurmuşlar mı? Ve atık işleyen tesise, atıklarını götüren var mı? YOK. Peki bu fabrikalar atıklarını ne yapıyorlar? NE YAPACAKLAR? Ya denize, ya derelere akıtacak veya toprağa gömecek.
Bu güne kadar bu fabrikalara KARDEŞİM SİZ FABRİKANIZIN ATIKLARINI NE YAPIYORSUNUZ? Diye hiç sormamışlar. Şimdi toprak altında çıkınca şaşırıyor ve kızıyorlar.
Aslında biliyorlar, çünkü bu gibi suçlara ağır ceza hükümleri getirilen yasa 2 yıl önce çıktığında “eğer yasa hemen uygulamaya girerse bütün belediye başkanlarımız (çoğu AKP li) ceza alır, hapse girer” diye yasanın yürürlülük ekim / 2006 tarihi diye belirlenmiş. 2006
FUTBOL TERÖRÜ
SPORDA ŞİDDET VE TERÖR polisiye önlemlerle önlenemez.
Futbolda her yıl neden hep 3 büyük takımdan biri şampiyon? Bu takımlar (özellikle FB) yenilgiyi hazmedemiyor. Yenilgilerinin nedeni ya hakem yakmıştır veya saha çok kötüdür. Rakibin çok iyi oynadığı bile düşünülmez.
Öyle kişiler bilirim ki kültürlü, olgun ve her zaman doğru karar verir. Ama tuttuğu takımın yenilgisini bir türlü hazmedemez.
Her hafta 4 gün (Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi) resmi özel tüm TV’ ler de FUTBOL MAÇLARI saatlerce tartışılır. Her kritik pozisyon her kameradan defalarca ağır çekimde izlenir. Sonra da fetva verilir. HAKEM GÖRMEMİŞ, YAKTI TAKIMI. Yenilen takımların Teknik direktörleri yerden yere vurulur. Yazdıkça, özellikle aykırı yazdıkça, TV de konuştukça para alıyorlar. “Gel takımı sen kur” deseler hepsi kaçar. Çünkü yazarken, konuşurken hiçbir sorumluluk yok. Takım kurarsan rezil olmak var ucunda.
Özellikle 3 büyük takımın teknik direktörünü eleştirmek hiç kimsenin harcı değildir. Çünkü bu kişiler Avrupa’da kendini kanıtlamıştır. Takımı yenilebilir, hatalı olabilir ama kimse onun işi bilmediğini söyleyemez. Başarısız olan işi bilmediğinden değil uyum sağlayamadığından Zaten böyle olunca gidiyor.
Her hafta TV de 4 gün, Gazetelerde her gün taraftarı kuracaksın, kışkırtacaksın, şartlandıracaksın sonra şiddetin suçlusunu arayacaksın.
Böyle okunca FUTBOL TERÖRÜ biter mi?
Belki de bazıları bitsin istemiyor.
Biterse haftada 3 gün TV ye çıktığı için, gazetede her gün ahkam kestiği için bilmem ne kadar para alan spor yazarları ne yapacak?
TV lar nasıl reklam alacak?
FUTBOLDA ŞİDDET biterse ilgi azalmaz mı?
Bazı iş adamları paralarını nasıl aklar?
İspanyayı 40 yıl FAŞİZM altında yöneten FRANKO bunu 3 F ile başardım (biri FUTBOL) demiştir.
En çok ağırıma gidende İSİMLERİ BİLE SATTILAR. TÜRKİYE BİRİNCİ LİGİ “TÜRKCEL”, TÜRKİYE KUPASI “FORTİS” OLDU. 2006
Futbolda her yıl neden hep 3 büyük takımdan biri şampiyon? Bu takımlar (özellikle FB) yenilgiyi hazmedemiyor. Yenilgilerinin nedeni ya hakem yakmıştır veya saha çok kötüdür. Rakibin çok iyi oynadığı bile düşünülmez.
Öyle kişiler bilirim ki kültürlü, olgun ve her zaman doğru karar verir. Ama tuttuğu takımın yenilgisini bir türlü hazmedemez.
Her hafta 4 gün (Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi) resmi özel tüm TV’ ler de FUTBOL MAÇLARI saatlerce tartışılır. Her kritik pozisyon her kameradan defalarca ağır çekimde izlenir. Sonra da fetva verilir. HAKEM GÖRMEMİŞ, YAKTI TAKIMI. Yenilen takımların Teknik direktörleri yerden yere vurulur. Yazdıkça, özellikle aykırı yazdıkça, TV de konuştukça para alıyorlar. “Gel takımı sen kur” deseler hepsi kaçar. Çünkü yazarken, konuşurken hiçbir sorumluluk yok. Takım kurarsan rezil olmak var ucunda.
Özellikle 3 büyük takımın teknik direktörünü eleştirmek hiç kimsenin harcı değildir. Çünkü bu kişiler Avrupa’da kendini kanıtlamıştır. Takımı yenilebilir, hatalı olabilir ama kimse onun işi bilmediğini söyleyemez. Başarısız olan işi bilmediğinden değil uyum sağlayamadığından Zaten böyle olunca gidiyor.
Her hafta TV de 4 gün, Gazetelerde her gün taraftarı kuracaksın, kışkırtacaksın, şartlandıracaksın sonra şiddetin suçlusunu arayacaksın.
Böyle okunca FUTBOL TERÖRÜ biter mi?
Belki de bazıları bitsin istemiyor.
Biterse haftada 3 gün TV ye çıktığı için, gazetede her gün ahkam kestiği için bilmem ne kadar para alan spor yazarları ne yapacak?
TV lar nasıl reklam alacak?
FUTBOLDA ŞİDDET biterse ilgi azalmaz mı?
Bazı iş adamları paralarını nasıl aklar?
İspanyayı 40 yıl FAŞİZM altında yöneten FRANKO bunu 3 F ile başardım (biri FUTBOL) demiştir.
En çok ağırıma gidende İSİMLERİ BİLE SATTILAR. TÜRKİYE BİRİNCİ LİGİ “TÜRKCEL”, TÜRKİYE KUPASI “FORTİS” OLDU. 2006
FB KESİN ŞAMPİYON
Diyarbakır sporun düşmesi kesinleşti. Birkaç gün önce bu yıl düşmenin kaldırılacağı, ligin 21 takımla oynanacağı konusunda yasal değişiklik yapılacağı medyada yer almıştı.
09.05.2006 Salı günü CHP gurup toplantısında Deniz BAYKAL, aflara hep karşı olduklarını, konulan kuralların sık, sık değiştirilmesine karşı olduklarını, herkesin kuralları bilerek yarıştığını ve kimsenin bundan şikayetçi olamayacağını söyledi.
Ama dedi, Diyarbakır ve Samsun spora çok üzülüyorum, özellikle Diyarbakır sporun ligde kalması gerekir. Evet futbol bir spor yarışmasıdır ama esas olan sevgidir diye ilave etti. Ve devam etti. Eğer Diyarbakır spor ligden düşerse başta FB, GS, BJK, TS gibi büyük takımlar ve batı Anadolu illerinin takımları maç için Diyarbakır’a gitmeyeceğinden kardeşlik duyguları zedelenir.
Kısaca BAYKAL bu yıl ligden düşme kalksın diye verilecek yasa teklifini CHP destekleyecek dedi.
Doğuda birinci ligde takımı olmayan sadece Diyarbakır mı var? Tunceli, Hakkari, Van, Şırnak ve diğer iller ne olacak? Anadolu’da da bir çok ile gitmiyor büyük takımlar onlar ne olacak?
Erzurum da doğunun en büyük illerinden değil mi? O düşerken neden yasa çıkarıp düşme engellenmedi? Bu ayrımcılık değil mi? Diyarbakır’ı memnun ederken diğer illeri darıltmış olmaz mısınız?
Eğer FUTBOL, doğu ve güneydoğudaki sorunları bitirecekse, her kesin kavgasız dövüşsüz, kardeşçe yaşamasını sağlayacaksa, kin ve nefret yerine sevgiyi aşılayacaksa, bir yasa çıkarın “3 BÜYÜKLERİN futbol takımları YILDA EN AZ BİR KEZ DİYARBAKIRDA MAÇ YAPSIN.” Hatta voleybol, basket takımları da gelsin.
Siyasetçiler ve siyasi partiler süslü laflarla insanları aldattıklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar. Herkes biliyor ki bütün bunların yapmalarının amacı sadece ve sadece hep oy.
SİYASETÇİLER Bazı illere hava alanları da yapmıştı. Hiç uçak inmedi, yıllardır hayvan otlatılıyor. Bu hava alanlarını neden yaptılar? Hep oy için. Yıllar önce temeli atılan trilyonlar harcanıp bitirilemeyen ve çürüyen bir çok bina sık, sık haber oluyor medyada. Bu binalara hep seçimlere yakın başlanmıştı. Peki neden? Hep oy için. Yine yıllardır temeli atılıp başlanmayan, kabası olmuş ama bitirilemeyen ve bitirilemeyecek olan bir çok fabrikalara neden başlanmıştı? Yine oy için değil mi? Buralara harcanan paralar kimin paralarıydı? Milletin trilyonları. Kimseye hesap sorabildi mi?
Birçok ilçeyi il, bir çok köyü ilçe yapan, ilk ve orta öğretim için bile yeterli binası olmayan illere üniversite kuran ve bir çok ilçeye yüksek okul ve fakülte açan siyasetçiler bunları yine oy için yapmadılar mı?
Sorarım size bunları yapan siyasetçiler ve partileri şimdi nerede? Neden oy alamadılar? Halkı bir kandırdılar, iki kandırdılar, halk baktı ki bunların hepsini oy için yapıyorlar hepsini sandığa gömdü.
Halk bunları öğrendi, siyasi partiler, yıllanmış tecrübeli siyasetçiler öğrenemediler, halkı .hala kandıracaklarını sanıyorlar.
Ayni gün TV de 14.00 haberlerinde futbol federasyonunun, şampiyonluğu ve ligden düşmeyi etkileyecek 6 maçın ayni saatte başlatılıp ayni saatte bitmesi için tedbirler almış. Bu maçlara ikişer gözlemci gönderecekmiş.
Lig bitmeden Siyasi partiler “bu yıl ligden düşme olmayacak, bunun için yasa çıkaracağız” derlerse düşme sınırındaki takımlar maça asılır mı? Özellikle ligde kalması için en az 1 puana ihtiyacı olan ve şampiyon adayı FB ile oynayacak olan Denizli spor nasılsa yense de, yenilse de ligde kalacak acaba maçta ne yapar? Böyle bir durum FB nin şampiyonluğunu şimdiden garanti altına almak olmaz mı?
Federasyon hiç zahmet etmesin. Çünkü böyle bir yasa çıkarılacak olursa maçlarda olay halan çıkmaz. Sadece adaletsizlik olur. 2006
09.05.2006 Salı günü CHP gurup toplantısında Deniz BAYKAL, aflara hep karşı olduklarını, konulan kuralların sık, sık değiştirilmesine karşı olduklarını, herkesin kuralları bilerek yarıştığını ve kimsenin bundan şikayetçi olamayacağını söyledi.
Ama dedi, Diyarbakır ve Samsun spora çok üzülüyorum, özellikle Diyarbakır sporun ligde kalması gerekir. Evet futbol bir spor yarışmasıdır ama esas olan sevgidir diye ilave etti. Ve devam etti. Eğer Diyarbakır spor ligden düşerse başta FB, GS, BJK, TS gibi büyük takımlar ve batı Anadolu illerinin takımları maç için Diyarbakır’a gitmeyeceğinden kardeşlik duyguları zedelenir.
Kısaca BAYKAL bu yıl ligden düşme kalksın diye verilecek yasa teklifini CHP destekleyecek dedi.
Doğuda birinci ligde takımı olmayan sadece Diyarbakır mı var? Tunceli, Hakkari, Van, Şırnak ve diğer iller ne olacak? Anadolu’da da bir çok ile gitmiyor büyük takımlar onlar ne olacak?
Erzurum da doğunun en büyük illerinden değil mi? O düşerken neden yasa çıkarıp düşme engellenmedi? Bu ayrımcılık değil mi? Diyarbakır’ı memnun ederken diğer illeri darıltmış olmaz mısınız?
Eğer FUTBOL, doğu ve güneydoğudaki sorunları bitirecekse, her kesin kavgasız dövüşsüz, kardeşçe yaşamasını sağlayacaksa, kin ve nefret yerine sevgiyi aşılayacaksa, bir yasa çıkarın “3 BÜYÜKLERİN futbol takımları YILDA EN AZ BİR KEZ DİYARBAKIRDA MAÇ YAPSIN.” Hatta voleybol, basket takımları da gelsin.
Siyasetçiler ve siyasi partiler süslü laflarla insanları aldattıklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar. Herkes biliyor ki bütün bunların yapmalarının amacı sadece ve sadece hep oy.
SİYASETÇİLER Bazı illere hava alanları da yapmıştı. Hiç uçak inmedi, yıllardır hayvan otlatılıyor. Bu hava alanlarını neden yaptılar? Hep oy için. Yıllar önce temeli atılan trilyonlar harcanıp bitirilemeyen ve çürüyen bir çok bina sık, sık haber oluyor medyada. Bu binalara hep seçimlere yakın başlanmıştı. Peki neden? Hep oy için. Yine yıllardır temeli atılıp başlanmayan, kabası olmuş ama bitirilemeyen ve bitirilemeyecek olan bir çok fabrikalara neden başlanmıştı? Yine oy için değil mi? Buralara harcanan paralar kimin paralarıydı? Milletin trilyonları. Kimseye hesap sorabildi mi?
Birçok ilçeyi il, bir çok köyü ilçe yapan, ilk ve orta öğretim için bile yeterli binası olmayan illere üniversite kuran ve bir çok ilçeye yüksek okul ve fakülte açan siyasetçiler bunları yine oy için yapmadılar mı?
Sorarım size bunları yapan siyasetçiler ve partileri şimdi nerede? Neden oy alamadılar? Halkı bir kandırdılar, iki kandırdılar, halk baktı ki bunların hepsini oy için yapıyorlar hepsini sandığa gömdü.
Halk bunları öğrendi, siyasi partiler, yıllanmış tecrübeli siyasetçiler öğrenemediler, halkı .hala kandıracaklarını sanıyorlar.
Ayni gün TV de 14.00 haberlerinde futbol federasyonunun, şampiyonluğu ve ligden düşmeyi etkileyecek 6 maçın ayni saatte başlatılıp ayni saatte bitmesi için tedbirler almış. Bu maçlara ikişer gözlemci gönderecekmiş.
Lig bitmeden Siyasi partiler “bu yıl ligden düşme olmayacak, bunun için yasa çıkaracağız” derlerse düşme sınırındaki takımlar maça asılır mı? Özellikle ligde kalması için en az 1 puana ihtiyacı olan ve şampiyon adayı FB ile oynayacak olan Denizli spor nasılsa yense de, yenilse de ligde kalacak acaba maçta ne yapar? Böyle bir durum FB nin şampiyonluğunu şimdiden garanti altına almak olmaz mı?
Federasyon hiç zahmet etmesin. Çünkü böyle bir yasa çıkarılacak olursa maçlarda olay halan çıkmaz. Sadece adaletsizlik olur. 2006
EN YAKICI SORUN
Evet; demokratik, laik cumhuriyet devleti yerine şeriat düzeninin egemen olacağı İslam devletini kurulması, irtica-gericilik tehlikesi var. Hatta değişik kimlik ve uygarlıkların temsilcisi olan ve binlerce yıldır birlikte yaşayan Anadolu halkının barış içinde birlik ve beraber yaşaması yani ülke bütünlüğünün tehlikede olduğu kaygısında olanlar her geçen gün artmakta. Peki bu tehlikeyi önlemenin yolu nedir?
Muhalefette bulunan partiler 4 yıldır iktidarda olan AKP zamanında bu tehlikelerin arttığını söylemekteler. Bu tehlikelerin ortadan kaldırılması için kendi partilerinin iktidara gelmesi gerektiğini söylemekteler. Özellikle ana muhalefet partisi CHP ve lideri laik, demokratik cumhuriyetin tehlikede olduğunu ve bunun için halkın ilk seçimde Atatürk’ün kurduğu CHP ye oy vereceğini ve iktidar yapacağını ummakta.
Ancak halk ise, irtica-gericilik, terör ve bölücülük tehlikelerini kabul etse de en yakıcı sorunun, İŞSİZLİK, YOKSULLUK, YOLSUZLUK olduğunu söylemekte. Yapılan anketlerde güvenilir kişi ve kurumlar arasında politikacılar ve siyasi partiler en altlarda çıkmakta. 4 yıllık iktidarı sırasında AKP yıprandı, oy kaybediyor, peki muhalefet partilerinin hiç biri neden oylarını arttıramıyor? Neden anketlerde oy oranları AKP nin üzerinde çıkmıyor?
Çünkü, muhalefet partileri, var olan sorunların çözümü için alternatif bir program üretemiyor. Çünkü, yaptıkları tek şey sadece iktidarın yaptıkları yanlışları dile getirmek. Çünkü, halkın en yakıcı sorunları içinde öncelikli olarak İŞSİZLİK, YOKSULLUK ve YOLSUZLUK en acil olduğunu unutmaları.
Eğer, CHP ve diğer muhalefet partileri “HALK ARTIK AKP ye OY VERMEZ, BİZE VERİR” diye düşünüyorlarsa çok fazla yanılıyorlar. AKP kesinlikle oy kaybecek, ama kaybettiği oylar muhalefet partilerine gitmeyecektir. CHP, DYP; ANAVATAN, MHP, DSP ve diğer muhalefet partileri öncelikle İŞSİZLİK, YOKSULLUK ve YOLSUZLUK sorunlarını çözeceklerine halkı inandıramazlarsa AKP den kaçan oylar ve önceki seçimde oy kullanmayan seçmenler sandığa gitmeyecektir.
AKP kendine oy verecek seçmenlerinin tamamını sandığa götürecek, oy kullanan seçmenin en fazlasının oyunu alacak, belki bu kez % 26 değil ama % 15 oy alacak ve en fazla milletvekilini çıkaracak, oyların dağılımına göre yine tek başına iktidar olacaktır. 31.10.2006
Muhalefette bulunan partiler 4 yıldır iktidarda olan AKP zamanında bu tehlikelerin arttığını söylemekteler. Bu tehlikelerin ortadan kaldırılması için kendi partilerinin iktidara gelmesi gerektiğini söylemekteler. Özellikle ana muhalefet partisi CHP ve lideri laik, demokratik cumhuriyetin tehlikede olduğunu ve bunun için halkın ilk seçimde Atatürk’ün kurduğu CHP ye oy vereceğini ve iktidar yapacağını ummakta.
Ancak halk ise, irtica-gericilik, terör ve bölücülük tehlikelerini kabul etse de en yakıcı sorunun, İŞSİZLİK, YOKSULLUK, YOLSUZLUK olduğunu söylemekte. Yapılan anketlerde güvenilir kişi ve kurumlar arasında politikacılar ve siyasi partiler en altlarda çıkmakta. 4 yıllık iktidarı sırasında AKP yıprandı, oy kaybediyor, peki muhalefet partilerinin hiç biri neden oylarını arttıramıyor? Neden anketlerde oy oranları AKP nin üzerinde çıkmıyor?
Çünkü, muhalefet partileri, var olan sorunların çözümü için alternatif bir program üretemiyor. Çünkü, yaptıkları tek şey sadece iktidarın yaptıkları yanlışları dile getirmek. Çünkü, halkın en yakıcı sorunları içinde öncelikli olarak İŞSİZLİK, YOKSULLUK ve YOLSUZLUK en acil olduğunu unutmaları.
Eğer, CHP ve diğer muhalefet partileri “HALK ARTIK AKP ye OY VERMEZ, BİZE VERİR” diye düşünüyorlarsa çok fazla yanılıyorlar. AKP kesinlikle oy kaybecek, ama kaybettiği oylar muhalefet partilerine gitmeyecektir. CHP, DYP; ANAVATAN, MHP, DSP ve diğer muhalefet partileri öncelikle İŞSİZLİK, YOKSULLUK ve YOLSUZLUK sorunlarını çözeceklerine halkı inandıramazlarsa AKP den kaçan oylar ve önceki seçimde oy kullanmayan seçmenler sandığa gitmeyecektir.
AKP kendine oy verecek seçmenlerinin tamamını sandığa götürecek, oy kullanan seçmenin en fazlasının oyunu alacak, belki bu kez % 26 değil ama % 15 oy alacak ve en fazla milletvekilini çıkaracak, oyların dağılımına göre yine tek başına iktidar olacaktır. 31.10.2006
BU KADARDA İNSAFSIZLIK OLMAZ
Cumhurbaşkanının yasayı veto gerekçelerin okuyunca, kendilerine kıyak maaş ve emeklilik hakkını alırken işçiye, köylüye, çiftçiye, küçük esnafa, memura nasıl bu kadar insafsız olunur? Böyle bir yasaya vicdanları sızlamadan nasıl EVET dediler? Diye düşündüm. DAHA BİR İŞİ OLMAYAN milyonlarca çoğu genç insan şimdilik sessiz. Beki İŞ OLMADAN SOSYAL GÜVENLİK ZATEN OLMAZ diye düşünüyorlar. Belki NASILSA BİZ EMEKLİ OLUNCAYA KADAR 25 YIL İÇİNDE BU YASA DEĞİŞİR diye düşünüyorlar. Gerçekten bu gün en yakıcı sorun İŞSİZLİK. Çalışanların bir çoğu SSK’ lı bile değil ve iş güvencesi yok.
Fakat SOSYAL GÜVENLİK sadece emeklilik için veya yasal zorunluluk için gerekli değil. Sosyal güvenlik kapsamında olmasan kendin, eşin, çocukların hasta olduğunda milyarları bulan doktor, ilaç ve tedavi ücretlerine parayı nereden bulacaksın? Daha da önemlisi iş kazası geçirsen, çalışamaz hale gelsen senin, ailenin hali ne olacak? Bu gün işin olsa da, olmasa da çıkarılacak SOSYAL GÜVENLİK YASASI seni ilgilendiriyor. Çünkü bu yasa maaşından ne kadar kesinti olacak? Hasta olduğunda tedavi ve ilaç paranın ne kadarını kurum verecek? İş kazası geçirdiğinde durumun ne olacak? Her yıl ücretin ne kadar artacak? Kaç yılda emekli olacaksın? Emekli maaşın ne kadar olacak? Sen ölürsen eşine, çocuklarına nasıl ve ne kadar maaş bağlanacak? Bütün bunları bu yasa düzenliyor
Bu gün işsiz olanlar. Bu gün sigortasız olanlar. Bu gün BAĞ – KUR lu olmayanlar. Bu gün emekli sandığına tabi olmayanlar. Eğer sosyal güvenlik yasasını cumhurbaşkanı veto etmemiş olsaydı. diyelim 25 yaşında, SSK lı, BAĞ – KUR lu veya devlet memuru oldunuz, 25 yıl çalışacak, 9 bin iş günü prim ödeyecek ve emekliliği 50 yaşında hak edecektiniz ama emekli maaşını erkekseniz 20 yıl bekleyip 60 yaşında, kadınsanız 18 yıl bekleyip 58 yaşında ancak alacaktınız.
Yine yasa veto edilmeseydi; maaş ve ücretleriniz her yıl ocak ve temmuz aylarında ancak enflasyon oranı (TÜFE) kadar artacaktı. Bunda ne var? Demeyin. Sosyal devlette ücretler artarken enflasyona en az % 1 – 2 de refah payı eklenerek zam yapılır ücretlere. Yasa veto edilmeseydi bu gün milli gelir kişi başına 5000 dolar deniyor. 5 yıl sonra milli gelir kişi başına 20 bin dolara çıksa bile ve enflasyon %1 olsa, ülkede bir çok kişi kat ve kat zenginleşecek ama ücretli ve maaşlıların ücreti % 1 artacak. Ülke zengin, iş adamları zengin, milletvekilleri zengin ama ücretliler daha fakir olacak.
Eğer sosyal güvenlik yasası yürürlüğe girseydi, Tedavi ücretleri bugün sosyal güvenlik kurumu tarafından ödenirken bundan sonra senden katılım payı alacaklardı. Hatta 18 ve 40 yaş arası dişin ağrısa çektirme parasını, dolgu yaptıracaksan dolgu parasının tamamını cebinden ödeyecektin. Sanki gençken insanın dişi hiç hastalanmaz. 40 yaşından sonra ise tedavi ücretinin yarısını sen verecektin.
Eğer bu yasa veto edilmeyip yürürlüğe girseydi kıdem tazminatı veya ikramiyen 2008 yılından itibaren işverenin tarafından ödenecekti. Peki hangi işveren çalışanlarının kıdem tazminatlarını tam olarak ödüyor? Seni emekliliğine az kala işten ata, iflas ettim diye işyerini kapatsa veya başkasına devrederse yılların alın terini nasıl alacaksın? Mahkeme kapılarında koştur dur? Mahkemeyi kazansan bile eski patronunun üzerinde kuruş para, bir evlek bile taşınmaz bulabilirsen belki alırsın.
Sosyal güvenlik kurumları batakta ise suçlusu ücretliler mi? Devlet memurlarından kesintiler ne yapıldı? Faizler % 100 e dayandığı zaman bile düşük faizlerle devlet bankalarında tutuldu, işverenlere kredi olarak verildi, hazinenin açıkları için kullanıldı. Para olmayınca da yüksek faizlerle de borç para alındı. Peki SSK neden açıkta? Çünkü KİT ve belediyeler, özel sektör işçilerden kestiği SSK primlerini SSK ya yatırmadı. SSK emekli aylıklarını, tedavi masraflarını, personel ücretlerini ödemek için yüksek faizle borçlandı. SSK borçlarına sık, sık af getirildi. Yasaya göre sigortasız işçi çalıştırmak suç olduğu halde sigortasız işçi çalıştırılmasına göz yumuldu. Bağ Kur primler yüksek, enflasyon yüksek, hayat pahalı olduğundan primler ödenemedi ama prim ödeyebilecek olan bir çok kişi de NASILSA YAKINDA AF ÇIKAR diye prim ödemedi. Bağ Kur ödeme güçlüğüne düştü. HİÇ BİR ÜLKEDE SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI SADECE ÇALIŞANLARDAN KESİLEN PRİMLERLE AYAKTA KALMAZ. AVRUPA ÜLKELERİNDE SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARINA DEVLET BİZİM ÜLKEMİZİN 10 KATI KATKI YAPIYOR. SOSYAL DEVLET BUDUR
Bize işsizliği , yokluğu, yolsuzluğu önleme, refaha kavuşturma sözü verip iktidara gelenler. . Vatandaş dilenci olmak istemiyor. Aşevlerinden karın doyurmak, yeşil kart peşinde koşmak, zekat marketlerde yiyecek dilenmek, fakir fukara fonundan para almak istemiyor. Evini geçindirecek, çoluk ve çocuğumuzla insanca yaşayabilecek emeğinin, alın terimizin hakkı olan bir ücret istiyor. Hastalandığımızda para sorulmadan tedavi edilmek istiyoruz. Yaşlandığımızda kimseye muhtaç olmadan yaşamak istiyoruz. Ülkenin milli gelirinin adil dağıtılmasını istiyor. IMF nin emirlerini değil ülke insanının istediklerinin yapılmasını istiyor. Bunu yapan yapar. Yapamayan gider, yapacak gelir diyor. 2006
Fakat SOSYAL GÜVENLİK sadece emeklilik için veya yasal zorunluluk için gerekli değil. Sosyal güvenlik kapsamında olmasan kendin, eşin, çocukların hasta olduğunda milyarları bulan doktor, ilaç ve tedavi ücretlerine parayı nereden bulacaksın? Daha da önemlisi iş kazası geçirsen, çalışamaz hale gelsen senin, ailenin hali ne olacak? Bu gün işin olsa da, olmasa da çıkarılacak SOSYAL GÜVENLİK YASASI seni ilgilendiriyor. Çünkü bu yasa maaşından ne kadar kesinti olacak? Hasta olduğunda tedavi ve ilaç paranın ne kadarını kurum verecek? İş kazası geçirdiğinde durumun ne olacak? Her yıl ücretin ne kadar artacak? Kaç yılda emekli olacaksın? Emekli maaşın ne kadar olacak? Sen ölürsen eşine, çocuklarına nasıl ve ne kadar maaş bağlanacak? Bütün bunları bu yasa düzenliyor
Bu gün işsiz olanlar. Bu gün sigortasız olanlar. Bu gün BAĞ – KUR lu olmayanlar. Bu gün emekli sandığına tabi olmayanlar. Eğer sosyal güvenlik yasasını cumhurbaşkanı veto etmemiş olsaydı. diyelim 25 yaşında, SSK lı, BAĞ – KUR lu veya devlet memuru oldunuz, 25 yıl çalışacak, 9 bin iş günü prim ödeyecek ve emekliliği 50 yaşında hak edecektiniz ama emekli maaşını erkekseniz 20 yıl bekleyip 60 yaşında, kadınsanız 18 yıl bekleyip 58 yaşında ancak alacaktınız.
Yine yasa veto edilmeseydi; maaş ve ücretleriniz her yıl ocak ve temmuz aylarında ancak enflasyon oranı (TÜFE) kadar artacaktı. Bunda ne var? Demeyin. Sosyal devlette ücretler artarken enflasyona en az % 1 – 2 de refah payı eklenerek zam yapılır ücretlere. Yasa veto edilmeseydi bu gün milli gelir kişi başına 5000 dolar deniyor. 5 yıl sonra milli gelir kişi başına 20 bin dolara çıksa bile ve enflasyon %1 olsa, ülkede bir çok kişi kat ve kat zenginleşecek ama ücretli ve maaşlıların ücreti % 1 artacak. Ülke zengin, iş adamları zengin, milletvekilleri zengin ama ücretliler daha fakir olacak.
Eğer sosyal güvenlik yasası yürürlüğe girseydi, Tedavi ücretleri bugün sosyal güvenlik kurumu tarafından ödenirken bundan sonra senden katılım payı alacaklardı. Hatta 18 ve 40 yaş arası dişin ağrısa çektirme parasını, dolgu yaptıracaksan dolgu parasının tamamını cebinden ödeyecektin. Sanki gençken insanın dişi hiç hastalanmaz. 40 yaşından sonra ise tedavi ücretinin yarısını sen verecektin.
Eğer bu yasa veto edilmeyip yürürlüğe girseydi kıdem tazminatı veya ikramiyen 2008 yılından itibaren işverenin tarafından ödenecekti. Peki hangi işveren çalışanlarının kıdem tazminatlarını tam olarak ödüyor? Seni emekliliğine az kala işten ata, iflas ettim diye işyerini kapatsa veya başkasına devrederse yılların alın terini nasıl alacaksın? Mahkeme kapılarında koştur dur? Mahkemeyi kazansan bile eski patronunun üzerinde kuruş para, bir evlek bile taşınmaz bulabilirsen belki alırsın.
Sosyal güvenlik kurumları batakta ise suçlusu ücretliler mi? Devlet memurlarından kesintiler ne yapıldı? Faizler % 100 e dayandığı zaman bile düşük faizlerle devlet bankalarında tutuldu, işverenlere kredi olarak verildi, hazinenin açıkları için kullanıldı. Para olmayınca da yüksek faizlerle de borç para alındı. Peki SSK neden açıkta? Çünkü KİT ve belediyeler, özel sektör işçilerden kestiği SSK primlerini SSK ya yatırmadı. SSK emekli aylıklarını, tedavi masraflarını, personel ücretlerini ödemek için yüksek faizle borçlandı. SSK borçlarına sık, sık af getirildi. Yasaya göre sigortasız işçi çalıştırmak suç olduğu halde sigortasız işçi çalıştırılmasına göz yumuldu. Bağ Kur primler yüksek, enflasyon yüksek, hayat pahalı olduğundan primler ödenemedi ama prim ödeyebilecek olan bir çok kişi de NASILSA YAKINDA AF ÇIKAR diye prim ödemedi. Bağ Kur ödeme güçlüğüne düştü. HİÇ BİR ÜLKEDE SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI SADECE ÇALIŞANLARDAN KESİLEN PRİMLERLE AYAKTA KALMAZ. AVRUPA ÜLKELERİNDE SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARINA DEVLET BİZİM ÜLKEMİZİN 10 KATI KATKI YAPIYOR. SOSYAL DEVLET BUDUR
Bize işsizliği , yokluğu, yolsuzluğu önleme, refaha kavuşturma sözü verip iktidara gelenler. . Vatandaş dilenci olmak istemiyor. Aşevlerinden karın doyurmak, yeşil kart peşinde koşmak, zekat marketlerde yiyecek dilenmek, fakir fukara fonundan para almak istemiyor. Evini geçindirecek, çoluk ve çocuğumuzla insanca yaşayabilecek emeğinin, alın terimizin hakkı olan bir ücret istiyor. Hastalandığımızda para sorulmadan tedavi edilmek istiyoruz. Yaşlandığımızda kimseye muhtaç olmadan yaşamak istiyoruz. Ülkenin milli gelirinin adil dağıtılmasını istiyor. IMF nin emirlerini değil ülke insanının istediklerinin yapılmasını istiyor. Bunu yapan yapar. Yapamayan gider, yapacak gelir diyor. 2006
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)