19 Haziran 2008 Perşembe

AYNİ GEMİDE (Mİ) YİZ.

Birçok aydın, yazar, hukukçu ve bilim adamı ülkemizde laikliğin, demokratik cumhuriyetin tehlikede olduğuna inanmıyor. Din devleti kurulması, bazı tarikat liderlerinin koyduğu din kurallarının egemen kılınacağına da inanmıyor.

Bankaların büyük kısmının, bütün sanayi tesislerinin yabancıların eline geçmesini, topraklarımızın yabancılara satılmasını, dış borcumuzun katlanmasını, ekonomik, siyasal her konuda her geçen gün daha fazla dışa bağımlı hale gelmemizi,

İktidarın devletin bütün kadrolarını, bütün demokratik kurumları, meslek odalarını, kooperatif ve sendikaları, üniversiteleri ele geçirmesini, yargıyı etkisiz hale getirmesini istediğine inanmıyor veya bu durumu hiç sakıncalı görmüyor.

Özellikle laikliği tehlikede olduğuna inanmayanların, bu gidişatı tehlike görmeyenlerin Anadolu'da "en azından uzun yıllardan bu yana" yaşamadığını düşünüyorum.

Mahalle baskısını, din kurallarının yaşamda nasıl hayata geçtiğini görmediğini, fısıltı gazeteleri ile, laikliğin dinsizlik olarak anlatıldığını, Atatürk ve kurtuluş savaşı hakkında neler söylendiğini bilmiyorlar.

Bu insanların sadece kendi görüşlerini savunan belli gazeteleri okuyup, belli TV leri seyrettikleri, Kendi güvendiği tarikat, cemaat liderleri ve onların güvendiği kişiler dışında din konusunda Diyanet işleri başkanlığı dahil hiç bir din aliminin söylediklerine inanmadığını veya "küçük şeyler, yaygın değil, toplumun her kesimine mal edilemez" diye küçümsediklerine inanıyorum.

Ama ben ve benim gibi bütün değişimleri birebir yaşayan, gören milyonlarca kişi "demokratik, laik, cumhuriyetin hatta bağımsızlığımın tehlikede olduğuna inanıyor.

Demokrasinin vaz geçilmezi siyasi Partilerin kapatılması doğaldır ki iyi bir şey değil.

Ancak sistem kendini başka nasıl koruyacak?

Millet vekillerini bile kendi seçemiyor?

Bütün siyasi partilerde her şeye liderler karar veriyor.

Parti içi demokrasi yok.

Seçim yasası anti demokratik ve yüksek barajlar var.

Yasama ve yürütme bütünleşmiş. Denetim yapılamıyor. Sınırsız dokunulmazlıklar nedeni ile yolsuzluk ve adaletsizliklerden hesap sorulamıyor.

Peki ne yapılmalı?

Evet, Hep söylendiği gibi bu gün için hepimiz “AYNİ GEMİDEYİZ.”

Ancak eğer gemi batarsa, çok küçük bir azınlık bir telefonla helikopter, yat veya en azından can kurtarıcı bir sandal çağırıp gemi batmadan gemiden kurtulabilirler.

Ancak gemide milyonlarca kişinin can simidi bile bulup gemiden kurtulması mümkün değil.

Yani gemi batarsa; milyonlarca işçi, köylü, memur, küçük esnaf, işsiz, yoksul, iktidara destek veren, yapılanlara sessiz kalan veya iktidardan nefret eden,

Başını örten veya örtmeyen,

Dindar veya değil

Ayrımsız hiç birimizin kurtuluşu yok. Gemi batınca hepimiz boğulacağız.

Bu nedenle biz “ GEMİ BATMASIN VE BU GEMİDE” hepimiz, hangi inanç, düşünce ve siyasi fikirde olursak olalım, kardeşçe, huzur içinde birlikte yaşayalım diyoruz.
19.06.2008

11 Haziran 2008 Çarşamba

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ !

Sivil ne demek?
Sivil denince “ÜNİFORMALI” yani “özellikle asker, polis” olmayan akla geliyor.
Günlük yaşamda ve halk arasında bu doğru kabul edilebilir.
Ancak gerçekte bu tam olarak doğru değildir. Hatta yanlıştır.
Sanayi ve ticaret odaları, bakkallar, berberler, şoförler, mühendisler v.b , meslek odaları, sırf lokal açmak için kurulmuş “kanarya sevenler, avcılar, kümes hayvanları v.b. dernekleri STÖ değildir.
Kızılay, yeşil ay gibi kamu yararı sayılan dernekler STÖ değildir.
Sendikalar STÖ değildir.
Bütün bunların hepsinin üyeleri ve toplum için ekonomik ve demokratik talepleri vardır. Bunları iktidardan isterler. Talepleri gerçekleşmediği taktirde demokratik haklarını kullanarak çeşitli eylem ve gösteriler de yaparlar.
Hatta bu örgütlerin bir çoğu temsil ettikleri kitlenin veya sınıfın haklarını alabilmek için kendilerinin yönetiminde söz ve karar sahibi oldukları bir siyasi partinin iktidar olmasını hedefleyebilirler.
Ama yine bu örgütler STÖ değildir, olamaz.
Çünkü STÖ ve bu örgütlerde yer alan kişiler her zaman yönetenlere muhaliftirler. Hiçbir zaman yöneten olmazlar.
Çünkü yönetenler her zaman yasa ve kurallarla kendilerini sınırlar, ne kadar ilerici ve aydın olurlarsa olsunlar bir yerde değişime karşı dururlar.
Gerektiğinde toplumun sınıf ve katmanları ile uzlaşır bazı şeyleri yapmaz, veya yapılmaması gereken şeyleri yaparlar.
Bu nedenle;
STÖ her zaman ve her yerde TAMAMEN BAĞIMSIZ olmalıdır.
STÖ içinde olanlar tamamen gönüllülük esasına göre çalışırlar.
STÖ üyeleri kendileri hatta kendi ülkeleri için hiçbir çıkar düşünmezler.
Her zaman bütün insanlığı, doğayı, güzel olan her şeyi talep ederler.
Bütün istekleri yerine getiriliyor olsa bile daha güzelini talep etmeyi sürdürürler. Çünkü her zaman daha iyinin yapılabileceğine ve bunun mümkün olduğuna inanırlar.
Bu nedenle;
Her ne kadar DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, ADALET, DOĞA VE ÇEVRE sorunlarına duyarlı olan ve bunun için mücadele eden sendika, dernek, vakıf, meslek odaları varsa da;
Devletten, kamu kurumlarından, yurt dışı veya içi dernek ve vakıflardan, doğayı kirleten veya çevreci iş adamlarından maddi yardımlar alanlar,
Yasa ve yönetmeliklere göre kurulmuş belli işlevi olan bütün örgütlenmeler,
Asla ve asla tam olarak SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ sayılmaz. 27.05.2008

“SİVİL” DEGİL “DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ ANAYASA”

Neden “SİVİL” değil?
Çünkü, bir anayasanın siviller tarafından yapılmış olması tabi ki önemlidir ama ondan daha önemlisi: “DEMOKRATİK, LAİK, HER TÜRLÜ DÜŞÜNCE, FİKİR VE İNANÇLARA, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, ÖZGÜRLÜKÇÜ, EVRENSEL HUKUK KURALLARINA DAYANAN KURALLARI İÇEREN” hükümler taşıması çok daha önemlidir.
Neden, ülkemizde “DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ ANAYASA” yapılamıyor?
Yapılamıyoruz çünkü; Parlamentoda çoğunluğu olan her siyasi parti “DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ ANAYASA” değil, kendi savunduğu siyasi görüşlere uygun bir anayasa yapmak istiyor.
Yapamıyoruz çünkü: Herkes “anayasa, sadece bizim fikirlerimize, düşüncelerimize, inancımıza uygun olsun” istiyor.
Yapamıyoruz çünkü; Yeni anayasa nasıl ve kimler tarafından yapılmalı? Yeni anayasayı yapacak meclis nasıl oluşturulmalı? Yeni Anayasanın özü, yani ortak değerler ne olmalı? Konularında uzlaşamıyoruz.
Bütün bunlarda uzlaşsak bile daha başka sorunlar çıkacak.
Dokunulmazlıklar, kuvvetler ayrılığı yani yasama ve yürütme, yargı ayrımı, nasıl olacak? Çalışanların grevli, toplu sözleşmeli sendikalar hakları nasıl olacak? Tüm çalışanların sosyal güvenceleri, sağlık ve eğitim politikaları nasıl belirlenecek? Üretim ve milli gelirin paylaşımı nasıl olacak? Dış politikamız, ABD, AB ve NATO ile ilişkilerimiz nasıl olacak? ABD nin ORTADOĞU, AVRASYA politikalarına destek mi vereceğiz yoksa karşı mı çıkacağız?
İşte bunun için “DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ ANAYASA” yapamıyoruz.
Mademki hepimiz hem siviller tarafından yapılacak, hem demokratik bir anayasa istiyoruz, öyleyse öz olarak “İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ” benimseyelim.
Beyannamenin son maddesinde “İşbu Beyannamenin hiçbir hükmü, herhangi bir devlete, zümreye ya da ferde, bu Beyannamede ilan olunan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyete girişme ya da eylemde bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.” Demekte. Biz de anayasamızın “değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez” başlangıç hükümleri içine “ANAYASANIN ÖZÜ İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNE DAYALIDIR. ANAYASANIN HİÇBİR HÜKMÜ VE ANAYASAYA DAYANILARAK ÇIKARILACAK HİÇBİR YASA VE HİÇBİR UYGULAMA ANAYASANIN ÖZÜ İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNE AYKIRI OLARAK YORUMLANAMAZ” hükmünü koyalım.
Benim başkanı olduğum sandıkta 1982 anayasasına çıkan 7 “HAYIR” oyundan biri benimdi. O günden bu yana yasakçı, anti demokratik, baskıcı 1982 anayasasına karşıyım. O günden bu yana özgür ve demokratik olarak, toplumun en küçüğünden en büyüğüne bütün kesimlerini, her türlü, düşünce, fikir ve inancın temsilcisinin bulunduğu bir “kurucu meclis” oluşturularak demokratik bir anayasa yapılmasını savundum ve hala savunuyorum. Hatta bu düşüncemi ve önerimi 1997 yılında bir mektupla Bülent ECEVİT’ e ilettim.
Demokratik, özgürlükçü, çalışanlara grevli ve toplu sözleşmeli hakları getiren, sola ve farklı fikirlerin partileşmesine ve halkın gerçek temsilcilerinin parlamentoda yer almasına izin veren siyasi partiler ve seçim yasasının bulunduğu 1961 anayasası için “BU ANAYASA TOPLUMA BOL GELDİ” diyenler, 12 mart asker muhtırası ile solcu ve aydınlar ceza evinde işkence görürken ellerini ovuşturanlar, anayasadaki özgürlükler tırpanlanırken sevinenler mi şimdi özgürlükçü?
Bu günde sayıları az olmayan, askeri yönetimler, emperyalist yabancı sermaye ve onların ülkedeki işbirlikçi temsilcileri ile özgürlüklerin tırpanlanmasına ses çıkarmayan hatta destek veren dönek solcuları örnek gösterip, tüm baskı, eziyet ve zorluklara rağmen demokrasi, insan hakları, fikir, düşünce ve inanç özgürlüğünü bir gram taviz vermeden o zamanda bu günde savunanlara şimdi,
AKP iktidarının;
Devleti ele geçirmesine,
Demokratik, laik düzeni din devletine dönüştürmesine,
AB nin tüm isteklerinin itirazsız yerine getirilmesine,
ABD nin emperyalist politikalarına,
Irak, Afganistan ve Orta doğu politikalarına destek vermesine karşı çıkanlara
“DARBECİ” diyenlerin
Geçmişlerine,
Bu gün kimlerle neden işbirliği yaptığına bakmak zahmetine hiç kimse katlanmıyor.
ACABA NEDEN? 11.06.2008

2 Haziran 2008 Pazartesi

AB BİZDEN İSTEDİLERİ VE İSTEMEDİKLERİ

Avrupa parlamentosu (AP), büyük çoğunlukla Türkiye raporunu 21.05.2008 günü kabul etti.
AP NELER İSTEMEDİ?
1 - Siyasi partiler ve seçim yasasının demokratik hale getirilmesini istemedi.
2 - Böylece milletin vekillerini kendisinin değil liderlerin belirlemesine itirazının olmadığı, bu görüldü.
3 - Seçim yasasının değiştirilerek, demokratik hiçbir ülkede olmadığı kadar yüksek % 10 seçim barajının indirilmesini istemedi.
4 - Yolsuzlukların önlenmesi için, yine demokratik hiçbir ülkede olmayan Başbakan, bakan ve milletvekillerinin sınırsız dokunulmazlıklarının sınırlandırılmasını istemedi.
5 - Tüm çalışanların sosyal güvence altına alınmasını istemedi.
6 - Tüm çalışanların grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklara, iş güvencesine sahip olması için yasal değişiklikler yapılmasını istemedi.
7 - Ceza yasalarında değişiklik yapılarak cezaların adil ve caydırıcı olmasını istemedi.
8 - YOLSUZLUK, YOLSUZLUK VE İŞSİZLİĞİN , gelir dağılımının adaletsizliğinin önlenmesini istemedi.
9 - Kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasını istemedi.
10 - Tüm demokratik Anayasalarda ve hukuk devletinde olduğu gibi, yargının, tarafsız olması gerektiğini, siyasetçilerin ve siyasi iktidarların vesayetinden çıkarılmasını, yargıçlar ve savcılar kurulunda Adalet bakanı veya temsilcisinin yer almasının engellenmesini, Hukukun üstünlüğüne saygı duyulmasını, adil ve hızlı karar vermesi gereken yargının önündeki engellerin kaldırılmasını istemedi.
AP NELER İSTEDİ?
1 - AK Partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından endişe duyduklarını, belirtip Anayasa mahkemesinin hukuk devleti ilkeleri, Avrupa standartları ve Venedik Komisyonunun, siyasal partilerin kapatılmasıyla ilgili ölçütlerine uygun karar alınsın,
2 - ERGENEKON soruşturmasının kararlılıkla sürdürülsün, örgütün devlet organlarındaki tüm bağlantılarının ortaya çıkarılsın, örgütle ilişkisi olanların yargıya teslim edilsin,
3 - Vakıflar Yasasının çıktı memnunuz, azınlıklarca mülklerin yönetimi, satın alınması ve üçüncü kişilere satılmış olanlar dahil geri alınması, dinsel özgürlüklerle ilgili tüm yükümlülükler yerine getirilsin, HEYBELİADA RUHBAN OKULUNUN yeniden açılsın ve “EKÜMENİK PATRİK” unvanının kullanımına izin verilsin,
4 - Kıbrıs sorununa BM gözetiminde kapsamlı çözüm bulunsun, Kıbrıs da bulunan Türk askerlerinin çekilirse çözüm müzakerelerini kolaylaşır,
5 - Türkiye’nin, ekonomik ambargoyu sona erdirsin, Ermenistan ile sınır kapısını yeniden açsın,
6 - Fransız parlamenterlerin girişimiyle, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını gündeme getiren değişiklik önergeleri ise genel kurulda oylanma kararı alındı,
7 - Türkiye’nin AB - NATO stratejik işbirliği anlaşmasının uygulanmasını engellemesinden üzüntü duyuluyor,
8 - DTP milletvekillerinden ve belediye başkanlarından terör örgütüyle aralarına açık bir sınır koysun, LEYLA ZANA ile birlikte DTP üyesi 53 belediye başkanı görüşlerini açıkladıkları için dava açılması yanlış,
9 - Demokratik yollarla seçilmiş siyasal liderlik, iç ve dış politikayla güvenlik konularının biçimlenmesinde tam sorumluluk üstlenmeli, ordunun demokratik sorumluluğa saygı göstermesi güvence altına alınsın, TBMM'nin askeri ve savunma politikasında bu kapsamdaki tüm harcamalarda tam denetim yetkisinin tesis edilmesi için hükümetin yeni sistematik çabalar göstersin,
9 - Kadına yönelik şiddetle mücadelede Türkiye'nin ilerleme sağladığı, eşit muameleyle kadınların eğitim alabilsin, ekonomik açıdan güçlendirilsin,
10 - Hükümet, reformları sürdürürken, demokratik ve laik bir Türkiye’de çoğulculuk ve farklılıklara saygı göstersin, ülkenin çağdaşlaşması için hükümet ve tüm siyasal partiler, önemli adımlarda yapıcı bir uzlaşmaya gitsin,
11 - Üniversitelerdeki başörtüsü yasağının, geniş anlamda sivil toplumun görüşlerini temel alınarak, geniş çaplı bir reform paketi içinde kaldırılsın, halkın bir bölümünde endişe ve düş kırıklığı yaratmasın,
12 - Türkiye’de 1 Mayıs gösterilerinde çıkan olaylarda polisin fazla güç kullandığı haberlerinden AP endişe duydu,
13 - Türk Ceza Yasasının 301. maddesindeki değişikliğin yeterli değil, bu madde ile diğer kısıtlayıcı maddelerin tamamen kaldırılması gerekir. Demiş. 21.05.2008

29 Mayıs 2008 Perşembe

AKP’NİN ÇIKARDIĞI YASA KENDİNİ Mİ VURACAK?

AKP’NİN ÇIKARDIĞI YASA KENDİNİ Mİ VURACAK?
Eskiden siyasi partiler seçimde aldıkları oy oranı yanında TBMM de gurup kurmuşlarsa yine hazine yardımından yararlanabiliyordu. Seçimlerden önce AKP ve CHP den istifa eden bazı milletvekilleri ANAP a geçmiş ve gurup kurmuşlardı. Bunun üzerine AKP ve CHP anlaşarak siyasi partilere verilecek hazine yardımını düzenleyen yasayı değiştirmişti. Yeni yasaya göre bir siyasi parti seçimlere katılmamış ve % 7 ve daha fazla oy alamamışsa hazine yardımından yaralanamayacak.
Fakat bu yasa çıkarılırken hiç hesaplanmayan bir durum meydana geldi. AKP hakkında Anayasa mahkemesine kapatma davası açıldı. Eğer Anayasa mahkemesi AKP nin kapatılmasına karar verirse;
1 - AKP nin bütün parası ve mal varlığı hazineye geçecek.
2 - Yerine kurulacak partiye kaç milletvekili katılmış olursa olsun ve isterse iktidar olsun hazine yardımın yararlanamayacak. Yani yeni partinin TBMM’deki sandalye sayısı 300’ü de geçse devletten yardım alamayacak. 11.05.2008 – VATAN GAZETESİ (INTERNET)
AKP SANAL DESTEK BULAMADI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın açtığı kapatma davasına karşı sert tepki gösteren AKP bir yandan ön savunma ve hazırlarken bir yandan da kapatma davasına karşı İNTERNET ortamında da kampanya yürütme kararı almış.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nde açılan kapatma davasına tepkileri sanal ortama da taşımak ve partiye destek için “benidekapatin.com” ve “kapatmayahayir.com” isimli İNTERNET siteleriyle en az 1 milyon imza toplamayı hedeflemiş.
Destek için imza istenilen “kapatmayahayir.com” İNTERNET sitesine konulan metinde:
“Oylarımızla, siyasal tercihlerimize, irademize sahip çıkıyoruz” sloganını benimseyen “kapatmayahayir.com” isimli İNTERNET sitesi amacını, “Türkiye bir kez daha, üç kişiyi idam ederek güzel bir sistem kurmakla övünen ELİTİST anlayışın tehdidi altındadır. Bu zamana kadar kapatılan 26 partiye bir yenisi daha eklenmek istenmektedir. Türkiye, halkın tercihleri ile seçkinlerin korku siyaseti arasında bir kıskaca alınmak istenmektedir. Seçmenin yüzde 47’sinin tercihini alan, ülkeyi 6 yıldır yöneten bir parti kapatılmak istenmektedir. Halkın desteğini alan bir siyasal parti, kendini halkın, demokratik işleyişin, hukukun üstünde gören seçkinlerin korkularına kurban edilmek istenmektedir. Türkiye’nin geleceği bir kez daha karartılmak istenmektedir” denilmiş.
Protesto için açılan diğer site olan “benidekapatin.com” isimli İNTERNET sitesinde de:
“Sayın yetkili, kendi kanaatimce, kapatılmamın ülkem, devletim ve insanlık adına çok yerinde bir karar olacağını düşünüyorum. Lütfen beni de kapatın” denilerek İNTERNET kullanıcılarından kapatma davasına tepkilerini göstermeleri istenmiş.
Her iki site de kapatma davasının açıldığı ilk günlerde yoğun ilgi görmüş. İmzalar kısa sürede binlere ulaşmış.
“kapatmayahayir.com” isimli sitede ilk 5 saatte 26 bin imza toplanmış, 1 hafta içinde 1 milyon imzaya ulaşması hedeflenmiş.
Fakat bütün çabalara rağmen İNTERNET “kapatmayahayir.com” da toplanan imza 1,5 ay sonunda ancak 580 bin olmuş.
“benidekapatin.com” sitesinde ise toplanan imzalar ise ancak 67 binde kalmış.
CAMİ
Samsun ili Kavak ilçesi Bey köyü. Köyün nüfusu 500. Köyün su, kanalizasyon ve yolunun birçok eksiği var. Sağlık ocağı var ebesi yok. Okul harap. Sınıf da teneke soba yanıyor. Köyün camisi yanmış. Cami yaptırmak için bir dernek kurmuşlar. Dernek bu köyde 365 m² büyüklüğünde 2 katlı, 16 kubbeli, 103 pencereli, alt katı konferans salonu kütüphane, yemekhane ve mavi fayansla kaplı lüks tuvaletli 1500 kişilik cami yaptırıyormuş. (02.12.2002 Posta gazetesi)
GÜNÜN SÖZÜ
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için." (SHAKESPEARE)

SİGARA YASAĞI !!!!!!

SİGARA YASAĞI !!!!!!
Ben sigara içtiğim 35 yıl sırasında bu yasaklar konulsaydı karşı çıkardım. Evet sigara sağlığa zararlı. Evet biz sigara içtiğimizde çıkan duman sigara içmeyenlere de zarar veriyor. Ama sigara içmeyenler illa sigara içilen yerlere gelmek zorunda mı? Lokanta, kahvehane, otobüs, tren gibi toplu taşıma araçlarında “SİGARALI ve SİGARASIZ” bölümlerin yapılmasını savunurdum. Hala da bunun yapılması iyi olur düşüncesindeyim.
Yani sigara içmeyenler kadar sigara içenlerin de haklarının olduğuna inanıyorum.
Evet sigara zararlı. Üstelik sigarada bulunan NİKOTİN hiçbir şeye yaramıyor. ESRAR, EROİN, TİNER hatta çok az miktarı bile insanı anında öldüren SİYANÜR bile zararlı olmakla birlikte sağlıkta, sanayide yaralı bazı işlerde kullanılıyor. Ama NİKOTİN insanları zehirlemekten başka bir b..a yaramıyor.
Dahası eskiden bize “SİGARAYI BIRAK” diyenlere “BU MERET YAKTIKÇA PARA EDİYOR” diyorduk. Biraz espri yönü olsa da biraz da gerçek payı vardı. Çünkü, EGE, KARA DENİZ, MARMARA, DOĞU bölgelerimizde köylümüz büyük oranda tütün ekiyor ve geçimini bu yolla sağlıyordu. Ancak şimdi tütün eken çok az. Çünkü AKP iktidarı yabancı şirketlere SİGARA ŞİRKETLERİNE fabrika kurma yetkisi verdiği gibi bu fabrikalarda TÜRK TÜTÜNÜ DEĞİL AMARİKAN “VİRJİNYA” TÜTÜNÜ ile sigara üretme yetkisi verdi.
Bakın Melih AŞIK ne diyor?
“Yabancı sigara tekellerinin “Biz etkilenmeyiz. Satışları aynı düzeyde sürdürürüz” diye efelenmelerine bakmayın. Yasak en az yüzde 25 etkililer. PHİLİP MORRİS yasağa karşı önlemler araştırıyor, bu arada “MARLBORO İNTENSE” adlı bir ürünün hazırlığını yapıyormuş. Ürünün özelliği bir iki çekişte tiryakiye bir tam sigaranın nikotinini aktaracak olması. Vakitsizliğe çare!
Ülkemizin özelleştirmelerden bugüne dek sağladığı para 25 milyar dolar. Sigaraya bir yılda ödenen döviz 20 milyar dolar. Harcanan sağlık da cabası. Sigara yasağı fırsatını iyi kullanalım... Hazır yasak gelmişken sigarayı bırakalım. Nasıl olsa hiçbir zaman dünyadaki sigaraların tümünü tüketemeyiz. Vazgeçelim bu umarsız savaştan. Belalardan birini eksiltelim hayatımızdan.
Doğru değil mi?
Bütün tarım ürünlerinde olduğu gibi TÜTÜN de, de DEVLET desteğini kaldırdı üreticileri tüccarın insafına terk etti. TEKELİ özelleştirdi. Yani artık biz SİGARAYI YAKTIKÇA KÖYLÜ, ÇİFTÇİ DEĞİL YABANCILAR KAZANIYOR.
Biliyorum sigarayı bırakmak çok zor. Ama bu meret hem bizi hasta ediyor, hem bizim KÖYLÜMÜZE, ÇİFTÇİMİZE DEĞİL ELİN ECNEBİSİNE KAZANDIRIYORSA BİRAZ GAYRET EDİP SİGARAYI BIRAKSAK ÇOK GÜZEL BİR ŞEY YAPMIŞ OLMAZ MIYIZ?
Ben hastalanıp yürüyemez duruma gelinceye kadar sigara içtim. İnanıyordum ki “ben mümkünü yok sigarayı bırakamam.” Ama tedaviden sonra bıraktım. Kuş gibi oldum. Sağlığım yerine geldi. Ama hangi akla hizmet ettiysem 15 ay sonra “akşam yemeklerinden sonra bir tane sigara içsem bir şey olmaz” dedim ve ilk sigaramı içtikten çok kısa bir süre sonra yeniden paket taşımaya başladım.
Kısa süre sonra yeniden hasta oldum. Tedavi olup bıraktım ve artık kesinlikle sigara içmem dedim ama bir süre sonra yeniden içtim. Doktora tedaviye gittiğimde “BİR DAHA İÇERSEN YANIMA GELME” demesi üzerine aşağıdaki ilanı yerel gazetede yayınlatarak .sigarı bıraktım.
35 YILDIR HİÇ AYRILMADIĞIM, ÖMÜR BOYU MUTLU, SAĞLIKLI VE SORUNSUZ BİRLİKTE OLMAK İÇİN HER ÇABAYI GÖSTERDİĞİM ARKADAŞIM, SIRDAŞIM, DOSTUMUN BANA İHANET ETTİĞİ, YAVAŞ, YAVAŞ ZEHİRLEDİĞİ GERÇEĞİNİ KESİN OLARAK ANLADIM.
BÜTÜN BUNA RAĞMEN İHANETİNDEN VAZ GEÇMESİ, DOSTLUĞUMUZUN DEVAMI İÇİN KENDİSİNE 3 KEZ ŞANS VERDİĞİM HALDE BENİ SÜRÜNDÜREREK ÖLDÜRMEK İSTEĞİNDEN VAZ GEÇMEYECEĞİNE KESİN OLARAK İNANDIĞIM İÇİN SİGARAMI TERK ETMEK ZORUNDA KALDIM. ÜZGÜNÜM AMA PİŞMAN DEĞİLİM.
Ama maalesef kısa bir süre sonra yine sigara içemeye başladım. Yine yol yürüyemez oldu. Ama artık doktora gitmeye yüzüm yoktu. Bu nedenle kendim karar aldım ve sigarayı bıraktım. Şimdi 14 aydır sigara içmiyorum.
Şunu açık ve seçik söylemeliyim ki, EĞER SİGARAYI BIRAKMA NİYETİN YOKSA, HANGİ METODU, HANGİ TEDAVİYİ UYGULARSAN UYGULA BIRAKAMAZSIN.
Ama size tavsiyem önce kendinize “SİGARAYI BIRAKMAK İSTİYOR MUYUM?” diye sorun Eğer “EVET” diyorsanız kesinlikle bırakırsınız.
Yok eğer “BENİM SİGARA İLE BİR SORUNUM YOK, İÇMEKTEN ZEVK ALIYORUM, İLERİDE BİR RAHATSIZLIĞIM OLURSA BIRAKIRIM” diyorsanız çok aldanıyorsunuz.
Çünkü önemli olan hasta olmadan bırakmaktır. Yoksa en iyimser bir durumda “BENİM GİBİ HER 200 METRE YÜRÜYÜNCE DİNLENMEK” zorunda kalırsınız. 22.05.2008

KURULTAY BİTTİ

KURULTAY BİTTİ
Ülkemizde kimde, nerede sorun yok ki? İşçi, köylü, çiftçi, memur, esnaf hep yakınıyor. Nereye gitsen bir konuş bin ah işit.

En son 1 mayıs da yapılanları gördük, biliyoruz.

CHP tek iktidar alternatifi.

Kurultay yapıldı bitti. Önümüzde yerel seçimler var.

Her salı günü TRT 3 de naklen verilen gurup toplantılarında genel başkan Deniz BAYKAL’ ın çok ateşli konuşmaları çok güzel. Taktir ediyoruz. TBMM de yapılan muhalefeti de taktir ediyoruz.

Ama sanıyor musunuz ki herkes izliyor?

Başbakanın “ulusa sesleniş” konuşmalarının bile bir çok dizinden daha az dinlendiği basında yer alıyor.

Vatandaş söze değil icraata bakıyor. Yanına kim geliyor ona bakıyor. Hatta başbakan gibi propaganda amaçlı gidip, TV gösterilse bile.

Birde HALK TV var. Ülkede yer yerinden oynuyor bu kanalda 40-50 yıl önceki eski filmler.

Artık sayın BAYKAL ve her biriniz Ankara’yı bırakıp demir çarık giyip, elinize demir baston alarak Anadolu’yu karış, karış gezmeniz lazım.

TBMM de her hafta 20 – 25 nöbetçi bırakın. Onlar ne yapılması ve söylenmesi gerekiyorsa yaparlar. Nasılsa siz ne söyleseniz de onlar kol kaldırıyor ve onların istediği kabul oluyor.

İl, ilçe örgütlerimiz çalışıyor, geziyor demeyin. İnsanlar sizi istiyor.

Siz her biriniz her gün Anadolu’yu İl, il, ilçe, ilçe, köy, köy adım, adım dolaşın. Cumhuriyet, laiklik neden elden gidiyor, AKP iktidarı neler yapıyor, anlatın.

Sorarım size sayın gerçekten Ankara’da çok mu işiniz var?

İşçi sendikalarına, meslek odalarına, çiftçi örgütlerine, kamu çalışanların sendikalarına, işsiz kahvehanelerine, banka emekli maaşı kuyruklarına, her yere gidin.

Ama arkanızda basın ordusu ile değil çat kapı gidin. İnsanları kahvede, evinde bulamazsanız fabrikaya, tarlaya, iş yerine gidin. Sizi karşısında aniden görünce şaşırsın.

Varsın bu gezileriniz medyada yer almasın.

İnan yaptıklarınız kulaktan kulağa öyle bir yayılır ki, öyle ballandıra, ballandıra anlatırlar ki siz bile şaşarsınız.

Halka AKP neyi nasıl yanlış yapıyor anlatın.

Ülkeyi nasıl bir uçurum kenarına getirdiğini açıklayın.

Çiftçiyi neden tüccarın insafına terk ettiklerini anlatın.

Sosyal güvenlik yasasının REFORM değil MEZARDA EMEKLİLİK yasası olduğunu anlatın.

Bankaların şimdiden yarıdan fazlasını yabancıların eline geçtiğini, ziraat ve halk bankasını neden satacaklarını, petrol, maden yasasını, özelleştirmeler de yapılan yolsuzlukları, Maliye bakanının bekleyen yolsuzluk dosyalarını, başbakanın, bakanların çocuklarının hangi işlerde çalıştığını, belediyelerdeki ALİ DİBOLARI anlatın.

Dağıtılan kömürlerin, yiyecek torbalarının kimlere ve nasıl verildiğini, parasını kimin verdiğini, Türban yasasını, Kadınları nasıl ikinci sınıf insan gördüklerini anlatın.

Ceza yasalarında hangi suçlarda indirimine gidildiğini, kimlerin cezalarının ortadan kaldırıldığını, hangi yolsuzluk dosyalarının bekletildiğini anlatın.

Partinin programında her şey var. Bu gün uygulanan zenginin daha zengin, fakirin daha fakir yapan politikalardan başka yapılacak şeylerin olduğunu anlatın.

“CHP, İKTİDAR OLMAK İSTEMİYOR” dedikodusunu yalan olduğunu anlatın.

Eğer bunu yapmıyorsanız, yapamıyorsanız, yapamayacaksanız çekilin. Bırakın , CHP Yİ İKTİDARA TAŞIYACAK yeni kadrolar gelsin. “YOK” demeyin KESİNLİKLE VE KESİNLİKLE BİR DEĞİL BİNLERCESİ VAR.

ÇÜNKÜ SiZLER ve CHP BAŞARISIZ OLUNCA ACISINI PARTİNİZE GÜVENEN OY VEREN MİLYONLARCA SADE VATANDAŞ ÇEKİYOR. 01.05.2008-İbrahim BAYTAK– BERGAMA