Belediye başkan adaylarının delege hatta üyelerin oyu ile seçilmesini canı gönülden destekliyorum.
Partilerin Belediye başkan adayları belirlenmeden belediye meclis üyelerinin kim olacağı konusunda fikrimi söylemek istiyorum.
Bir parti örgütü ve üyelerinin olarak amacımız nedir?
Ne olursa olsun belediye başkanlığını kazanmak mı?
Yoksa belediye başkanlığını kazanmak ve kazanan başkan ve ekibin başarılı olması, BERGAMA’ yı yaşanacak güzel bir kent yapması mı?
Bence belediye başkanlığını kazanmaktan çok daha önemli seçilen başkan ve meclis üyelerinin başarılı olmasıdır ve BERGAMA’ yı yaşanacak güzel bir kent yapmasıdır.
Bunun içinde önemli olan bu işi başaracak ekip ile bu göreve gelmektir.
Yıllardır belediye başkan adayları “EKİBİM İLE GELİYORUM” demiş olsa da belediye başkanlığını kim kazanmış olursa olsun bu ekibi hiçbir zaman göremedik. Hiçbir zaman BELEDİYE BAŞKANININ yanlışlarına karşı çıkan (birkaç istisna dışında ki onlarda büyük olasılıkla kişisel çıkar için başkana karşı çıktı) bir ekip görmedik.
Meclis üyeliği için dahi kesinlikle tepeden inme aday belirlenmesine karşıyım.
Ancak seçilmek için ve seçildikten sonra başarılı olmak için de bazı kriterlerin olması gerektiğine inanıyorum.
Bunun partili üyelere zorla değil de ikna yolu ile bunun muhakkak anlatılmasının yararlı olacağına inanmaktayım.
Bu kriterler nedir?
Bergama meclis üyesi toplam 25 kişi. Eğer bir parti belediye başkanlığını kazanırsa en az 15 – 20 arası meclis üyesi kazanılacaktır.
Aday olacak meclis üyeleri için öncelikle bu güne kara meclis üyeliyi yapan, aday olup seçilemeyen kişilerin bu kez aday olmaması için ikna edilmesi,
İlk sıralarda ;
En az 5 meclis üyeliğine, uzman, dürüst, saygın, başarılı (mali müşavir, mühendis, mimar, şehir plancısı, hukukçu, doktor gibi) kişilere (parti üyesi olsun veya olmasın) aday olması için öneri götürülüp bu kişilerin (ön seçim yapılsa bile) seçilmeleri için teşvik yapılması, bu meclis üyesi adayı olarak seçilmeleri konusunda parti üyelerinin iknası yolu ile desteklenmesi için çalışma yapılması,.
En az 2 – 3 meclis üyeliği için esnaf meslek odalarından (başkanları değil, bütün meslek odalarının ortak belirlediği kişiler arasından) kişinin adaylığı için destek olunması,
Belediye başkan adayı kim olursa olsun ona en az 3 kişilik meclis üyelik kontenjanı hakkı tanınması.
Geriye kalan meclis üyelikleri için (ki en az 2 – 7 kişi) parti kadrolarından yine bu görevi hakkı ile yapabilecek kişilerin seçilmesi,
Eğer bunları yapmaz isek belki yine belediye başkanlığını kazanırız ama kesinlikle bir dahaki seçimi kaybederiz.
Bundan çok daha önemlisi bu günkünden çok daha kötü belki de yaşanamaz bir kent yaratmış oluruz. 08.10.2008
10 Ekim 2008 Cuma
17 Eylül 2008 Çarşamba
SUSURLUK
Susurluk sanıkları hakkında mahkeme kararını açıkladı. Yargılanan sanıklar kendilerine verilen cezaya hayret ettiler. Sanıklar suçlu olmadıklarına, görevlerini yaptıklarına inanıyorlar.
Susurluk kazasında açığa çıkan neydi?
Kamyonun çarptığı MERSEDES’ te, bir milletvekili, polis müdürü ve aranan bir suçlunun olduğu anlaşılmıştı.
Araçtan sağ kurtulan milletvekili Sedat BUCAK, ilk TV ye çıktığında Abdullah ÇATLI' yı tanıdığını söylüyor, daha sonra ise “onu başka isimle tanıyordum” diye ifadesini değiştiriyor.
Bu olaydan sonra olaylar çorap söküğü gibi gelişti. Fotoğraflar, ilişkiler, yapılanlar medyada yer aldı.
Peki ne olmuştu?
Neler açığa çıktı?
Terörizmle mücadele adına yapılan hukuk dışı uygulamalar.
Bazı kişiler kimliği meçhul kişiler tarafında öldürüldü.
Üstelik öldürülen bu kişiler bırakın öldürülmeyi kendilerine ulaşılması bile çok güç olan ve yasadışı milyonlarca parayı kontrol eden kişilerdi.
Ayrıca, Devlet adına çalıştıklarını ve görevlendirildiklerini söyleyenler, bu yetkilerini kendi çıkarları için kullanmışlar, yasadışı işler, kaçakçılık yapmışlardı. Nereden alındığı ve kime verildiği, nerelerde kullanıldığı belli olmayan silahlar da vardı.
Bütün bunları yapan kişiler üst düzey bazı yetkililer tarafından korunmuş ve kollanmıştı. Kendilerine hiçbir şey olmayacağı söylenmiş, bu işleri yapan kişilerde her şeyi Devlet için yaptıklarına inanmışlardı.
İşte bunun için mahkemenin kendilerine verdiği cezaya hayret ediyor ve yakınıyorlar. Kendilerinin cezalandırılmak bir yana ödüllendirilmeleri gerektiğine inanıyorlar.
Sadece bu kişiler değil birçok kişi buna inanıyor ki ilk yakalandıklarında "TÜRKİYE SİZİNLE GURUR DUYUYOR" diye sloganlar atılıyordu.
Eğer hukuk devletiyiz diyorsak, hiç kimse, hangi görevde olursa olsun, hangi nedenle olursa olsun hukuk dışına çıkamaz.
Hiç kimse, bazı kişileri suçlu, vatan haini ilan edemez, yargıya intikal ettirmek yerine kendisi cezalandıramaz. Eğer bu yapılırsa yarın başkaları da onu suçlu ve vatan haini ilan ederek ayni yöntemle cezalandırır.
Mahkeme kararında belirtildiği gibi yasadışı ilişkilerin çok az bir kısmı açığa çıktı. Esas siyaset bağlantıları ve üst görevde bulunan kişiler açığa çıkarılamadı. Yargılanıp ceza alan bu kişilere bu yetkileri ve görevleri verenler yargılanamadı.
Hangi nedenle olursa olsun, kim olursa olsun hukuk dışına çıkan kişiler yargılanamazsa, cezalandırılamazsa hiç kimse güvencede olamaz.
Ayni şeylerin bir daha olmayacağını kimse söyleyemez.
Bu nedenle milyonlarca kişi her gün saat 21.00 de günlerce ışıklarını söndürdü.
Meydanlara çıktı. "TEMİZ TOPLUM" diye haykırdı. "ÇETELERE HAYIR" dedi. "SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK" diye haykırdı.
Hukuk herkese lazımdır. Kendini yargı yerine koyup bazı kişileri suçlu, vatan haini ilan eden ve kendisi cezalandıran kişiler gün gelir, kendilerine ayni şey yapılmak istenir.
İşte o zaman "HUKUK" diye haykırsalar bile kimseyi yanlarında bulamazlar. (2001)
Susurluk kazasında açığa çıkan neydi?
Kamyonun çarptığı MERSEDES’ te, bir milletvekili, polis müdürü ve aranan bir suçlunun olduğu anlaşılmıştı.
Araçtan sağ kurtulan milletvekili Sedat BUCAK, ilk TV ye çıktığında Abdullah ÇATLI' yı tanıdığını söylüyor, daha sonra ise “onu başka isimle tanıyordum” diye ifadesini değiştiriyor.
Bu olaydan sonra olaylar çorap söküğü gibi gelişti. Fotoğraflar, ilişkiler, yapılanlar medyada yer aldı.
Peki ne olmuştu?
Neler açığa çıktı?
Terörizmle mücadele adına yapılan hukuk dışı uygulamalar.
Bazı kişiler kimliği meçhul kişiler tarafında öldürüldü.
Üstelik öldürülen bu kişiler bırakın öldürülmeyi kendilerine ulaşılması bile çok güç olan ve yasadışı milyonlarca parayı kontrol eden kişilerdi.
Ayrıca, Devlet adına çalıştıklarını ve görevlendirildiklerini söyleyenler, bu yetkilerini kendi çıkarları için kullanmışlar, yasadışı işler, kaçakçılık yapmışlardı. Nereden alındığı ve kime verildiği, nerelerde kullanıldığı belli olmayan silahlar da vardı.
Bütün bunları yapan kişiler üst düzey bazı yetkililer tarafından korunmuş ve kollanmıştı. Kendilerine hiçbir şey olmayacağı söylenmiş, bu işleri yapan kişilerde her şeyi Devlet için yaptıklarına inanmışlardı.
İşte bunun için mahkemenin kendilerine verdiği cezaya hayret ediyor ve yakınıyorlar. Kendilerinin cezalandırılmak bir yana ödüllendirilmeleri gerektiğine inanıyorlar.
Sadece bu kişiler değil birçok kişi buna inanıyor ki ilk yakalandıklarında "TÜRKİYE SİZİNLE GURUR DUYUYOR" diye sloganlar atılıyordu.
Eğer hukuk devletiyiz diyorsak, hiç kimse, hangi görevde olursa olsun, hangi nedenle olursa olsun hukuk dışına çıkamaz.
Hiç kimse, bazı kişileri suçlu, vatan haini ilan edemez, yargıya intikal ettirmek yerine kendisi cezalandıramaz. Eğer bu yapılırsa yarın başkaları da onu suçlu ve vatan haini ilan ederek ayni yöntemle cezalandırır.
Mahkeme kararında belirtildiği gibi yasadışı ilişkilerin çok az bir kısmı açığa çıktı. Esas siyaset bağlantıları ve üst görevde bulunan kişiler açığa çıkarılamadı. Yargılanıp ceza alan bu kişilere bu yetkileri ve görevleri verenler yargılanamadı.
Hangi nedenle olursa olsun, kim olursa olsun hukuk dışına çıkan kişiler yargılanamazsa, cezalandırılamazsa hiç kimse güvencede olamaz.
Ayni şeylerin bir daha olmayacağını kimse söyleyemez.
Bu nedenle milyonlarca kişi her gün saat 21.00 de günlerce ışıklarını söndürdü.
Meydanlara çıktı. "TEMİZ TOPLUM" diye haykırdı. "ÇETELERE HAYIR" dedi. "SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK" diye haykırdı.
Hukuk herkese lazımdır. Kendini yargı yerine koyup bazı kişileri suçlu, vatan haini ilan eden ve kendisi cezalandıran kişiler gün gelir, kendilerine ayni şey yapılmak istenir.
İşte o zaman "HUKUK" diye haykırsalar bile kimseyi yanlarında bulamazlar. (2001)
DOĞAN GURUBU NEDEN ETKİLİ?
Ben sade bir vatandaş olarak MEDYA PATRONLARINDAN iyi bilecek değilim.
Ben Medyanın özgür olmasını, tekelleşmemesini, medya patronlarının devletle iş yapmasının yasaklanmasını, medyada kişilerin hatta ailelerin sermayelerinin % 25 i geçmemesini savunuyor ve söylüyorum.
Ancak günümüz gerçeğini de inkar edemeyiz.
Doğan gurubunu eleştirenlerin şu sorulara yanıt vermesi gerekmez mi?
1 - Bu gün neden DOĞAN MEDYA GURUBU en büyük?
2 - Neden iktidar diğer medya guruplarından değil de Doğan gurubundan çekiniyor?
3 - Neden en çok kızdığı halde yine de bir şey söyleyeceği zaman Doğan gurubu TV sine çıkıyor da başka bir gurubun TV sine çıkmıyor?
Bu ve benzer soruların yanıtı çok basit.
Doğan gurubu;
1 - Rakip medya gurupları ile mücadele etse de bütün mesaisini, sayfalarını, bütün yazarlarını bu iş için seçip görevlendirmiyor.
2 - Bazen sert bazen yumuşak ama muhakkak “HER DÖNEM SİYASİ İKTİDARLARA MUHALEFET” yapıyor.
3 - Köşe yazarlarının çoğu topluma kendini kabul ettirmiş, patron tehditlerine boyun eğmeyecek değişik siyasi fikir düşüncede olan kişilerden oluşuyor.
4 – Baktı yazarlarından biri yüzünden iktidar ile sıkıntıya girdi, onu daha etkisiz başka bir gazetesine kaydırıyor, eğer çok mecbur kalırsa o yazarın işine son veriyor.
Ülkemizde birkaç yıl öncesine kadar, bütün mesaisini Doğan gurubuna muhalefete ayıran, etkili, güçlü medya gurupları şimdi nerede?
Uzan gurubu iktidarın bir üflemesi ile iskambil kağıdından bir şato gibi yıkılıvermedi mi?
Sabah gurubu iki kez el değiştirdiği halde yine ayakta kalabildi mi? Tutunamayıp sonunda siyasi iktidarın da yardımı ile iktidar yandaşı bir kişiye geçmedi mi?
Çok etkili muhalefet yapan, bütün mesaisini “birazda gereğinden fazla sert” iktidara muhalefet için harcayan KANAL TÜRK TV şimdi kimin?
Ama doğan gurubu devamlı büyümüştür.
Çünkü doğan gurubu, acele etmeden, kapitalizmin, küresel yasaların ve uluslar arası sermaye guruplarının ortaklığını da yanına alarak güçlenmiş, bu gücünün ve yasaların verdiği olanakları çok iyi değerlendirerek yıllar geçtikçe büyümüş, en büyük medya gurubu, büyük bir iş adamı haline gelmiştir. Ama bütün bunların yanında gazete ve TV lerinin devamlı siyasi iktidarlara muhalefet yapmasının rolü çok büyüktür.
İstediğiniz kadar büyük tesisler kurun.
İstediğiniz kadar fazla sayıda gazete ve TV niz olsun.
İktidarda hangi parti olursa olsun medya olarak iktidara muhalefet etmezseniz,
Halkın sorunlarını görmezden gelirseniz,
Köşe yazarlarınız iktidarın başarısızlıklarını gizlemek için muhalefeti eleştirirse,
Ne kadar güçlü sermaye gurubu,
Ne kadar gelişmiş teknolojik tesisleriniz olursa olsun,
Medya gurubunuz büyümez, bir gün yok olur gider.
KORKUYORLAR MI?
Başbakan, partisinin ilçe kongrelerinde AYDIN DOĞAN ve onun medya gurubuna, muhalefet partileri CHP, MHP, DSP ye, hatta yandaş medyada kendisi ve partisi hakkında en küçük bir eleştiriye yer veren gazete ve TV lere Partililerinden alkış ve sloganlar eşliğinde hakaret ve tehditler savuruyor.
TRT 2, HABER TÜRK, SKY TÜRK, NTV, CNN TÜRK haber kanalları bu konuşmaların tamamını canlı verdi. Hatta bu kanalların bazıları her saat başı haberlerinde bu konuşmaları bazıları tamamen bazıları kısmen tekrar, tekrar verdiler.
16 eylül 2008 Salı günü CHP genel başkanı DENİZ BAYKAL bir basın toplantısı düzenledi. Başbakanın iddialarına yanıt verdi. Almanya da ki DENİZ FENERİ davası ile ilgili bilgi verip açıklamalarda bulundu.
Bu TV lerin hiç biri BAYKAL’ ın basın toplantısını canlı olarak tamamını vermedi. Saat başı verdikleri ara haberlerinde bazıları hiç yer vermedi, bazıları çok kısa yer verdi.
Peki nerede özgür medya?
Korkudan mı vermiyorlar?
Haber değeri olmadığına mı inanıyorlar?
Peki vatandaş doğruları nasıl öğrenecek? 16.09.2008
Ben Medyanın özgür olmasını, tekelleşmemesini, medya patronlarının devletle iş yapmasının yasaklanmasını, medyada kişilerin hatta ailelerin sermayelerinin % 25 i geçmemesini savunuyor ve söylüyorum.
Ancak günümüz gerçeğini de inkar edemeyiz.
Doğan gurubunu eleştirenlerin şu sorulara yanıt vermesi gerekmez mi?
1 - Bu gün neden DOĞAN MEDYA GURUBU en büyük?
2 - Neden iktidar diğer medya guruplarından değil de Doğan gurubundan çekiniyor?
3 - Neden en çok kızdığı halde yine de bir şey söyleyeceği zaman Doğan gurubu TV sine çıkıyor da başka bir gurubun TV sine çıkmıyor?
Bu ve benzer soruların yanıtı çok basit.
Doğan gurubu;
1 - Rakip medya gurupları ile mücadele etse de bütün mesaisini, sayfalarını, bütün yazarlarını bu iş için seçip görevlendirmiyor.
2 - Bazen sert bazen yumuşak ama muhakkak “HER DÖNEM SİYASİ İKTİDARLARA MUHALEFET” yapıyor.
3 - Köşe yazarlarının çoğu topluma kendini kabul ettirmiş, patron tehditlerine boyun eğmeyecek değişik siyasi fikir düşüncede olan kişilerden oluşuyor.
4 – Baktı yazarlarından biri yüzünden iktidar ile sıkıntıya girdi, onu daha etkisiz başka bir gazetesine kaydırıyor, eğer çok mecbur kalırsa o yazarın işine son veriyor.
Ülkemizde birkaç yıl öncesine kadar, bütün mesaisini Doğan gurubuna muhalefete ayıran, etkili, güçlü medya gurupları şimdi nerede?
Uzan gurubu iktidarın bir üflemesi ile iskambil kağıdından bir şato gibi yıkılıvermedi mi?
Sabah gurubu iki kez el değiştirdiği halde yine ayakta kalabildi mi? Tutunamayıp sonunda siyasi iktidarın da yardımı ile iktidar yandaşı bir kişiye geçmedi mi?
Çok etkili muhalefet yapan, bütün mesaisini “birazda gereğinden fazla sert” iktidara muhalefet için harcayan KANAL TÜRK TV şimdi kimin?
Ama doğan gurubu devamlı büyümüştür.
Çünkü doğan gurubu, acele etmeden, kapitalizmin, küresel yasaların ve uluslar arası sermaye guruplarının ortaklığını da yanına alarak güçlenmiş, bu gücünün ve yasaların verdiği olanakları çok iyi değerlendirerek yıllar geçtikçe büyümüş, en büyük medya gurubu, büyük bir iş adamı haline gelmiştir. Ama bütün bunların yanında gazete ve TV lerinin devamlı siyasi iktidarlara muhalefet yapmasının rolü çok büyüktür.
İstediğiniz kadar büyük tesisler kurun.
İstediğiniz kadar fazla sayıda gazete ve TV niz olsun.
İktidarda hangi parti olursa olsun medya olarak iktidara muhalefet etmezseniz,
Halkın sorunlarını görmezden gelirseniz,
Köşe yazarlarınız iktidarın başarısızlıklarını gizlemek için muhalefeti eleştirirse,
Ne kadar güçlü sermaye gurubu,
Ne kadar gelişmiş teknolojik tesisleriniz olursa olsun,
Medya gurubunuz büyümez, bir gün yok olur gider.
KORKUYORLAR MI?
Başbakan, partisinin ilçe kongrelerinde AYDIN DOĞAN ve onun medya gurubuna, muhalefet partileri CHP, MHP, DSP ye, hatta yandaş medyada kendisi ve partisi hakkında en küçük bir eleştiriye yer veren gazete ve TV lere Partililerinden alkış ve sloganlar eşliğinde hakaret ve tehditler savuruyor.
TRT 2, HABER TÜRK, SKY TÜRK, NTV, CNN TÜRK haber kanalları bu konuşmaların tamamını canlı verdi. Hatta bu kanalların bazıları her saat başı haberlerinde bu konuşmaları bazıları tamamen bazıları kısmen tekrar, tekrar verdiler.
16 eylül 2008 Salı günü CHP genel başkanı DENİZ BAYKAL bir basın toplantısı düzenledi. Başbakanın iddialarına yanıt verdi. Almanya da ki DENİZ FENERİ davası ile ilgili bilgi verip açıklamalarda bulundu.
Bu TV lerin hiç biri BAYKAL’ ın basın toplantısını canlı olarak tamamını vermedi. Saat başı verdikleri ara haberlerinde bazıları hiç yer vermedi, bazıları çok kısa yer verdi.
Peki nerede özgür medya?
Korkudan mı vermiyorlar?
Haber değeri olmadığına mı inanıyorlar?
Peki vatandaş doğruları nasıl öğrenecek? 16.09.2008
4 Eylül 2008 Perşembe
ÜLKEMİZİN % 99 U MÜSLÜMAN YOLSUZLUKLARI KİM YAPIYOR?
Ülkemizin % 99 u Müslüman ama yolsuzluktan geçilmiyor. Toplum olarak dünya işlerinden çok öbür dünya ya önem veriyor, okuldan çok cami, mescit, kuran kursu açıyoruz.
Ramazan aylarında her yerde “medya dâhil” etkinliklerine, ibadetlere, hayır ve yardımlara bakıp, bu kadar inançlı bir toplumda neden bu kadar çok;
Rüşvet, Hırsızlık, avanta, gasp, yalan, dolan, sahtekârlık, stokçuluk, var?
Bozuk, hileli gıda maddelerini satan, fahiş kârlarla yoksulları dolandıran, demiri, çimentoyu çalıp masum insanlara mezar olan çürük binaları yapan, bütün yeşil alanları, doğal kaynakları, imar düzenlemeleri ile kentlerimizi yağmalayan “Ecnebi ülkelerdekinin beş katı” yüz kızartıcı suçlara karışanlar neden bu kadar çok?
Hadi yasal cezadan korkmuyorlar, % 99 u Müslüman ve dindar olan insanlarımız “GÜNAH ve HARAM” dan da mı korkmuyorlar? “AHİRETE, YAPTIKLARININ HESABININ SORULACAĞINI” akıllarına mı getirmiyorlar, yoksa buna inanmıyorlar mı?
Müslümanlık sadece inanç ve ibadet midir? Doğruluk, dürüstlük gerekmez mİ?
Ramazan günlerinde, tertemiz yüreğiyle görkemsiz iftar sofrasına oturan, alnının teri ile kazandığı ekmeğini bölen, aklı ile inancını tam, vicdanı rahat insanlarımız bunları görmüyor, bilmiyor mu?
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞIMIZA, Müftülerimize, Basında, TV de ve medyada her gün boy gösteren din adamlarımıza sormak istiyorum?
En önemsiz konuda fetva yayınlıyorsunuz da neden bu konuda hiç sesiniz çıkmıyor? Neden camilerde Cuma hutbelerinde bu konuda cemaate bir şey denilmiyor?
Neden yasal veya kaçak kuran kurslarında, devletin, tarikat ve cemaatlerin yurtlarında çocuklarımıza bunalar anlatılmıyor?
Yok, anlatılıyor diyorsanız;
SORUYORUM;
NEDEN CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANI, BAKAN VE MİLLETVEKİLLERİ, ÜLKENİN % 99 U MÜSLÜMAN VE BU KADAR DİNDAR OLAN BİR ÜLKEDE, NEDEN BU KADAR ÇOK RÜŞVET, YOLSUZLUK, HIRSIZLIK, SAHTEKARLIK, YALAN, DOLAN, AVANTA VE GASP VAR? 04.09.2008
Ramazan aylarında her yerde “medya dâhil” etkinliklerine, ibadetlere, hayır ve yardımlara bakıp, bu kadar inançlı bir toplumda neden bu kadar çok;
Rüşvet, Hırsızlık, avanta, gasp, yalan, dolan, sahtekârlık, stokçuluk, var?
Bozuk, hileli gıda maddelerini satan, fahiş kârlarla yoksulları dolandıran, demiri, çimentoyu çalıp masum insanlara mezar olan çürük binaları yapan, bütün yeşil alanları, doğal kaynakları, imar düzenlemeleri ile kentlerimizi yağmalayan “Ecnebi ülkelerdekinin beş katı” yüz kızartıcı suçlara karışanlar neden bu kadar çok?
Hadi yasal cezadan korkmuyorlar, % 99 u Müslüman ve dindar olan insanlarımız “GÜNAH ve HARAM” dan da mı korkmuyorlar? “AHİRETE, YAPTIKLARININ HESABININ SORULACAĞINI” akıllarına mı getirmiyorlar, yoksa buna inanmıyorlar mı?
Müslümanlık sadece inanç ve ibadet midir? Doğruluk, dürüstlük gerekmez mİ?
Ramazan günlerinde, tertemiz yüreğiyle görkemsiz iftar sofrasına oturan, alnının teri ile kazandığı ekmeğini bölen, aklı ile inancını tam, vicdanı rahat insanlarımız bunları görmüyor, bilmiyor mu?
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞIMIZA, Müftülerimize, Basında, TV de ve medyada her gün boy gösteren din adamlarımıza sormak istiyorum?
En önemsiz konuda fetva yayınlıyorsunuz da neden bu konuda hiç sesiniz çıkmıyor? Neden camilerde Cuma hutbelerinde bu konuda cemaate bir şey denilmiyor?
Neden yasal veya kaçak kuran kurslarında, devletin, tarikat ve cemaatlerin yurtlarında çocuklarımıza bunalar anlatılmıyor?
Yok, anlatılıyor diyorsanız;
SORUYORUM;
NEDEN CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANI, BAKAN VE MİLLETVEKİLLERİ, ÜLKENİN % 99 U MÜSLÜMAN VE BU KADAR DİNDAR OLAN BİR ÜLKEDE, NEDEN BU KADAR ÇOK RÜŞVET, YOLSUZLUK, HIRSIZLIK, SAHTEKARLIK, YALAN, DOLAN, AVANTA VE GASP VAR? 04.09.2008
23 Ağustos 2008 Cumartesi
SARI SENDİKA, ÜCRET SENDİKASI, EMEKÇİNİN SENDİKASI
Kamu çalışanları ile hükümet arasında “TOPLU GÖRÜŞMELER” devam ediyor. PEKİ NE GÖRÜŞÜYORLAR? Belki de memurlara yapılacak zammı değil, basında yer aldığı gibi sendikaya kesilecek aidatların arttırılmasını görüşüyorlardır.
Geçen yıl hükümet “GELECEK YIL ENFLASYON % 4 OLACAK. BU NEDENLE OCAK AYINDA % 2, TEMMUZ AYINDA % 2 ZAM VERİRİM. EĞER İLK 6 AYDA ENFLASYON % 2 DEN FAZLA OLURSA TEMMUZDA, İKİNCİ 6 AYDA ENFLASYON FAZLA OLURSA OCAK DA FARK VERİRİM” dedi. Tabi sendikalar bunu kabul etmedi. Uyuşmazlık tutanağı tutuldu. Tarafsız hakem heyetine gönderildi. Tarafsız hakem heyeti, hükümetin yaptığı zammı az buldu ve birkaç puan daha arttırdı. Ancak hükümet tarafsız hakem heyetinin kararını bile tanımadı, memurlara kendi istediği yani % 2 + % 2 zam yaptı. Yine aynisi olacak.
KESK bu yılda oynanan oyunun parçası olmak istemediği için MASADAN ÇEKİLDİ. DİĞER KONFEREDASYONLAR NEDEN ÇEKİLMEDİ? KESK BAŞKANININ SÖYLEDİĞİ GİBİ SENDİKA AİDATLARININ ARTTIRILACAK, MEMURLARA YILDA KÜÇÜK BİR İKRAMİYEYE VERİLECEK, MEMURA DÜŞÜK ZAMMA RAZI OLACAKLAR. AMA MEMURLARA “İKRAMİYE HAKKINI ALDIM” diyecekler.
Bu hesapları tutmayabilir. Hükümet bu “KÜÇÜCÜK” isteklerini bile duymazdan gelip “2009 DA ENFLASYON % 5 OLACAK. ZATEN ŞİMDİDEN EN DÜŞÜK MEMURA BİLE 103 YTL. VERDİM. SİZE % 2,5 + % 2,5 ARTIŞ YETER DE ARTAR BİLE” diyebilir.
YAPILAN ZAMLARA GELİNCE.
ZAMMIN OCAK VE TEMMUZ DİYE İKİ TAKSİTTE YAPILMASININ NE ANLAMI VAR? Eskiden enflasyon yüksekti. Verilen zamlar hep “ÖNÜMÜZDEKİ YIL ENFLASYON ŞU KADAR OLACAK” diye Ocak ayında belirleniyor ama, yıl sonunda hep denilen enflasyonun 3 – 5 katı çıkıyordu. Bu nedenle 3 aylık, enflasyon biraz düşünce 6 aylık dilimler halinde zam verilir olur. Ama bu durumda bizi hep kandırdılar ve kandırmaya devam ediyorlar. Örneğin geçen yıl % 2 + % 2 = % 4 zam verdik diyorlar. Aslında ilk 6 ay % 2, son 6 ay % 4 zam aldığımız için yapılan zam % 3.
MEMUR FAZLA PARA MI ALIYOR?
Bugün, eğer ücreti dışında bir geliri yoksa en yüksek ücret alan kamu çalışanının bile aldığı ücretle insan gibi yaşaması mümkün değildir.
Kamu çalışanı yani memurun giyimine, kuşamına, yaşantısına bakan, işsiz, sosyal hakları olmayan, sendikasız insanlar, çiftçi ve köylüler onların aslında çok para aldığını, ama daha fazla istediğini sanıyorlar.
Evet kamu çalışanları ve örgütlü kesimler örgütsüz, sosyal güvencesiz kesimlerden daha iyi ücret alıyorlar, daha iyi yaşıyorlar ve hala daha fazlasını istiyorlar.
Ama onlar bulundukları görevlerini kötüye kullanmıyorlar, rüşvet almıyorlar, yolsuzluk, köşe dönmecilik yapmıyorlar. Bal tutan parmağını yalar demiyorlar, siyasi iktidarların dümen suyuna gitmiyorlar. Dürüst, namusu ile çalışıyorlar. Böyle iken onlar, ülkedeki milli gelirden haklarını istiyorlarsa onlara kızmak, onları kıskanmak değil onları alkışlamak, onları örnek almak lazımdır. Herkesin örgütlenip haklarını istemesi lazımdır.
Evet kamu çalışanları yani memurlar sendikasız, sosyal güvencesiz çalışanlardan, işsizlerden daha iyi yaşıyorlar. Ama onlar bakabilecekleri kadar çocuk sahibi oluyorlar. Karı koca birlikte çalışıyorlar. Ek iş yapıyorlar. Bütün bunlardan sonra alın terleri ile kazandıkları paralarla insanca yaşamaya çalışıyorlar, yılda hiç olmazsa 10 – 15 gün deniz kenarında tatil yapabiliyorlar,.çocuklarının iyi eğitim alması, iyi okullarda okuması, iyi bir meslek ve iş sahibi olması için her türlü çabayı gösteriyorlar.
Çevremizde bildiğimiz, tanıdığımız sendikal haklarla, grev, miting ve gösterilerle ilgilemeyen bir çok kamu görevlisi var. Bunların bir kısmının hiç maaş ve ücret derdi yoktur. Hükümetlerin vereceği % 3 veya 5 zam onlar için harçlık bile değildir. Yazlıkları, kışlıkları, son model arabaları vardır. Çocukları pahalı kolejlerde, paralı üniversitelerde hatta yurt dışında okumaktadır. Aldıkları maaş ve ücretlerle böyle bir yaşam süremeyeceklerini de herkes bilmektedir. Hatta ailesi, eski yaşantısı da çok iyi bilinmektedir. İşte kızılacaksa onlara, onların el üstünde tutulduğu bozuk düzene kızılmalıdır.
TOPLU GÖRÜŞMELERE GELİNCE;
Tüm kamu çalışanları sanki ayni işi yapıyor gibi hepsine ayni oranda zam öngörülüyor. Bu durum tamamen yanlış. Kamu çalışanları işkollarına göre örgütlü. Maaş ve ücretlerde, önce en düşük memur maaşı ne kadar olmalı? Bu belirlenir. Buna göre bu orana göre seyyanen tüm memurlara eşit bir zam yapılır. Daha sonra yaptıkları işin zorluğuna göre zorluk derecesine göre değişik işleri yapanlara farklı ilave zamlar yapılır. Yine bunlardan ayrı olarak arazide, kırsal kesimde, yer altında, denizde, tehlikeli işlerde v.b durumlara göre yine ayrıca ek zam, tazminat, fazla mesai verilmeli.
Çeşitli bakanlıklar bünyesinde ayni işi yapan elemanlar olduğu gibi ayni bakanlıkta çeşitli işleri yapan farklı iş kolunu ilgilendiren çalışanlar olabilir. Ayni iş yerinde ayni unvan ile çalıştığı halde çalışma koşulları farklı olabilir. Bütün bunlar, konfederasyon ve çalışma bakanlığı olarak değil de iş kollarında örgütlü sendikalar ile bu iş kollarını ilgilendiren bakanlık yetkilileri ile yapılabilir.
Bütün bunlardan ayrı olarak memurların siyasi nedenlerle tayinleri çıkarılmakta, bir çok memur hiç nedensiz yöneticilikten alınıp sürgüne gönderilmekte. Memurların daha iyi hizmet verebilmesi için, yaptığı işi, görev, sorumluluk ve haklarını tam olarak anlaması için meslek içi eğitimlerin gündeme gelmesi gerekir.
ÜCRET SENDİKACILIĞI YAPILIYOR
Ama bunların hiç biri toplu görüşmelerde gündeme gelmiyor, bir kısmı gelse bile kabul edilmiyor ki sonuçta hükümet sadece “AYLARCA ÖNCE KENDİ BELİRLEDİĞİ % BİLMEM KAÇ ZAMMI” açıklıyor. NE SENDİKALARIN, NE TARAFSIZ HAKEM HEYETİNİN DEDİKLERİNİN HİÇ BİRİ KABUL EDİLMİYOR.
BÜTÜN BUNLAR YILLARCA BÖYLE İKEN TOPLU GÖRÜŞMELERE KATILMAYAN “KESK” Mİ, KATILAN “KAMU – SEN” VE “MEMUR – SEN” Mİ HAKLI, HANGİSİNE KIZMALI SİZ KARAR VERİN. 22.08.2008
Geçen yıl hükümet “GELECEK YIL ENFLASYON % 4 OLACAK. BU NEDENLE OCAK AYINDA % 2, TEMMUZ AYINDA % 2 ZAM VERİRİM. EĞER İLK 6 AYDA ENFLASYON % 2 DEN FAZLA OLURSA TEMMUZDA, İKİNCİ 6 AYDA ENFLASYON FAZLA OLURSA OCAK DA FARK VERİRİM” dedi. Tabi sendikalar bunu kabul etmedi. Uyuşmazlık tutanağı tutuldu. Tarafsız hakem heyetine gönderildi. Tarafsız hakem heyeti, hükümetin yaptığı zammı az buldu ve birkaç puan daha arttırdı. Ancak hükümet tarafsız hakem heyetinin kararını bile tanımadı, memurlara kendi istediği yani % 2 + % 2 zam yaptı. Yine aynisi olacak.
KESK bu yılda oynanan oyunun parçası olmak istemediği için MASADAN ÇEKİLDİ. DİĞER KONFEREDASYONLAR NEDEN ÇEKİLMEDİ? KESK BAŞKANININ SÖYLEDİĞİ GİBİ SENDİKA AİDATLARININ ARTTIRILACAK, MEMURLARA YILDA KÜÇÜK BİR İKRAMİYEYE VERİLECEK, MEMURA DÜŞÜK ZAMMA RAZI OLACAKLAR. AMA MEMURLARA “İKRAMİYE HAKKINI ALDIM” diyecekler.
Bu hesapları tutmayabilir. Hükümet bu “KÜÇÜCÜK” isteklerini bile duymazdan gelip “2009 DA ENFLASYON % 5 OLACAK. ZATEN ŞİMDİDEN EN DÜŞÜK MEMURA BİLE 103 YTL. VERDİM. SİZE % 2,5 + % 2,5 ARTIŞ YETER DE ARTAR BİLE” diyebilir.
YAPILAN ZAMLARA GELİNCE.
ZAMMIN OCAK VE TEMMUZ DİYE İKİ TAKSİTTE YAPILMASININ NE ANLAMI VAR? Eskiden enflasyon yüksekti. Verilen zamlar hep “ÖNÜMÜZDEKİ YIL ENFLASYON ŞU KADAR OLACAK” diye Ocak ayında belirleniyor ama, yıl sonunda hep denilen enflasyonun 3 – 5 katı çıkıyordu. Bu nedenle 3 aylık, enflasyon biraz düşünce 6 aylık dilimler halinde zam verilir olur. Ama bu durumda bizi hep kandırdılar ve kandırmaya devam ediyorlar. Örneğin geçen yıl % 2 + % 2 = % 4 zam verdik diyorlar. Aslında ilk 6 ay % 2, son 6 ay % 4 zam aldığımız için yapılan zam % 3.
MEMUR FAZLA PARA MI ALIYOR?
Bugün, eğer ücreti dışında bir geliri yoksa en yüksek ücret alan kamu çalışanının bile aldığı ücretle insan gibi yaşaması mümkün değildir.
Kamu çalışanı yani memurun giyimine, kuşamına, yaşantısına bakan, işsiz, sosyal hakları olmayan, sendikasız insanlar, çiftçi ve köylüler onların aslında çok para aldığını, ama daha fazla istediğini sanıyorlar.
Evet kamu çalışanları ve örgütlü kesimler örgütsüz, sosyal güvencesiz kesimlerden daha iyi ücret alıyorlar, daha iyi yaşıyorlar ve hala daha fazlasını istiyorlar.
Ama onlar bulundukları görevlerini kötüye kullanmıyorlar, rüşvet almıyorlar, yolsuzluk, köşe dönmecilik yapmıyorlar. Bal tutan parmağını yalar demiyorlar, siyasi iktidarların dümen suyuna gitmiyorlar. Dürüst, namusu ile çalışıyorlar. Böyle iken onlar, ülkedeki milli gelirden haklarını istiyorlarsa onlara kızmak, onları kıskanmak değil onları alkışlamak, onları örnek almak lazımdır. Herkesin örgütlenip haklarını istemesi lazımdır.
Evet kamu çalışanları yani memurlar sendikasız, sosyal güvencesiz çalışanlardan, işsizlerden daha iyi yaşıyorlar. Ama onlar bakabilecekleri kadar çocuk sahibi oluyorlar. Karı koca birlikte çalışıyorlar. Ek iş yapıyorlar. Bütün bunlardan sonra alın terleri ile kazandıkları paralarla insanca yaşamaya çalışıyorlar, yılda hiç olmazsa 10 – 15 gün deniz kenarında tatil yapabiliyorlar,.çocuklarının iyi eğitim alması, iyi okullarda okuması, iyi bir meslek ve iş sahibi olması için her türlü çabayı gösteriyorlar.
Çevremizde bildiğimiz, tanıdığımız sendikal haklarla, grev, miting ve gösterilerle ilgilemeyen bir çok kamu görevlisi var. Bunların bir kısmının hiç maaş ve ücret derdi yoktur. Hükümetlerin vereceği % 3 veya 5 zam onlar için harçlık bile değildir. Yazlıkları, kışlıkları, son model arabaları vardır. Çocukları pahalı kolejlerde, paralı üniversitelerde hatta yurt dışında okumaktadır. Aldıkları maaş ve ücretlerle böyle bir yaşam süremeyeceklerini de herkes bilmektedir. Hatta ailesi, eski yaşantısı da çok iyi bilinmektedir. İşte kızılacaksa onlara, onların el üstünde tutulduğu bozuk düzene kızılmalıdır.
TOPLU GÖRÜŞMELERE GELİNCE;
Tüm kamu çalışanları sanki ayni işi yapıyor gibi hepsine ayni oranda zam öngörülüyor. Bu durum tamamen yanlış. Kamu çalışanları işkollarına göre örgütlü. Maaş ve ücretlerde, önce en düşük memur maaşı ne kadar olmalı? Bu belirlenir. Buna göre bu orana göre seyyanen tüm memurlara eşit bir zam yapılır. Daha sonra yaptıkları işin zorluğuna göre zorluk derecesine göre değişik işleri yapanlara farklı ilave zamlar yapılır. Yine bunlardan ayrı olarak arazide, kırsal kesimde, yer altında, denizde, tehlikeli işlerde v.b durumlara göre yine ayrıca ek zam, tazminat, fazla mesai verilmeli.
Çeşitli bakanlıklar bünyesinde ayni işi yapan elemanlar olduğu gibi ayni bakanlıkta çeşitli işleri yapan farklı iş kolunu ilgilendiren çalışanlar olabilir. Ayni iş yerinde ayni unvan ile çalıştığı halde çalışma koşulları farklı olabilir. Bütün bunlar, konfederasyon ve çalışma bakanlığı olarak değil de iş kollarında örgütlü sendikalar ile bu iş kollarını ilgilendiren bakanlık yetkilileri ile yapılabilir.
Bütün bunlardan ayrı olarak memurların siyasi nedenlerle tayinleri çıkarılmakta, bir çok memur hiç nedensiz yöneticilikten alınıp sürgüne gönderilmekte. Memurların daha iyi hizmet verebilmesi için, yaptığı işi, görev, sorumluluk ve haklarını tam olarak anlaması için meslek içi eğitimlerin gündeme gelmesi gerekir.
ÜCRET SENDİKACILIĞI YAPILIYOR
Ama bunların hiç biri toplu görüşmelerde gündeme gelmiyor, bir kısmı gelse bile kabul edilmiyor ki sonuçta hükümet sadece “AYLARCA ÖNCE KENDİ BELİRLEDİĞİ % BİLMEM KAÇ ZAMMI” açıklıyor. NE SENDİKALARIN, NE TARAFSIZ HAKEM HEYETİNİN DEDİKLERİNİN HİÇ BİRİ KABUL EDİLMİYOR.
BÜTÜN BUNLAR YILLARCA BÖYLE İKEN TOPLU GÖRÜŞMELERE KATILMAYAN “KESK” Mİ, KATILAN “KAMU – SEN” VE “MEMUR – SEN” Mİ HAKLI, HANGİSİNE KIZMALI SİZ KARAR VERİN. 22.08.2008
19 Ağustos 2008 Salı
BAŞKANIN 4,5 YILI
Sayın RAŞİT ÜRPER nasıl belediye başkanı oldu?
Yeni kurulan AK parti % 34 oy almış, TBMM de anayasayı bile değiştirecek bir çoğunlukla iktidar olmuştu. ANAP da ilçe başkanı iken defalarca belediye başkan adayı olup seçilemeyen RAŞİT ÜRPER, AK parti kurulunca o partiye geçip ilçe başkanı oldu. Abdullah GÜL başbakan olarak Bergama’ya geldi otobüsün üstünde Bergamalılara “RAŞİT ÜRPER bizim arkadaşımız onu seçin, her zaman destek olacağız” dedi. Bergamalılar başbakana güvendiler, RAŞİT ÜRPER’ i belediye başkanı seçtiler.
Geride kalan 4,5 yılda SAYIN BAŞKANA SORARSANIZ TRİLYONLARI HARCAYIP BERGAMA’YI AYAĞA KALDIRDI. ACABA DOĞRU MU? YALANDAN KİM ÖLMÜŞ?
Başkan 4,5 yılda ne yaptı, ne yapmadı?
Mezbaha zaten bitmişti. Eğer açmasa kesim yapılamayacaktı.
JEOTERMAL ne oldu? Seralar gelecek, işsizlik ve para girecekti ilçeye. Ama unutuldu.
Yeni İzmir garajı bitmişti. Sonunda açıldı. İnsanlar daha ucuza ve her saat İZMİR, İSTANBUL, ANKARA’ ya gitmek için garajın açılmasını istiyordu. Ama heyhat. Yine METRODAN başka şirket yok. Peki ihaleyi neden iptal etmedi?
Daha da kötüsü insanlar yeni garaja nasıl gidecek, nasıl gelecek şaşırdı. Bu da yetmedi Bergama’ya gelen köy ve Kınık dolmuşlarının Bergama’ya girişi de yasaklandı.
Bergama’nın çöplüğü ne oldu? Ne olacak ÇÖPLÜK hala Fevzi paşa mahallesinde. Acaba başkan gidip gördü mü? Ben gittim gördüm. Bergama’nın en büyük ayıplarından biri.
İkinci ayıp da KÖPEK EVİ. Başkanın orayı da gördüğüne inanmıyorum. Eğer görseydi kesinlikle vicdanı sızlar bir şeyler yapardı.
Gelmiş geçmiş bütün belediye başkanlarımızın 5 yıllık görevi sırasında en fazla yaptıkları işe yani YOLLAR’ a gelince. Sapasağlam yollar kaldırımlar defalarca kazıldı yeniden yapıldı. Ama ne hikmetse birkaç ay geçmeden hemen bozuldu. Üstelik yol yapımları hep kışın yağmurlu havalarda yapıldı, insanlar çamur deryasında yürüdü. Yollar daraldı, kaldırımlar genişledi. Ama kaldırımları esnaf kullanıyor.
Yollar tek yön oldu. Bergama’ya giriş yasaklandı. Vali bile buna isyan etti. Sonunda İLÇE TRAFİK KOMİSYONU bazı değişiklikler yaptı ama sorun çözüldü mü? Ana caddelerde “CEP” yapıldı. İyi para topluyorsunuz. Acaba başkan trafik ne halde diye hiç “özellikle akşam mesai çıkışı” baktı mı? Mahalle aralarında yol kenarlarına “PARK YASAK” tabelaları kodu, OTO PARK olmayınca insanlar arabasını nereye koyacak?
İşsizlik bitecekti. Ne oldu? Yol arkadaşları “Cumhurbaşkanı, başbakanın” Bergama’ya bir yardımı oldu mu? Hiçbir şey duymadık. Ha sahi bir tane var. Özelleştirme idaresi BERGAMA TEKSTİL FABRİKASINI satamayınca büyük bir törenle, davul zurnalarla Belediyeye devir etti. Belediye fabrikayı çalıştıracak, işsizlik bitecekti. Sanki iş hazır, 6 – 7 bin kişiden dilekçe alındı. Sonunda birilerine kiralandı. Yine 7 – 8 bin kişiden dilekçe alındı. Sonunda 300 – 400 kişi işe alındı. Birkaç ay çalıştıktan sonra bir de baktık ki patron işçilerin ücretini, elektrik ve su parasını ödemeden kaçmış.
Ana caddede yollar yapılırken, telefon, elektrik tellerini yer altına aldındı, bu iyi güzel. Bir yağmurda caddeler dere oluyordu bu nedenle yağmur suyu kanalları yaptınız o da güzel. Ama baştan sona ızgaralar hangi akla hizmet yapıldı? Izgara demirleri oldu ayna gibi. Motorlar, insanlar hatta arabalar bile kayıyor. Her 50 metrede bir “KAYGAN YOL” yazısı koydunuz. Bir kaza olduğunda ölüm, sakatlık halinde belki yasalara hesap vermekten kurtulursunuz. Ama inançlı biri olarak vicdanınıza hesap vermekten nasıl kurtulacaksınız?
Sokaklardan Pazar yerinin kalkması gerekiyordu. Bu nedenle eski başkan şimdiki Pazar yerini yaptı. Ama pazarcı esnafı da, halkın büyük çoğunluğu da ve yerleşik esnaf da karşı olduğu halde Pazar yerini açtınız. Üstelik sergi yerleri yok, seyyar tezgahlar var. O kadar geniş alanda düzenli bir otopark düzeni yok. Trafik keşmekeş. Dahası pazaryeri ve hastane arasına petrol istasyonu ruhsatı verdiniz.
Teleferik yapıyorsunuz. Neye hizmet edecek? Turizme mi? Turistler kale yoluna kadar otobüsle gidecek. Arabalarını eski topçu kışlasına koyacak. Teleferik’ e binip kaleye çıkacak. Gezecek, dönüşte Topçu kışlasında bekleyen otobüse binip gidecek. Peki bu işten BERGAMA’ nın ne faydası olacak? Parayı kim kazanacak? Turizm için son kermeste arastada bir panel düzenlemekten başka ne yapıldı?
Hamamlar, arastada eski dükkanlar ve bazı çeşmeler restore edildi. Ama bunları belediye mi, kültür bakanlı mı yaptı?
Ama bazı şeyleri sormak da benim ve bütün Bergamalıların hakkı olduğuna inanıyorum.
Yapılan bütün işlerin ne kadarı Bergamalılar tarafın ne kadarı yabancılar tarafından yapıldı?
Yapılmayan, yapılması gerekenleri sayfalarca sayarım ama yapılanlardan aklıma başka bir şey gelmiyor. Ha kömür, yiyecek yani sadaka dağıtılması, mahalle annelerinin yaptıkları, göstermelik kadın sığınma evi gibi ve parti propagandası, oy için yapılan bir çok şey muhakkak vardır.
Belediye yardım yapacağı aileleri, burs vereceği öğrencileri, işe alacağı insanları hangi kriterlere göre ve nasıl seçiyor?
Belediye başkanının danışmanının yabancı olduğu, başkandan daha yetkili olduğu doğru mu?
Bütün bu konularda defalarca yerel basında yazarak, mektupla, karşılaştığımızda sözlü olarak sayın başkanı uyardım.
Bütün belediye başkanlarının, Bergama için bir şeyler yaptığını ama iyi şeyler yapmadığını, iyi yönetmediğine inanıyorum.
Ama Sayın RAŞİR ÜRPER, bence vatandaşın trilyonlarca lirasını heba ederek Bergama’nın dokusunu bozduğuna, harcadığı paranın birkaç katı bile harcansa Bergama’yı onarılamayacak hale getirdiğine inanıyorum. 12.08.2008
Yeni kurulan AK parti % 34 oy almış, TBMM de anayasayı bile değiştirecek bir çoğunlukla iktidar olmuştu. ANAP da ilçe başkanı iken defalarca belediye başkan adayı olup seçilemeyen RAŞİT ÜRPER, AK parti kurulunca o partiye geçip ilçe başkanı oldu. Abdullah GÜL başbakan olarak Bergama’ya geldi otobüsün üstünde Bergamalılara “RAŞİT ÜRPER bizim arkadaşımız onu seçin, her zaman destek olacağız” dedi. Bergamalılar başbakana güvendiler, RAŞİT ÜRPER’ i belediye başkanı seçtiler.
Geride kalan 4,5 yılda SAYIN BAŞKANA SORARSANIZ TRİLYONLARI HARCAYIP BERGAMA’YI AYAĞA KALDIRDI. ACABA DOĞRU MU? YALANDAN KİM ÖLMÜŞ?
Başkan 4,5 yılda ne yaptı, ne yapmadı?
Mezbaha zaten bitmişti. Eğer açmasa kesim yapılamayacaktı.
JEOTERMAL ne oldu? Seralar gelecek, işsizlik ve para girecekti ilçeye. Ama unutuldu.
Yeni İzmir garajı bitmişti. Sonunda açıldı. İnsanlar daha ucuza ve her saat İZMİR, İSTANBUL, ANKARA’ ya gitmek için garajın açılmasını istiyordu. Ama heyhat. Yine METRODAN başka şirket yok. Peki ihaleyi neden iptal etmedi?
Daha da kötüsü insanlar yeni garaja nasıl gidecek, nasıl gelecek şaşırdı. Bu da yetmedi Bergama’ya gelen köy ve Kınık dolmuşlarının Bergama’ya girişi de yasaklandı.
Bergama’nın çöplüğü ne oldu? Ne olacak ÇÖPLÜK hala Fevzi paşa mahallesinde. Acaba başkan gidip gördü mü? Ben gittim gördüm. Bergama’nın en büyük ayıplarından biri.
İkinci ayıp da KÖPEK EVİ. Başkanın orayı da gördüğüne inanmıyorum. Eğer görseydi kesinlikle vicdanı sızlar bir şeyler yapardı.
Gelmiş geçmiş bütün belediye başkanlarımızın 5 yıllık görevi sırasında en fazla yaptıkları işe yani YOLLAR’ a gelince. Sapasağlam yollar kaldırımlar defalarca kazıldı yeniden yapıldı. Ama ne hikmetse birkaç ay geçmeden hemen bozuldu. Üstelik yol yapımları hep kışın yağmurlu havalarda yapıldı, insanlar çamur deryasında yürüdü. Yollar daraldı, kaldırımlar genişledi. Ama kaldırımları esnaf kullanıyor.
Yollar tek yön oldu. Bergama’ya giriş yasaklandı. Vali bile buna isyan etti. Sonunda İLÇE TRAFİK KOMİSYONU bazı değişiklikler yaptı ama sorun çözüldü mü? Ana caddelerde “CEP” yapıldı. İyi para topluyorsunuz. Acaba başkan trafik ne halde diye hiç “özellikle akşam mesai çıkışı” baktı mı? Mahalle aralarında yol kenarlarına “PARK YASAK” tabelaları kodu, OTO PARK olmayınca insanlar arabasını nereye koyacak?
İşsizlik bitecekti. Ne oldu? Yol arkadaşları “Cumhurbaşkanı, başbakanın” Bergama’ya bir yardımı oldu mu? Hiçbir şey duymadık. Ha sahi bir tane var. Özelleştirme idaresi BERGAMA TEKSTİL FABRİKASINI satamayınca büyük bir törenle, davul zurnalarla Belediyeye devir etti. Belediye fabrikayı çalıştıracak, işsizlik bitecekti. Sanki iş hazır, 6 – 7 bin kişiden dilekçe alındı. Sonunda birilerine kiralandı. Yine 7 – 8 bin kişiden dilekçe alındı. Sonunda 300 – 400 kişi işe alındı. Birkaç ay çalıştıktan sonra bir de baktık ki patron işçilerin ücretini, elektrik ve su parasını ödemeden kaçmış.
Ana caddede yollar yapılırken, telefon, elektrik tellerini yer altına aldındı, bu iyi güzel. Bir yağmurda caddeler dere oluyordu bu nedenle yağmur suyu kanalları yaptınız o da güzel. Ama baştan sona ızgaralar hangi akla hizmet yapıldı? Izgara demirleri oldu ayna gibi. Motorlar, insanlar hatta arabalar bile kayıyor. Her 50 metrede bir “KAYGAN YOL” yazısı koydunuz. Bir kaza olduğunda ölüm, sakatlık halinde belki yasalara hesap vermekten kurtulursunuz. Ama inançlı biri olarak vicdanınıza hesap vermekten nasıl kurtulacaksınız?
Sokaklardan Pazar yerinin kalkması gerekiyordu. Bu nedenle eski başkan şimdiki Pazar yerini yaptı. Ama pazarcı esnafı da, halkın büyük çoğunluğu da ve yerleşik esnaf da karşı olduğu halde Pazar yerini açtınız. Üstelik sergi yerleri yok, seyyar tezgahlar var. O kadar geniş alanda düzenli bir otopark düzeni yok. Trafik keşmekeş. Dahası pazaryeri ve hastane arasına petrol istasyonu ruhsatı verdiniz.
Teleferik yapıyorsunuz. Neye hizmet edecek? Turizme mi? Turistler kale yoluna kadar otobüsle gidecek. Arabalarını eski topçu kışlasına koyacak. Teleferik’ e binip kaleye çıkacak. Gezecek, dönüşte Topçu kışlasında bekleyen otobüse binip gidecek. Peki bu işten BERGAMA’ nın ne faydası olacak? Parayı kim kazanacak? Turizm için son kermeste arastada bir panel düzenlemekten başka ne yapıldı?
Hamamlar, arastada eski dükkanlar ve bazı çeşmeler restore edildi. Ama bunları belediye mi, kültür bakanlı mı yaptı?
Ama bazı şeyleri sormak da benim ve bütün Bergamalıların hakkı olduğuna inanıyorum.
Yapılan bütün işlerin ne kadarı Bergamalılar tarafın ne kadarı yabancılar tarafından yapıldı?
Yapılmayan, yapılması gerekenleri sayfalarca sayarım ama yapılanlardan aklıma başka bir şey gelmiyor. Ha kömür, yiyecek yani sadaka dağıtılması, mahalle annelerinin yaptıkları, göstermelik kadın sığınma evi gibi ve parti propagandası, oy için yapılan bir çok şey muhakkak vardır.
Belediye yardım yapacağı aileleri, burs vereceği öğrencileri, işe alacağı insanları hangi kriterlere göre ve nasıl seçiyor?
Belediye başkanının danışmanının yabancı olduğu, başkandan daha yetkili olduğu doğru mu?
Bütün bu konularda defalarca yerel basında yazarak, mektupla, karşılaştığımızda sözlü olarak sayın başkanı uyardım.
Bütün belediye başkanlarının, Bergama için bir şeyler yaptığını ama iyi şeyler yapmadığını, iyi yönetmediğine inanıyorum.
Ama Sayın RAŞİR ÜRPER, bence vatandaşın trilyonlarca lirasını heba ederek Bergama’nın dokusunu bozduğuna, harcadığı paranın birkaç katı bile harcansa Bergama’yı onarılamayacak hale getirdiğine inanıyorum. 12.08.2008
6 Ağustos 2008 Çarşamba
EROL GÜNAYDIN
Erol GÜNAYDIN hastaneye kaldırılmış diye duyunca, üzüldüm ve geçmişe gittim.
TV de ilk defa reklam filminde yer alınca ortalık ayağa kalkmıştı.
Bütün sanatçı ve aydınlar “nasıl olur, bir sanatçı reklam filmlerinde yer alıp nasıl sanatçının değerini küçültür” diye eleştirmişlerdi.
Erol GÜNAYDIN, bunu yaptığına, yapacağına pişman olmuş “ben bunu yaptıysam parasını cebime atmak için yapmadım. Tiyatromu ayakta tutmak için yaptım. Her kuruşunu tiyatrom için harcıyorum” diye kendini savunmuştu.
Hey gidi günler hey.
Kim derdi ki bunu diyenlerin çoğu kısa süre sonra reklam filmlerinde devamlı boy gösterecek, ucuz dizilerde, şov programlarında yer alacak, para için sanatı, eski saygınlığını bile unutacak, kısa sürede düzene ayak uyduruverecek.
Ama Erol GÜNAYDIN hep sanatçı idi, hep sanatçı kaldı.
Bu nedenle kavuk kendine verildi.
Acaba bu kavuk şimdi kimde? Kimse bilmiyor hatta bence kimse ilgilenmiyor.
Halbuki o kavuk ülkemiz tiyatroculuğunun, orta oyunun simgesi değil miydi?
Erol GÜNAYDIN belki çok para kazanmadı, geçim sıkıntısı çekti ama bu gün çok para kazanan, el üstünde tutulan, TV de her gün izlediğimiz “sanatçılar!!!! Unutulacak ama Erol GÜNAYDIN hiçbir zaman unutulmayacak sanatçı olarak tarihte yerini alacak. 05.08.2008
TV de ilk defa reklam filminde yer alınca ortalık ayağa kalkmıştı.
Bütün sanatçı ve aydınlar “nasıl olur, bir sanatçı reklam filmlerinde yer alıp nasıl sanatçının değerini küçültür” diye eleştirmişlerdi.
Erol GÜNAYDIN, bunu yaptığına, yapacağına pişman olmuş “ben bunu yaptıysam parasını cebime atmak için yapmadım. Tiyatromu ayakta tutmak için yaptım. Her kuruşunu tiyatrom için harcıyorum” diye kendini savunmuştu.
Hey gidi günler hey.
Kim derdi ki bunu diyenlerin çoğu kısa süre sonra reklam filmlerinde devamlı boy gösterecek, ucuz dizilerde, şov programlarında yer alacak, para için sanatı, eski saygınlığını bile unutacak, kısa sürede düzene ayak uyduruverecek.
Ama Erol GÜNAYDIN hep sanatçı idi, hep sanatçı kaldı.
Bu nedenle kavuk kendine verildi.
Acaba bu kavuk şimdi kimde? Kimse bilmiyor hatta bence kimse ilgilenmiyor.
Halbuki o kavuk ülkemiz tiyatroculuğunun, orta oyunun simgesi değil miydi?
Erol GÜNAYDIN belki çok para kazanmadı, geçim sıkıntısı çekti ama bu gün çok para kazanan, el üstünde tutulan, TV de her gün izlediğimiz “sanatçılar!!!! Unutulacak ama Erol GÜNAYDIN hiçbir zaman unutulmayacak sanatçı olarak tarihte yerini alacak. 05.08.2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)