1999 seçimlerinde CHP baraj altında kalınca Baykal istifa etti. Ama 1,5 yıl sonra geri döndü.
2002 seçimlerinde CHP % 19 oy aldı. 6 ay önce kurulan AKP % 34 oyla, iktidar oldu. Baykal başarılıyız dedi. İstifa etmedi.
2007 seçimlerinden önce köylü, işçi, memur halk iktidara tepkili, “cumhuriyet mitinglerine” milyonlar kişi katılmışken seçimlerde CHP % 21, AKP % 47 oy aldı. Baykal başarılıyız dedi istifa etmedi.
Bütün partilerde olduğu gibi CHP de, de parti içi demokrasi yok. Baykal’ın karşısına aday çıkamıyor. Partililer çaresiz CHP de ki bu durumu kabullenmek zorunda kaldılar. CHP desteklemeye devam ettiler.
Buna rağmen baktım ki bu seçimlerde de değişen bir şey olmayacak. Baykal ve CHP halka “İKTİDARA GELECEK” umudu vermiyor, kurultayda Baykal yine seçilecek Baykal ve tanıdığım milletvekillerine 17.01.2010 tarihinde aşağıdaki mektubu yazdım.
DENİZ BAYKALA MEKTUBUMDUR.
En geç 1 yıl sonra yapılacak seçimlerde AKP iktidarı sona erecek. Siz en eski siyasetçilerden birisiniz ve yaşınız 70 i buldu. İnşallah daha çok uzun yıllar sağlıklı olarak yaşarsınız.
Bu ülkede her konuda sizden hiçbir üstünlüğü olmayan birçok kişi başbakan oldu. Ancak ilk seçimlerde sizinde başbakan olabilme şansınız çok kuvvetli. Üstelik CHP seçimleri kazanır ve iktidar olursa, Sadece başbakan değil, belki 2012 yılında cumhurbaşkanı da olabilirsiniz. Böylece 2016 yılına kadar siyasi yaşamınız devam edecek, Hem de siz “Türkiye siyasi tarihine BAŞBAKAN ve CUMHURBAŞKANI” olarak geçeceksiniz. Bunun için her Salı günü TRT 3 den canlı yayınlanan “GRUPDA YAPTIĞINIZ” konuşmalar dışında da biraz daha fazla çaba harcamalısınız.
Sayın BAYKAL; Eğer CHP nin iktidar, siz de başbakan olmak istiyorsanız lütfen biraz gayret ederseniz göreceksiniz ki iktidar olmak için siz 1 adım attıkça halk 3 adım atacaktır.
Eğer CHP nin iktidar sizin başbakan olacağına inancınız yoksa veya ben başbakan veya cumhurbaşkanı olmak istemiyorum diyorsanız,
O zaman seçimlerden önce yakında yapılacak kurultayda lütfen aday olmayınız. Genel başkanlığına ve yönetim kadrolarına, CHP yi iktidar yapacaklarına inanan kişiler gelsin.
Bu güne kadar yaptıklarınız için de size bütün CHP örgütü teşekkür etsin ve sizi de CHP nin onursal genel başkan payesi ile ödüllendirsin. Lütfen bu düşünce ve inançta olan başta CHP seçmeni olan milyonlarca kişinin sözlerini dinleyin ve saygı gösterin.
Bir ara baktım Baykal biraz hareketlendi.
Biraz umutlandım. 05.04.2010 tarihindeki yazımda;
BAYKAL bu kez iktidarı istiyor. İl, il kongrelere gidiyor. Başbakan, Sivas’ın ötesine geçemiyor diyordu. Van’a gitti. Kıyamet kopmadı. Çok da güzel oldu. Diğer illere de gidip, bu güne kadar uygulanan politikaların yanlış olduğunu söyleyecek. İlk seçimlerde görülecektir ki, doğu ve güneydoğu illerinde; AKP ve BDP oylarının bir kısmı CHP ye gelmiş. Umudum pek yoktu ama şimdi inanıyorum ki; Baykal ilk seçimlerde iktidar olmak istiyor. Diye yazmıştım.
Aslında umut etmekten başka bir şeyde gelmiyordu elimizden. Çünkü bütün il, ilçe başkanları, kurultay delegeleri Baykal diyor başka bir şey demiyordu. Bu kurultayda Baykal tek aday olacaktı. Karşısına aday çıksa bile delegeden yeterli destek alamayacaktı.
Partililer bunu da çaresiz kabullenmişti. CHP ye destekleri devam ediyordu devam edecekti.
İşte tam kurultaya gün sayılırken,
Kim, niçin ve neden yaptı bilinmez “o kaseti yayınladı.”
Baykal, MYK üyelerinin “İSTİFA ETME” sözlerini dinlemedi. Herkesle helalleşti, CHP genel başkanlığından istifa etti ve aday olmayacağını açıkladı. Bu şekilde istifaya zorlanmasını “Baykal karşıtları bile” ayıpladı. Baykal’ın bu davranışı CHP üyeleri ve halk tarafından saygı ile karşılandı.
Ama birde baktık ki milletvekilleri, delegeler, parti yöneticileri, il, ilçe örgütleri “GERİ DÖN” diyorlar. Gençler “GERİ DÖN” diye kapısının önünde açlık grevi yapıyor.
Bu günden sonra geri dönüp aday olmaya karar verirse istifasının “OYUN” olduğu söylenecek. Hem kendi saygınlığı yok olacak hem de partiye büyük zarar verecek.
Bunu kimse aklına bile getirmiyordu.
Aslında CHP üyelerinin halkın gönlünde bir aday vardı. Herkes KEMAL KILIÇTAROĞLU diyordu.
Ancak Baykal’a rağmen aday olmak zordu. Öyle bir hava estiriliyor ki “Baykal varken aday olmak” CHP ye hatta ülkeye ihanet etmek gibi olacaktı.
İşte tam bu sırada beklenmeyen bir şey oldu. Herkesin kızdığı, hizipçi dediği, Baykal’ın kadim dostu dediği ÖNDER SAV devreye girdi. İl başkanları toplantısından bir gün önce KEMAL KILIÇTAROĞLU adaylığını açıkladı, Önder SAV ve 65 kadar milletvekili KILIÇTAROĞLU’ na desteğini açıkladı. Ertesi gün il başkanları da KILIÇTAROĞLU’ na destek verince “CHP nin bölüneceğini, parçalanacağını, güçsüz kalacağını” umanların oyunu bozuldu.
Bu gün HALKIN UMUTLARI YEŞERDİ. Halkın isteklerine kulak tıkayan, AKP iktidarı gidecek, Kemal KILIÇTAROLU başbakan olacağı CHP iktidarı gelecek.
Başbakan ve AKP panik içindeler. Alternatifimiz yok diyenler şimdi telaş içinde. Küçümsüyorlar, yapamaz diyorlar, kaynak nerede diyorlar kimse dinlemiyor bile.
Ama görüyorlar ki CHP ilk seçimde tek başına iktidar olacak.
8 yıllık iktidarlarında, yaptıklarının, yolsuzlukların hesabını sorulacak korkusuna kapıldılar.
Herkes yaptıklarının hesabını yargıya verecekler. Bunu engellemek artık mümkün değil.
İşte bundan korkuyorlar. Ancak Korkunun ecele faydası yok. 27.05.2010
27 Ağustos 2010 Cuma
27 Mayıs 2010 Perşembe
KIMLERE DOKUNULUR?
KIMLERE DOKUNULUR?
KİMLERE DOKUNULMAZ?
Cumhurbaşkanı “SORUMSUZ”,
Milletvekilleri ise “DOKUNULMAZ” dır.
Milletvekilleri ister seçilmeden önce, ister seçildikten sonra,
“İRTİKÂP, RÜŞVET, HIRSIZLIK, DOLANDIRICILIK, SAHTECİLİK, İNANCI KÖTÜYE KULLANMA, YALAN YERE TANIKLIK, YALAN YERE YEMİN, HİLELİ İFLAS IRZA TECAVÜZ, ,SARKINTILIK, KIZ, KADIN VE ERKEK KAÇIRMAK, FUHŞA TAHRİK, ZİMMET,” gibi “YÜZ KIZARTICI” suçları işlemiş olsa bile yargılamak bir yana mahkeme ifadesini bile alamaz.
Başbakan hep diyor ya; “Sadece bizim mi dokunulmazlığımız mı var?
Dokunulmazlıklar kalkacaksa hepsi birden kalksın.”
BAKMAYIN SİZ BAŞBAKANIN BÖYLE DEDİĞİNE.
Çünkü ülkemizde milletvekilleri dışında “belediye başkanları dâhil” hiç kimsenin dokunulmazlığı yoktur.
PEKİ, BAŞBAKAN NEDEN BÖYLE DİYOR?
TBMM çoğunluğuna sahip partinin başkanı Başbakan olur. Başbakan bakanları kendi partisinden seçer.
Hükümet uygun kişiler arasından devletin üst düzey bürokratlarını “müsteşar, genel müdür, vali, kaymakam gibi” atamalarını yapar.
Üst düzey bürokratlar kendilerine bağlı alt düzey “bölge müdürü, şube müdürü gibi” devlet yöneticilerini atarlar.
Onlarda taşrada diğer devlet memurlarının atamalarını yaparlar.
Bütün bu hiyerarşik düzen içinde ister üst düzey, ister en alt kademedeki memur ister belediye başkanı olsun hepsi “HÜKÜMETİN değil DEVLETİN MEMURUDUR.”
Bunlar görevlerini “ANAYASA ve YASALARA” uygun yapmak zorundadırlar.
Eğer bu devlet memurları veya belediye başkanlarının bir suç işlediği hakkında iddia veya şikâyet varsa;
Amiri “başbakan, bakan, genel müdür, vali, kaymakam, şube müdürü” o kişi hakkında soruşturma açmak zorundadır.
Suçu işleyen kişinin görevinin büyüklüğüne, suçun önemine göre soruşturma için bir muhakkik veya müfettiş görevlendirilir.
Soruşturma sonucu suçlu bulunursa ya disiplin cezası alır veya ilçe, il idare kurulu, genel müdürlük veya bakanlık disiplin kurulu tarafından mahkemede yargılanmasına karar verilir.
Yasalarımıza göre kanunsuz bir emir “ne kadar üst amirden” gelirse gelsin yerine getirilmez.
Ancak memur bilir ki böyle bir emri dinlemez o işi yapmazsa görevden alınacak veya sürgün edilecek.
Ama yaparsa kendisine görev veren amir onu koruyacak.
Ayrıca yine o memur bilir ki “BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR” atasözüne göre verilen emri yerine getirirse kendisi de hem bu gün hem gelecekte karlı çıkacak.
İşte bu nedenle verilen emri yerine getirir.
Ancak memur / belediye başkanı amirinin, bakanın, başbakanın veya parti yöneticilerinin verdiği emri yerine getirdiğinden, dolayı suçlanıyorsa ve soruşturma sonucu ucu amirine, başbakan, bakan veya parti üst düzeydeki yöneticiye kadar dayanacaksa ne olacak?
İŞTE O ZAMAN O MEMUR / BELEDİYE BAŞKANI DOKUNULMAZ OLUR.
Çünkü amiri onun hakkında soruşturma izni vermez.
Genelde amir izin vermediği için idare mahkemesinden soruşturma veya yargılama izni alınmaktadır. Ancak buna da memurun bir üst mahkemeye itiraz hakkı vardır. Soruşturma veya yargılama kararı çıkması için uzun bir süre geçer.
Yargılama, temyiz derken yıllar geçer. Böyle suçlar için af çıkarılmasa bile çoğu kez dava zaman aşımına uğrar. Kimse ceza almaz.
Yargılanacak kişi çok üst düzey görevde olan biri, iktidar partisine çok büyük faydası olan işleri yapmış veya büyük yolsuzluk iddiaları söz konusu ise,
Dahası ucu hükümet veya iktidar partisini yöneticilerinden birine kadar uzanıyorsa o kişinin ilk seçimde milletvekili yapılıp “DOKUNULMAZLIK” zırhına bürünmesi sağlanır.
Demek ki;
“MİLLETVEKİLLERİ HARİCİNDE”
Kimsenin dokunulmazlığı yoktur.
Başbakanın dokunulmazlığı var dediği kişiler;
“SİYASİ İKTİDARLARIN” yasal olmayan isteklerini yapan bu nedenle “SİYASİ İKTİDARLARIN KORUDUĞU” için “DOKUNULAMAYAN” bu kişilerdir.
Bunlar için anayasa veya yasa değiştirmeye gerek yoktur.
Siyasi iktidarlar anayasa ve yasalara göre ülkeyi yönetir, devlet memurlarına yasa dışı işleri yapmaları için emir vermez ve baskı yapmazsa,
Yinede suç işleyen bir memur olursa onun hakkında dürüstçe bir soruşturma ve adil yargılama yolu açılırsa hiçbir bürokratın “DOKUNULMAZLIĞI” olmaz.
Bunun da olabilmesi için “MİLLETVEKİLLERİNİN DOKUNULMAZLIĞININ” kesinlikle kaldırılması gerektiği çünkü yolsuzlukların hepsinin ucunun siyasetçilere dayandığı için “YOLSUZLUK YAPANLARDAN HESAP SORULAMADIĞI” yıllardır söylenip yazılmaktadır.
Bütün iktidarlar döneminde böyle olmuştur.
Bütün bunlara rağmen her türlü sürgün ve cezayı göze alıp görevini dürüstçe yapan her kademeden memur ve müfettişlerimiz her zaman olmuştur.
Bu günde vardır.
Eğer onlar olmasa bu gün medyada yer alan yolsuzluk dosyaları olur muydu? 08.05.2010
KİMLERE DOKUNULMAZ?
Cumhurbaşkanı “SORUMSUZ”,
Milletvekilleri ise “DOKUNULMAZ” dır.
Milletvekilleri ister seçilmeden önce, ister seçildikten sonra,
“İRTİKÂP, RÜŞVET, HIRSIZLIK, DOLANDIRICILIK, SAHTECİLİK, İNANCI KÖTÜYE KULLANMA, YALAN YERE TANIKLIK, YALAN YERE YEMİN, HİLELİ İFLAS IRZA TECAVÜZ, ,SARKINTILIK, KIZ, KADIN VE ERKEK KAÇIRMAK, FUHŞA TAHRİK, ZİMMET,” gibi “YÜZ KIZARTICI” suçları işlemiş olsa bile yargılamak bir yana mahkeme ifadesini bile alamaz.
Başbakan hep diyor ya; “Sadece bizim mi dokunulmazlığımız mı var?
Dokunulmazlıklar kalkacaksa hepsi birden kalksın.”
BAKMAYIN SİZ BAŞBAKANIN BÖYLE DEDİĞİNE.
Çünkü ülkemizde milletvekilleri dışında “belediye başkanları dâhil” hiç kimsenin dokunulmazlığı yoktur.
PEKİ, BAŞBAKAN NEDEN BÖYLE DİYOR?
TBMM çoğunluğuna sahip partinin başkanı Başbakan olur. Başbakan bakanları kendi partisinden seçer.
Hükümet uygun kişiler arasından devletin üst düzey bürokratlarını “müsteşar, genel müdür, vali, kaymakam gibi” atamalarını yapar.
Üst düzey bürokratlar kendilerine bağlı alt düzey “bölge müdürü, şube müdürü gibi” devlet yöneticilerini atarlar.
Onlarda taşrada diğer devlet memurlarının atamalarını yaparlar.
Bütün bu hiyerarşik düzen içinde ister üst düzey, ister en alt kademedeki memur ister belediye başkanı olsun hepsi “HÜKÜMETİN değil DEVLETİN MEMURUDUR.”
Bunlar görevlerini “ANAYASA ve YASALARA” uygun yapmak zorundadırlar.
Eğer bu devlet memurları veya belediye başkanlarının bir suç işlediği hakkında iddia veya şikâyet varsa;
Amiri “başbakan, bakan, genel müdür, vali, kaymakam, şube müdürü” o kişi hakkında soruşturma açmak zorundadır.
Suçu işleyen kişinin görevinin büyüklüğüne, suçun önemine göre soruşturma için bir muhakkik veya müfettiş görevlendirilir.
Soruşturma sonucu suçlu bulunursa ya disiplin cezası alır veya ilçe, il idare kurulu, genel müdürlük veya bakanlık disiplin kurulu tarafından mahkemede yargılanmasına karar verilir.
Yasalarımıza göre kanunsuz bir emir “ne kadar üst amirden” gelirse gelsin yerine getirilmez.
Ancak memur bilir ki böyle bir emri dinlemez o işi yapmazsa görevden alınacak veya sürgün edilecek.
Ama yaparsa kendisine görev veren amir onu koruyacak.
Ayrıca yine o memur bilir ki “BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR” atasözüne göre verilen emri yerine getirirse kendisi de hem bu gün hem gelecekte karlı çıkacak.
İşte bu nedenle verilen emri yerine getirir.
Ancak memur / belediye başkanı amirinin, bakanın, başbakanın veya parti yöneticilerinin verdiği emri yerine getirdiğinden, dolayı suçlanıyorsa ve soruşturma sonucu ucu amirine, başbakan, bakan veya parti üst düzeydeki yöneticiye kadar dayanacaksa ne olacak?
İŞTE O ZAMAN O MEMUR / BELEDİYE BAŞKANI DOKUNULMAZ OLUR.
Çünkü amiri onun hakkında soruşturma izni vermez.
Genelde amir izin vermediği için idare mahkemesinden soruşturma veya yargılama izni alınmaktadır. Ancak buna da memurun bir üst mahkemeye itiraz hakkı vardır. Soruşturma veya yargılama kararı çıkması için uzun bir süre geçer.
Yargılama, temyiz derken yıllar geçer. Böyle suçlar için af çıkarılmasa bile çoğu kez dava zaman aşımına uğrar. Kimse ceza almaz.
Yargılanacak kişi çok üst düzey görevde olan biri, iktidar partisine çok büyük faydası olan işleri yapmış veya büyük yolsuzluk iddiaları söz konusu ise,
Dahası ucu hükümet veya iktidar partisini yöneticilerinden birine kadar uzanıyorsa o kişinin ilk seçimde milletvekili yapılıp “DOKUNULMAZLIK” zırhına bürünmesi sağlanır.
Demek ki;
“MİLLETVEKİLLERİ HARİCİNDE”
Kimsenin dokunulmazlığı yoktur.
Başbakanın dokunulmazlığı var dediği kişiler;
“SİYASİ İKTİDARLARIN” yasal olmayan isteklerini yapan bu nedenle “SİYASİ İKTİDARLARIN KORUDUĞU” için “DOKUNULAMAYAN” bu kişilerdir.
Bunlar için anayasa veya yasa değiştirmeye gerek yoktur.
Siyasi iktidarlar anayasa ve yasalara göre ülkeyi yönetir, devlet memurlarına yasa dışı işleri yapmaları için emir vermez ve baskı yapmazsa,
Yinede suç işleyen bir memur olursa onun hakkında dürüstçe bir soruşturma ve adil yargılama yolu açılırsa hiçbir bürokratın “DOKUNULMAZLIĞI” olmaz.
Bunun da olabilmesi için “MİLLETVEKİLLERİNİN DOKUNULMAZLIĞININ” kesinlikle kaldırılması gerektiği çünkü yolsuzlukların hepsinin ucunun siyasetçilere dayandığı için “YOLSUZLUK YAPANLARDAN HESAP SORULAMADIĞI” yıllardır söylenip yazılmaktadır.
Bütün iktidarlar döneminde böyle olmuştur.
Bütün bunlara rağmen her türlü sürgün ve cezayı göze alıp görevini dürüstçe yapan her kademeden memur ve müfettişlerimiz her zaman olmuştur.
Bu günde vardır.
Eğer onlar olmasa bu gün medyada yer alan yolsuzluk dosyaları olur muydu? 08.05.2010
ULUSAL EGEMENLİK - MİLLİ İRADE
ULUSAL EGEMENLİK - MİLLİ İRADE
ULUSAL EGEMENLİK NEDİR?
Ulusal egemenlik bağımsızlıktır ve kayıtsız şartsız millettedir.
Ülkemizin kara, deniz ve hava sınırları ile yabancı ülke temsilciliklerimiz yani bayrağımızın dalgalandığı her yer egemenliğimize dâhildir.
Bağımsız bir ülke diğer ülkelerle karşılıklı çıkarlar için anlaşmalar yapabilir.
Ancak her ne şekilde olursa olsun hiçbir ülke iç işlerimize karışamaz.
Ülkenin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri başka bir ülkeye tahsis edilemez.
Örneğin; Boğazlarımızdan geçiş için komşu ülkelerle anlaşma yapabiliriz ama boğazlarımızın yönetimini hiçbir ülkeye devredemeyiz.
Üyesi olduğumuz NATO ya verdiğimiz üsse, ülkemiz asker, sivil görevlilerimizin girmesine yasak konmasına, üssün bizim iznimiz olmadan kullanılmasına izin verilemez.
Ermenistan, Irak, İran, Suriye gibi komşu ülkelerle anlaşmalar yapabiliriz. Ama bunu hiçbir zaman başka ülkelerin zorlaması ile değil kendi ulusal çıkarlarımız için yaparız.
Millet, ulusal egemenliğini sadece “HÜKÜMET ELİYLE DEĞİL” anayasanın koyduğu esaslara göre “YETKİLİ ORGANLAR ELİ İLE” kullanır.
Millet – ulus egemenliğini kullandığı organlar,
“TBMM”, hükümet ve Yargıdır.
Ulus – Millet egemenliğini kullanan organlar hiçbir surette, yetkilerini,
HİÇBİR KİŞİYE, ZÜMREYE veya SINIFA BIRAKAMAZ.
Ulusun – milletin yetkilerini devir ettiği hiçbir organ, kurum veya kişi ANAYASADA KENDİSİNE VERİLMEYEN HİÇBİR YETKİYİ KULLANAMAZ.
Üst bürokratlar, valiler, genel müdürler, müsteşarlar, bölge müdürleri tüm kamu görevlileri;
Hükümet tarafından göreve getirilir ama onlar hükümet adına değil anayasa ve yasalara göre “DEVLET ADINA” görev yaparlar.
TBMM; yasa yapma, hükümeti denetleme ve diğer yetkilerini hiçbir zaman hiçbir kurum veya kişiye devredemez.
Yargı yetkisi de yüksek ve yerel “BAĞIMSIZ MAHKEMELERCE” kullanılır.
Milli iradeyi temsil etse bile TBMM tarafından çıkarılan hiçbir yasa “ANAYASAYA AYKIRI” olamaz.
Çıkarılan yasaların anayasaya aykırı olup olmadığına yine anayasada belirtilen usullere göre başvurulması durumunda “ANAYASA MAHKEMESİ” karar verir.
MİLLİ İRADE NEDİR?
Doğrudan ulusun “milletin” elinde bulunan iradedir.
Ulusun – milletin temsilcilerini belirleyeceği seçimlerde;
Millet kendini temsil edeceği vekillerini kendisi belirlemişse,
Siyasi partiler eşit koşullarda yarışmış ve seçimler demokratik şekilde yapılmışsa,
Bütün partiler aldıkları oy oranı kadar MECLİSTE temsil ediliyorsa,
O zaman TBMM si “MİLLİ İRADE” temsil ediyor demektir.
Ancak 1983 yılından bu yana yapılan hiçbir seçim sonucu milli irade TBMM ne yansımamıştır.
1983 yılından bu güne yapılan seçimler, Anayasa ve yasalara uygun yapılmış genel seçimler sonucu TBMM oluşmuş olsa da;
Siyasi partiler yasası demokratik olmadığı, Millet kendi temsilcisini kendisi belirlemediği için,
Seçimlerde tüm partiler eşit koşullarda yarışmadığı için,
Seçim yasası demokratik olmadığı, yüksek seçim barajı olduğundan genel seçimler sonucu MECLİS, partilerin aldıkları oyları ile ayni oranda temsil edilmediği için,
TBMM nin de,
TBMM de çoğunluğu bulunan AKP nin de,
“MİLLİ İRADEYİ” yansıttığı söylenemez.
SORU;
“Yoksul, zengin işçi, memur, işveren, köylü, şehirli, dağdaki çoban, profesör, cumhurbaşkanı ve başbakan herkesin oyu da eşittir” diyenler, “bence de eşittir”
Neden, “MİLLİ GELİRDEN ALACAKLARI HAKLARI DA EŞİT OLMALIDIR” demiyorlar?
BİLGİ:
Ülkemizde 1950 yılından bu güne seçim sonuçları “partiler, aldıkları oy oranları ve çıkardıkları milletvekili sayıları” aşağıda gösterilmiştir.
1950, 1954 ve 1957 seçimleri “ÇOĞUNLUK SİSTEMİ” bir ilde hangi parti 1 oy bile fazla almışsa o ilin bütün milletvekillerini o parti çıkarıyordu. Milletvekili sayısı da sabit değildi. Ülke nüfusu, sayısı arttıkça ülkenin ve ilin milletvekili sayısı artıyordu.
1950: Toplam 487 milletvekili. DP % 52,68 oy 408, CHP % 39,45 oy 69 milletvekili
1954: Toplam 541 milletvekili. DP % 57,5 oy 502, CHP % 35,29 oy 31 milletvekilli
1957: Toplam 602 milletvekili. DP % 47,91 oy 424, CHP % 41,12 oy 178 milletvekilli
1961 ve 1965 seçimleri “bir oyun bile değerlendirildiği “NİSBİ ARTIK SEÇİM SİSTEMİ” TBMM si 450 milletvekili ve 150 senatör toplam 600 kişi.
1961: CHP % 36,74 oy 173, Adalet partisi (AP) % 34,80 oy 158, CKMP % 13,96 oy 54 ve YTP % 13, 73 oy 65 milletvekilli
1965: AP % 52,87 oy 240, CHP % 26,75 oy 134, MP % 6,26 oy 31, YTP % 3, 72 oy 19, TİP % 2,97 oy 14, CKMP % 2,24 oy 11 ve 1 bağımsız milletvekilli
1969 yılından 1980 yılına kadar “NİSBİ” seçim sistemi.
1969: AP % 46,55 oy 256 CHP % 27,37 oy 143, MP % 3,22 oy 6, YTP % 2,18 oy 6 TİP % 2,68 oy 2, MHP % 3,03 oy 1, GP % 6,58 oy 15 ve 13 bağımsız milletvekilli
1973: CHP % 33,29 oy 185, AP % 29,82 oy 149, DP % 11,89 oy 45, MSP % 11,80 oy 48, CGP % 5,26 oy 13, MHP % 3,38 oy 3, TBP % 1,14 oy 1 ve 6 bağımsız milletvekilli
1977: CHP % 41,39 oy 213, AP % 36,89 oy 189, DP % 1,85 oy 1, MSP % 8,57 oy 24, CGP % 1,87 oy 3, MHP % 6,42 oy 16 ve 4 bağımsız milletvekilli
1983: 3 partinin katılmasına, izin verildi. Ülke barajı % 10, ilin çıkaracağı milletvekili sayısına göre “% 50 ye varan yüksek çevre barajları” 400 milletvekili,
ANAP % 45,14 oy 211 HP % 30,46 oy 117, MDP % 23,27 oy 71 milletvekilli
1987: Yasaklar kalktı. Milletvekili sayısı 450.
ANAP % 36,31 oy 292, SHP % 24,74 oy 99, DYP % 19,14 oy 59 milletvekilli
1991: Tercihli oy “her il veya seçim çevresinde çıkaracağı milletvekili sayısının 2 katı aday gösterildi. Seçmen isimlerin üzerine mühür basarak tercih yaptı.”
DYP % 27,23 oy 178, SHP % 20,75 oy 88, ANAP % 24,01 oy 115, RP % 16,88 oy 62, DSP % 10,75 oy 7 milletvekilli
1995: Tercih kaldırıldı. Milletvekili sayısı 550 oldu.
RP % 21,38 oy 158, ANAP % 19,65 oy 132, DYP % 19,18 oy 135, DSP % 14,64 oy 76, CHP % 10,71 oy 49 milletvekilli
1999: DSP % 22,19 oy 116, ANAP % 13,22 oy 86, DYP % 12,01 oy 85, MHP % 17,98 oy 129, FP % 15,41 oy 111 ve 8 bağımsız milletvekilli
2002: AKP % 34,43 oy 365, CHP % 19,41 oyla 177 ve 3 bağımsız milletvekilli
2007: AKP % 46,58 oy 341, CHP % 20,88 oy 112, MHP % 14,27 oy 71 ve 26 bağımsız milletvekilli kazandılar.
ULUSAL EGEMENLİK NEDİR?
Ulusal egemenlik bağımsızlıktır ve kayıtsız şartsız millettedir.
Ülkemizin kara, deniz ve hava sınırları ile yabancı ülke temsilciliklerimiz yani bayrağımızın dalgalandığı her yer egemenliğimize dâhildir.
Bağımsız bir ülke diğer ülkelerle karşılıklı çıkarlar için anlaşmalar yapabilir.
Ancak her ne şekilde olursa olsun hiçbir ülke iç işlerimize karışamaz.
Ülkenin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri başka bir ülkeye tahsis edilemez.
Örneğin; Boğazlarımızdan geçiş için komşu ülkelerle anlaşma yapabiliriz ama boğazlarımızın yönetimini hiçbir ülkeye devredemeyiz.
Üyesi olduğumuz NATO ya verdiğimiz üsse, ülkemiz asker, sivil görevlilerimizin girmesine yasak konmasına, üssün bizim iznimiz olmadan kullanılmasına izin verilemez.
Ermenistan, Irak, İran, Suriye gibi komşu ülkelerle anlaşmalar yapabiliriz. Ama bunu hiçbir zaman başka ülkelerin zorlaması ile değil kendi ulusal çıkarlarımız için yaparız.
Millet, ulusal egemenliğini sadece “HÜKÜMET ELİYLE DEĞİL” anayasanın koyduğu esaslara göre “YETKİLİ ORGANLAR ELİ İLE” kullanır.
Millet – ulus egemenliğini kullandığı organlar,
“TBMM”, hükümet ve Yargıdır.
Ulus – Millet egemenliğini kullanan organlar hiçbir surette, yetkilerini,
HİÇBİR KİŞİYE, ZÜMREYE veya SINIFA BIRAKAMAZ.
Ulusun – milletin yetkilerini devir ettiği hiçbir organ, kurum veya kişi ANAYASADA KENDİSİNE VERİLMEYEN HİÇBİR YETKİYİ KULLANAMAZ.
Üst bürokratlar, valiler, genel müdürler, müsteşarlar, bölge müdürleri tüm kamu görevlileri;
Hükümet tarafından göreve getirilir ama onlar hükümet adına değil anayasa ve yasalara göre “DEVLET ADINA” görev yaparlar.
TBMM; yasa yapma, hükümeti denetleme ve diğer yetkilerini hiçbir zaman hiçbir kurum veya kişiye devredemez.
Yargı yetkisi de yüksek ve yerel “BAĞIMSIZ MAHKEMELERCE” kullanılır.
Milli iradeyi temsil etse bile TBMM tarafından çıkarılan hiçbir yasa “ANAYASAYA AYKIRI” olamaz.
Çıkarılan yasaların anayasaya aykırı olup olmadığına yine anayasada belirtilen usullere göre başvurulması durumunda “ANAYASA MAHKEMESİ” karar verir.
MİLLİ İRADE NEDİR?
Doğrudan ulusun “milletin” elinde bulunan iradedir.
Ulusun – milletin temsilcilerini belirleyeceği seçimlerde;
Millet kendini temsil edeceği vekillerini kendisi belirlemişse,
Siyasi partiler eşit koşullarda yarışmış ve seçimler demokratik şekilde yapılmışsa,
Bütün partiler aldıkları oy oranı kadar MECLİSTE temsil ediliyorsa,
O zaman TBMM si “MİLLİ İRADE” temsil ediyor demektir.
Ancak 1983 yılından bu yana yapılan hiçbir seçim sonucu milli irade TBMM ne yansımamıştır.
1983 yılından bu güne yapılan seçimler, Anayasa ve yasalara uygun yapılmış genel seçimler sonucu TBMM oluşmuş olsa da;
Siyasi partiler yasası demokratik olmadığı, Millet kendi temsilcisini kendisi belirlemediği için,
Seçimlerde tüm partiler eşit koşullarda yarışmadığı için,
Seçim yasası demokratik olmadığı, yüksek seçim barajı olduğundan genel seçimler sonucu MECLİS, partilerin aldıkları oyları ile ayni oranda temsil edilmediği için,
TBMM nin de,
TBMM de çoğunluğu bulunan AKP nin de,
“MİLLİ İRADEYİ” yansıttığı söylenemez.
SORU;
“Yoksul, zengin işçi, memur, işveren, köylü, şehirli, dağdaki çoban, profesör, cumhurbaşkanı ve başbakan herkesin oyu da eşittir” diyenler, “bence de eşittir”
Neden, “MİLLİ GELİRDEN ALACAKLARI HAKLARI DA EŞİT OLMALIDIR” demiyorlar?
BİLGİ:
Ülkemizde 1950 yılından bu güne seçim sonuçları “partiler, aldıkları oy oranları ve çıkardıkları milletvekili sayıları” aşağıda gösterilmiştir.
1950, 1954 ve 1957 seçimleri “ÇOĞUNLUK SİSTEMİ” bir ilde hangi parti 1 oy bile fazla almışsa o ilin bütün milletvekillerini o parti çıkarıyordu. Milletvekili sayısı da sabit değildi. Ülke nüfusu, sayısı arttıkça ülkenin ve ilin milletvekili sayısı artıyordu.
1950: Toplam 487 milletvekili. DP % 52,68 oy 408, CHP % 39,45 oy 69 milletvekili
1954: Toplam 541 milletvekili. DP % 57,5 oy 502, CHP % 35,29 oy 31 milletvekilli
1957: Toplam 602 milletvekili. DP % 47,91 oy 424, CHP % 41,12 oy 178 milletvekilli
1961 ve 1965 seçimleri “bir oyun bile değerlendirildiği “NİSBİ ARTIK SEÇİM SİSTEMİ” TBMM si 450 milletvekili ve 150 senatör toplam 600 kişi.
1961: CHP % 36,74 oy 173, Adalet partisi (AP) % 34,80 oy 158, CKMP % 13,96 oy 54 ve YTP % 13, 73 oy 65 milletvekilli
1965: AP % 52,87 oy 240, CHP % 26,75 oy 134, MP % 6,26 oy 31, YTP % 3, 72 oy 19, TİP % 2,97 oy 14, CKMP % 2,24 oy 11 ve 1 bağımsız milletvekilli
1969 yılından 1980 yılına kadar “NİSBİ” seçim sistemi.
1969: AP % 46,55 oy 256 CHP % 27,37 oy 143, MP % 3,22 oy 6, YTP % 2,18 oy 6 TİP % 2,68 oy 2, MHP % 3,03 oy 1, GP % 6,58 oy 15 ve 13 bağımsız milletvekilli
1973: CHP % 33,29 oy 185, AP % 29,82 oy 149, DP % 11,89 oy 45, MSP % 11,80 oy 48, CGP % 5,26 oy 13, MHP % 3,38 oy 3, TBP % 1,14 oy 1 ve 6 bağımsız milletvekilli
1977: CHP % 41,39 oy 213, AP % 36,89 oy 189, DP % 1,85 oy 1, MSP % 8,57 oy 24, CGP % 1,87 oy 3, MHP % 6,42 oy 16 ve 4 bağımsız milletvekilli
1983: 3 partinin katılmasına, izin verildi. Ülke barajı % 10, ilin çıkaracağı milletvekili sayısına göre “% 50 ye varan yüksek çevre barajları” 400 milletvekili,
ANAP % 45,14 oy 211 HP % 30,46 oy 117, MDP % 23,27 oy 71 milletvekilli
1987: Yasaklar kalktı. Milletvekili sayısı 450.
ANAP % 36,31 oy 292, SHP % 24,74 oy 99, DYP % 19,14 oy 59 milletvekilli
1991: Tercihli oy “her il veya seçim çevresinde çıkaracağı milletvekili sayısının 2 katı aday gösterildi. Seçmen isimlerin üzerine mühür basarak tercih yaptı.”
DYP % 27,23 oy 178, SHP % 20,75 oy 88, ANAP % 24,01 oy 115, RP % 16,88 oy 62, DSP % 10,75 oy 7 milletvekilli
1995: Tercih kaldırıldı. Milletvekili sayısı 550 oldu.
RP % 21,38 oy 158, ANAP % 19,65 oy 132, DYP % 19,18 oy 135, DSP % 14,64 oy 76, CHP % 10,71 oy 49 milletvekilli
1999: DSP % 22,19 oy 116, ANAP % 13,22 oy 86, DYP % 12,01 oy 85, MHP % 17,98 oy 129, FP % 15,41 oy 111 ve 8 bağımsız milletvekilli
2002: AKP % 34,43 oy 365, CHP % 19,41 oyla 177 ve 3 bağımsız milletvekilli
2007: AKP % 46,58 oy 341, CHP % 20,88 oy 112, MHP % 14,27 oy 71 ve 26 bağımsız milletvekilli kazandılar.
11 Nisan 2010 Pazar
İKTİDAR NE YAPIYOR?
VATANDAŞ NE İSTİYOR?
İKTİDAR NE YAPIYOR?
AB STANDARDI
Askere AB standardına evet ama
“Siyasi partilere, seçimlere, adalete, hukuka, çalışanların örgütlenme ve hak aramasına, dokunulmazlıklara, yolsuzlukla mücadeleye, yani "sivillere de"
AB STANDARDI İSTİYORUZ.
*****
AÇILIM, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
AKP, açılım yapıyorum dedi. Neyi açacağını söyleyemediği için destek bulamadı.
Açılım olmadı şimdi Anayasayı değiştirip “yargıyı demokratik hale getireceğiz” diyorlar.
Anayasa değişince ne olacak?
Parti kapatma zorlaşacak “hatta imkânsız olacak”, Anayasa mahkemesi, HSYK na üyelerini TBMM, Cumhurbaşkanı “aslında iktidar partisi” belirleyince bağımsız ve tarafsız yargı mı olacak?
Peki, vatandaşa ne faydası olacak?
Vatandaş kendi vekilini kendimi seçecek?
Seçim barajı % 10 dan örnek aldığımız, AB ülkelerinde ki % 3 olmasa bile % 5 e inecek mi?
Tüm çalışanlara “GREVLİ TOPLU SÖZLEŞMELİ SENDİKAL HAKLAR” verilecek mi?
DOKUNULMAZLIKLAR “YÜZ KIZARTICI SUÇLAR” İÇİN yani, AB ülkelerinde olduğu gibi;
“IRZA TECAVÜZ, ,SARKINTILIK, FUHŞA TAHRİK, ZİMMET, İRTİKÂP, RÜŞVET, HIRSIZLIK, DOLANDIRICILIK, EVRAKTA SAHTECİLİK, İNANCI KÖTÜYE KULLANMA, YALAN YERE TANIKLIK ve YEMİN, HİLELİ İFLAS” gibi suçlar için bile kalkacak, YOLSUZLUK YAPANLARDAN hesap sorulacak mı?
İŞSİZLİK, YOKSULLUK, YOLSUZLUK sona erecek mi?
Topraksız köylüye toprak mı dağıtacaklar? Fabrikalar kurup işsizlere iş mi yaratacaklar?
Vatandaşın davaları mahkemelerde daha çabuk mu sonuçlanacak?
Yoksa amaçları muhalefet partilerinin dediği gibi, iktidarı kaybettiklerinde yargılanmaktan korktukları için “YARGIYI KONTROL ALTINA ALMAK MI?”
*****
GAZETECİLİK
Tartışma programlarını devamlı izliyorum.
Eğer programda CHP ve MHP ve diğer muhalefet partilerinin lider veya temsilcileri katılıyorsa acımazsıca sorguluyorlar.
Buna itirazım yok.
Ama programda başbakan veya AKP yetkilileri olunca neden ayni soruları soramıyorlar?
Korkudan olmasın?
*****
KATSAYI MESELESİ
MESLEK LİSELERİ ve İMAM HATİP LİSELERİ derslerinde fark var mı?
İmam hatip liselerinde “imamlık” meslek dersi yanında normal liselerde görülen bütün “sosyal, fen, yabancı dil” dersleri okutuluyor. İmam hatip liselerinde staj yok. Devamlı ders görüyorlar.
Diğer meslek liselerinde ağırlıklı meslek dersleri var. Öğrenciler belli kurumlarda, fabrikalarda veya okuldaki atölyelerde haftada 3, 4 gün staj yapıyor. Yani hem okuyup hem çalışıyorlar.
Eğer "KATSAYI" meslek liseleri ve normal liselerde eşitlenirse
Sadece ve sadece bu İMAM HATİP LİSELERİNE yarayacak.
Diğer meslek lisesi mezunlarına hiç bir faydası olmadığı gibi meslek dalındaki okula girebilmesi daha da zorlaşacak.
İşte bunun için katsayı eşitliğini sadece imam hatip liseleri istiyor.
YÖK ve Hükümet, eğitimciler bunu çok iyi biliyorlar.
YÖK ve iktidar halktan gerçeği gizleyip “MESLEK LİSELERİ” için istiyoruz diyorlar.
*****
VİZE KALKMIŞ!
KAMERUN’ un da eklenmesiyle Türkiye'ye vizeyi kaldıran ülke sayısı 59'a yükselmiş.
Bu 59 ülkeler hangileri imiş?
ANTİGUA-BARBUDA, ARJANTİN, ARNAVUTLUK, BAHAMALAR, BARBADOS, BELİZE, BOLİVYA, BOSNA-HERSEK, BREZİLYA, EKVADOR, EL SALVADOR, FAS, FİJİ, FİLİPİNLER, GUATEMALA, GÜNEY AFRİKA CUMHURİYETİ, GÜRCİSTAN, HAİTİ, HIRVATİSTAN, HONDURAS, HONG KONG, İRAN, JAMAİKA, JAPONYA, KAMERUN, KARADAĞ, KAZAKİSTAN, KIRGIZİSTAN, KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ, KOLOMBİYA, KORE CUMHURİYETİ (GÜNEY KORE), KOSOVA, KOSTA RİKA, LİBYA, LÜBNAN, MAKAU ÖZEL İDARE BÖLGESİ, MAKEDONYA, MALDİVLER, MALEZYA, MAURİTUS, NİKARAGUA, PAKİSTAN, PALAU CUMHURİYETİ, PARAGUAY, ST. VİNCENT-GRENADİNES, SİNGAPUR, SOLOMON ADALARI, SRİ LANKA, SURİYE, SVAZİLAND, ŞİLİ, TANZANYA, TAYLAND, TRİNİDAD-TOBAGO, TUNUS, TUVALU, URUGUAY, ÜRDÜN, VENEZUELA.
Vizeyi kaldıran ülkeler arasında AB ülkeleri ve ABD var mı?
Afrika, Asya, Güney Amerika ülkeleri ve Avrupa’dan küçük, yoksul, geri kalmış hatta bazısı Müslüman, birçoğunun bizimle ilgisi ve işi olmayan bu ülkeler,
Başbakanımızın devamlı “dünyanın 17. büyük ekonomisi, uyguladığı politikalar ile güçlü dünyada sözü dinlenen bir ülke” dediği Türkiye’ye son 7, 8 yıl içinde nasıl ve neden vize koymuşlar.
Ve biz neden hiçbir şey yapmamış, yapamamışız. Şimdi vizeyi kaldırıyor diye seviniyoruz.
Aslında sevinmek değil bu durumdan hicap “utanç” duymamız gerekmez mi?10.04.2010
İKTİDAR NE YAPIYOR?
AB STANDARDI
Askere AB standardına evet ama
“Siyasi partilere, seçimlere, adalete, hukuka, çalışanların örgütlenme ve hak aramasına, dokunulmazlıklara, yolsuzlukla mücadeleye, yani "sivillere de"
AB STANDARDI İSTİYORUZ.
*****
AÇILIM, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
AKP, açılım yapıyorum dedi. Neyi açacağını söyleyemediği için destek bulamadı.
Açılım olmadı şimdi Anayasayı değiştirip “yargıyı demokratik hale getireceğiz” diyorlar.
Anayasa değişince ne olacak?
Parti kapatma zorlaşacak “hatta imkânsız olacak”, Anayasa mahkemesi, HSYK na üyelerini TBMM, Cumhurbaşkanı “aslında iktidar partisi” belirleyince bağımsız ve tarafsız yargı mı olacak?
Peki, vatandaşa ne faydası olacak?
Vatandaş kendi vekilini kendimi seçecek?
Seçim barajı % 10 dan örnek aldığımız, AB ülkelerinde ki % 3 olmasa bile % 5 e inecek mi?
Tüm çalışanlara “GREVLİ TOPLU SÖZLEŞMELİ SENDİKAL HAKLAR” verilecek mi?
DOKUNULMAZLIKLAR “YÜZ KIZARTICI SUÇLAR” İÇİN yani, AB ülkelerinde olduğu gibi;
“IRZA TECAVÜZ, ,SARKINTILIK, FUHŞA TAHRİK, ZİMMET, İRTİKÂP, RÜŞVET, HIRSIZLIK, DOLANDIRICILIK, EVRAKTA SAHTECİLİK, İNANCI KÖTÜYE KULLANMA, YALAN YERE TANIKLIK ve YEMİN, HİLELİ İFLAS” gibi suçlar için bile kalkacak, YOLSUZLUK YAPANLARDAN hesap sorulacak mı?
İŞSİZLİK, YOKSULLUK, YOLSUZLUK sona erecek mi?
Topraksız köylüye toprak mı dağıtacaklar? Fabrikalar kurup işsizlere iş mi yaratacaklar?
Vatandaşın davaları mahkemelerde daha çabuk mu sonuçlanacak?
Yoksa amaçları muhalefet partilerinin dediği gibi, iktidarı kaybettiklerinde yargılanmaktan korktukları için “YARGIYI KONTROL ALTINA ALMAK MI?”
*****
GAZETECİLİK
Tartışma programlarını devamlı izliyorum.
Eğer programda CHP ve MHP ve diğer muhalefet partilerinin lider veya temsilcileri katılıyorsa acımazsıca sorguluyorlar.
Buna itirazım yok.
Ama programda başbakan veya AKP yetkilileri olunca neden ayni soruları soramıyorlar?
Korkudan olmasın?
*****
KATSAYI MESELESİ
MESLEK LİSELERİ ve İMAM HATİP LİSELERİ derslerinde fark var mı?
İmam hatip liselerinde “imamlık” meslek dersi yanında normal liselerde görülen bütün “sosyal, fen, yabancı dil” dersleri okutuluyor. İmam hatip liselerinde staj yok. Devamlı ders görüyorlar.
Diğer meslek liselerinde ağırlıklı meslek dersleri var. Öğrenciler belli kurumlarda, fabrikalarda veya okuldaki atölyelerde haftada 3, 4 gün staj yapıyor. Yani hem okuyup hem çalışıyorlar.
Eğer "KATSAYI" meslek liseleri ve normal liselerde eşitlenirse
Sadece ve sadece bu İMAM HATİP LİSELERİNE yarayacak.
Diğer meslek lisesi mezunlarına hiç bir faydası olmadığı gibi meslek dalındaki okula girebilmesi daha da zorlaşacak.
İşte bunun için katsayı eşitliğini sadece imam hatip liseleri istiyor.
YÖK ve Hükümet, eğitimciler bunu çok iyi biliyorlar.
YÖK ve iktidar halktan gerçeği gizleyip “MESLEK LİSELERİ” için istiyoruz diyorlar.
*****
VİZE KALKMIŞ!
KAMERUN’ un da eklenmesiyle Türkiye'ye vizeyi kaldıran ülke sayısı 59'a yükselmiş.
Bu 59 ülkeler hangileri imiş?
ANTİGUA-BARBUDA, ARJANTİN, ARNAVUTLUK, BAHAMALAR, BARBADOS, BELİZE, BOLİVYA, BOSNA-HERSEK, BREZİLYA, EKVADOR, EL SALVADOR, FAS, FİJİ, FİLİPİNLER, GUATEMALA, GÜNEY AFRİKA CUMHURİYETİ, GÜRCİSTAN, HAİTİ, HIRVATİSTAN, HONDURAS, HONG KONG, İRAN, JAMAİKA, JAPONYA, KAMERUN, KARADAĞ, KAZAKİSTAN, KIRGIZİSTAN, KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ, KOLOMBİYA, KORE CUMHURİYETİ (GÜNEY KORE), KOSOVA, KOSTA RİKA, LİBYA, LÜBNAN, MAKAU ÖZEL İDARE BÖLGESİ, MAKEDONYA, MALDİVLER, MALEZYA, MAURİTUS, NİKARAGUA, PAKİSTAN, PALAU CUMHURİYETİ, PARAGUAY, ST. VİNCENT-GRENADİNES, SİNGAPUR, SOLOMON ADALARI, SRİ LANKA, SURİYE, SVAZİLAND, ŞİLİ, TANZANYA, TAYLAND, TRİNİDAD-TOBAGO, TUNUS, TUVALU, URUGUAY, ÜRDÜN, VENEZUELA.
Vizeyi kaldıran ülkeler arasında AB ülkeleri ve ABD var mı?
Afrika, Asya, Güney Amerika ülkeleri ve Avrupa’dan küçük, yoksul, geri kalmış hatta bazısı Müslüman, birçoğunun bizimle ilgisi ve işi olmayan bu ülkeler,
Başbakanımızın devamlı “dünyanın 17. büyük ekonomisi, uyguladığı politikalar ile güçlü dünyada sözü dinlenen bir ülke” dediği Türkiye’ye son 7, 8 yıl içinde nasıl ve neden vize koymuşlar.
Ve biz neden hiçbir şey yapmamış, yapamamışız. Şimdi vizeyi kaldırıyor diye seviniyoruz.
Aslında sevinmek değil bu durumdan hicap “utanç” duymamız gerekmez mi?10.04.2010
ANAYASA YAPMAK
DEMOKRATİK (SİVİL) ANAYASA YAPMAK için
BAŞBAKAN SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A SAMİMİ ÖNERİMDİR.
Anayasa tümden değil de sadece bazı maddelerde değişiklikler olacaksa kesinlikle bu günkü gibi olmaz. TBMM de uzlaşma ile olur. Diyelim inat edildi, 330 üzeri oyla kabul edildi, referanduma gidildi. % 35 evet, % 65 hayır çıkarsa ne olacak?
Veya 1000 hatta 100 oy farkla kabul veya ret edilirse ne olacak?
Uzlaşma yoksa değişiklikten vaz geçilmelidir.
Eğer gerçekten samimi iseniz, gerçekten “DEMOKRATİK (SİVİL) ANAYASA” yapmak istiyorsanız, önümüzdeki seçimlerde milletvekili seçimleri ile birlikte “150 – 200 KİŞİLİK ANAYASA YAPACAK BİR MECLİS” için de seçimler yapılabilir.
Bu konuda önerimi 25.08.1997 tarihinde Sayın Ecevit’e yazmıştım. O gün yapılamadı, bu gün siz yapın ve tarihe geçin.
Aşağıda Sayın Ecevit’e gönderdiğim mektubumda kendimce nasıl olacağını açıkladım. Saygılarımla. 23.03.2010 - İbrahim BAYTAK
Sayın BÜLENT ECEVİT
Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı
Toplumun her kesimi ve bütün partiler tarafından 1982 anayasasının değiştirilmesi gerektiği dile getiriliyor. Hatta hiç sivil anayasa yapamadığımız söyleniyor.
TBMM de bir yasanın bile çıkarılması çok güç oluyor. Mecliste uzlaşma ile ve uzun bir çalışmayı gerektiren anayasa değişikliği yapmak çok zor, neredeyse olanaksız.
Bu nedenle yeni bir sivil anayasa yapılabilmesi nasıl olur diye düşündüm. Bulduğum yöntemi size iletmek istiyorum.
1998 yılında büyük olasılıkla genel seçimler olacak. Hatta, yerel seçimlerinde yenilenmesi mümkün. Koalisyon programına göre seçim yasası da değişecek.
Ben diyorum ki; bu seçimlerle birlikte 100 ila 200 arasında birde anayasa yapmak üzere anayasa meclisi de seçilse ve bu meclis anayasayı en baştan yapsa.
Tabi bunun için anayasada bazı değişiklikler yapılması gerekecek. Ancak bütün siyasi partiler yeni ve sivil bir anayasa yapılmasına taraftar olduğuna göre anayasa değişikliği ve buna dair yasanın çıkarılmasında uzlaşma sağlanabilir. Üstelik bu anayasa meclisine seçilecek temsilciler yine siyasi partiler tarafından aday gösterilecek.
Yalnız, seçilecek meclise önerilecek kişilerin toplumun belli kesimlerini belli oranlarda temsil şartı getirilmelidir. Örneğin seçilecek kişiler il temsilcileri değil genel (ülke) temsilcisi olacak. Her parti sendikalardan, odalardan, üniversitelerden, meslek kuruluşlarından v.b. den belirlenecek sayılarda aday göstermeli ve bu meclisin bu şekilde oluşması yararlı olacaktır.
Anayasa meclisi 1 yıl içerisinde yeni bir anayasa yapıp, bu mecliste salt çoğunlukla onaylandığı takdirde halkoyuna sunulabilir.
Eğer halkoyu ile kabul edilirse, bu kez anayasa meclisi tüm yasaları yeni baştan ele alıp yeni anayasa uygun güncel şekilde yeniden yapılabilir.
Bunun içinde anayasa meclisi örneğin 1 yıl daha çalışabilir. Yasaların da yeniden yapılmasından sonra yapılması gereken tüzük ve yönetmelikler hazırlanır ve bunların da tamamlanmasından sonra anayasa meclisinin görevi sona ermiş olur.
Bunun için bazı teknik konular var ki yasa hazırlanırken uzmanlar bunlar için çözüm bulabilir.
Örneğin anayasa meclisi ve TBMM ilişkileri (benim önerim anayasa meclisinin tamamen bağımsız olmalı) anayasanın kabulünden sonra yasalar yapılırken hangi anayasaya göre uygun hareket edileceği v.b. uzmanlar ve siyasi partiler bunları aralarında tartışıp çözüm bulacaklardır. Yeter ki özünde sivil bir anayasa yapılmasında anlaşmaya varılabilsin.
Bu şekilde veya benzeri bir çözüm olmadığı takdirde ne bu günkü nede ileride oluşacak TBMM sinin yeni ve sivil bir anayasa yapması mümkün olmayacaktır.
Bu nedenle ben bu yöntemi uygun olarak benimsedim.
Eğer başka bir yolu varsa onlar denensin ve gerçekleştirilsin.
Saygılar sunar, başarılar dilerim. 25.08.1997 - İbrahim BAYTAK
BAŞBAKAN SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A SAMİMİ ÖNERİMDİR.
Anayasa tümden değil de sadece bazı maddelerde değişiklikler olacaksa kesinlikle bu günkü gibi olmaz. TBMM de uzlaşma ile olur. Diyelim inat edildi, 330 üzeri oyla kabul edildi, referanduma gidildi. % 35 evet, % 65 hayır çıkarsa ne olacak?
Veya 1000 hatta 100 oy farkla kabul veya ret edilirse ne olacak?
Uzlaşma yoksa değişiklikten vaz geçilmelidir.
Eğer gerçekten samimi iseniz, gerçekten “DEMOKRATİK (SİVİL) ANAYASA” yapmak istiyorsanız, önümüzdeki seçimlerde milletvekili seçimleri ile birlikte “150 – 200 KİŞİLİK ANAYASA YAPACAK BİR MECLİS” için de seçimler yapılabilir.
Bu konuda önerimi 25.08.1997 tarihinde Sayın Ecevit’e yazmıştım. O gün yapılamadı, bu gün siz yapın ve tarihe geçin.
Aşağıda Sayın Ecevit’e gönderdiğim mektubumda kendimce nasıl olacağını açıkladım. Saygılarımla. 23.03.2010 - İbrahim BAYTAK
Sayın BÜLENT ECEVİT
Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı
Toplumun her kesimi ve bütün partiler tarafından 1982 anayasasının değiştirilmesi gerektiği dile getiriliyor. Hatta hiç sivil anayasa yapamadığımız söyleniyor.
TBMM de bir yasanın bile çıkarılması çok güç oluyor. Mecliste uzlaşma ile ve uzun bir çalışmayı gerektiren anayasa değişikliği yapmak çok zor, neredeyse olanaksız.
Bu nedenle yeni bir sivil anayasa yapılabilmesi nasıl olur diye düşündüm. Bulduğum yöntemi size iletmek istiyorum.
1998 yılında büyük olasılıkla genel seçimler olacak. Hatta, yerel seçimlerinde yenilenmesi mümkün. Koalisyon programına göre seçim yasası da değişecek.
Ben diyorum ki; bu seçimlerle birlikte 100 ila 200 arasında birde anayasa yapmak üzere anayasa meclisi de seçilse ve bu meclis anayasayı en baştan yapsa.
Tabi bunun için anayasada bazı değişiklikler yapılması gerekecek. Ancak bütün siyasi partiler yeni ve sivil bir anayasa yapılmasına taraftar olduğuna göre anayasa değişikliği ve buna dair yasanın çıkarılmasında uzlaşma sağlanabilir. Üstelik bu anayasa meclisine seçilecek temsilciler yine siyasi partiler tarafından aday gösterilecek.
Yalnız, seçilecek meclise önerilecek kişilerin toplumun belli kesimlerini belli oranlarda temsil şartı getirilmelidir. Örneğin seçilecek kişiler il temsilcileri değil genel (ülke) temsilcisi olacak. Her parti sendikalardan, odalardan, üniversitelerden, meslek kuruluşlarından v.b. den belirlenecek sayılarda aday göstermeli ve bu meclisin bu şekilde oluşması yararlı olacaktır.
Anayasa meclisi 1 yıl içerisinde yeni bir anayasa yapıp, bu mecliste salt çoğunlukla onaylandığı takdirde halkoyuna sunulabilir.
Eğer halkoyu ile kabul edilirse, bu kez anayasa meclisi tüm yasaları yeni baştan ele alıp yeni anayasa uygun güncel şekilde yeniden yapılabilir.
Bunun içinde anayasa meclisi örneğin 1 yıl daha çalışabilir. Yasaların da yeniden yapılmasından sonra yapılması gereken tüzük ve yönetmelikler hazırlanır ve bunların da tamamlanmasından sonra anayasa meclisinin görevi sona ermiş olur.
Bunun için bazı teknik konular var ki yasa hazırlanırken uzmanlar bunlar için çözüm bulabilir.
Örneğin anayasa meclisi ve TBMM ilişkileri (benim önerim anayasa meclisinin tamamen bağımsız olmalı) anayasanın kabulünden sonra yasalar yapılırken hangi anayasaya göre uygun hareket edileceği v.b. uzmanlar ve siyasi partiler bunları aralarında tartışıp çözüm bulacaklardır. Yeter ki özünde sivil bir anayasa yapılmasında anlaşmaya varılabilsin.
Bu şekilde veya benzeri bir çözüm olmadığı takdirde ne bu günkü nede ileride oluşacak TBMM sinin yeni ve sivil bir anayasa yapması mümkün olmayacaktır.
Bu nedenle ben bu yöntemi uygun olarak benimsedim.
Eğer başka bir yolu varsa onlar denensin ve gerçekleştirilsin.
Saygılar sunar, başarılar dilerim. 25.08.1997 - İbrahim BAYTAK
DOST ACI SÖYLER
KUSURA BAKMA BAŞKAN
DOST ACI SÖYLER
Beş yıldır Belediye meclis üyesi idin.
En az son 3 yıldır gönlünden belediye başkanı olmayı geçiriyordun.
Belediyenin işleyişini, personelini, borcunu, harcını, öncelikle yapılacakları biliyordur dedik. Bu işi yaparsa bu yapar dedik ve destekledik.
Ve sen Bergama belediye başkanı oldun.
İlk izlenim çok önemliydi.
Eğer göreve başladıktan sonra kısa sürede, para, pul istemeyen, insanların ufak da olsa bazı sıkıntılarına son verecek işleri yaparsan, insanlar “İŞTE FARK GÖRÜLDÜ, BU BAŞKANDA İŞ VAR” diyeceklerdi.
Bu inanç yerleşti mi, büyük ve zor sorunlar çözülmedi diyenlere “dur canım biraz zaman tanı, elinde sihirli değnek mi var” diyecekler olacaktı.
Ama bunu başaramadın.
Göreve başladın 1,5 ay geçti. Her gün “başkan ne yapıyor?” diye insanlar soruyordu.
Bende “biraz zaman tanıyın” diyordum herkese.
Yine de bütün iyi niyetimle size yazdım.
Beş yıl da göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Ayrıca “ilk izlenim” çok önemlidir.
Akif ERSEZGİN ilk yılındaki uygulamaları ile insanlarda kötü izlenim bıraktı. Özellikle son 3 yılında güzel şeyler yaptığı halde ilk yılki kötü izlenimini kafalardan silemedi.
Raşit ÜRPER, güçlü ve tek parti iktidarı arkasında iken, dahası gerçekten trilyonlarca para yardımı alıp trilyonlarca borç da yaptığı halde seçimi kaybetti.
Çünkü beceriksizdi. Halktan kopuktu. Halk Bergama’yı rezil ettiğini konuşuyor o “ben Bergama’yı ayağa kaldırdım” diyordu.
Senin arkanda hükümet desteği yok.
Akif ERSEZGİN gibi “babamı dinlemem” deme. Yapılan öneri ve fikirleri dinle. İyi niyetli eleştirilere açık ol. Araştır. Son karar yine senin, ister uygula, ister uygulama.
İnsanların arasına gir. Arada bir normal küçük bir esnafa habersiz, tek başına git çayını iç. Ara sıra bir kahveye, parka git. Ayda bir 20 – 30 dakikanı buna ayırmakla belediyenin işleri nasılsa aksamaz. Halk ile dertleş. İnsanlar neleri konuşuyor, senin yüzüne söylenmeyenleri araştır, güvendiğin kişilerle konuş ve öğren.
Eğer sen belli sürelerde halka açıklama yapmaz, bilgi vermez isen fısıltı gazetesi ile öyle kötü dedikodular yayılır ki ağzınla kuş tutsan bunların doğru olmadığına kimseyi inandıramazsın.
Basın yoluyla, bildiri dağıtarak veya düzenli olarak her ay NİKE gazetesini çıkarıp dağıtarak halka “neleri yaptın, neleri neden yapamadın, kısa vadede neleri yapmayı amaçlıyorsun” açıkla. Dedim.
Hiç tınmadın, değişen hiçbir şey olmadı.
Birçok kişi “başkandan ses seda çıkmıyor? Ne yapıyor diye sormaya daha da fazla başlayınca bir daha vatandaşların yakınmalarını sana iletmek için “SAYIN BAŞKAN SES VER.”
Göreve başlayalı neredeyse 3 ay oldu. Kermes de geçti. Artık çık ortaya. Ne yapıyorsun? Ne düşünüyorsun? İnan herkes merak ediyor.
Acaba yanlış yapar mıyım? Hatalı davranır mıyım? Birde şuna sorayım. Biraz bekleyeyim. Deme hakkın yok. Elini taşın altına sokacaksın. Emrini vereceksin.
Trafik felç olmuş, otopark sorunu devam ediyor.
Kaldırımlar işgal altında. Esnaf yollara taşmış.
Çöpler çok kötü toplanıyor. Çöp arabaları “kamu hizmeti yapıyoruz” diye trafiğin en sıkı zamanında yol ortasında duruyor. Cadde ve sokaklarda kâğıtlar, naylon torbalar havada uçuşuyor.
Kınık garajını açma sözü verdiniz. Dikili ve YUNT dağ araçları için garaj sözü verdiniz.
Ana caddede ızgaralarda her gün birkaç motosiklet kayıyor, kaza sonucu birkaç kişi yaralanıyor.
Seçim öncesi verdiğin sözler hiç konuşulmuyor,
Bütün bunlar için, meclis üyelerinizle, müdürlerinizle, personelinizle, danışmanlarınızla çözüm aradınız mı diye sormuştum.
Ayrıca tüm iyi niyetimle, lütfen ama lütfen,
Bergama halkının umudunu boşa çıkarma. Daha vaktim çok, 5 yıllık sürem var diyorsan yanılırsın. Ne yapacaksan ilk yıl hatta ilk aylarda yapacaksın. Sonra bir dahaki seçimi düşünüp oy hesabı yaparsın. Ne yapacaksan bu günlerde göster yapacaklarını.
Şu, şu işleri şu kadar zamanda, şunları şu kadar zamanda yapacağım de. Yapamadıklarını, herhangi bir zorlukla karşılaşıyorsan onları halka açıkla.
Artık sesini duymak istiyoruz. Bergama’yı daha güzel ve yaşanır bir kent olarak görmek istiyoruz.
Güvendiğimiz dağlara kar yağdırma.
Demişim.
Yine sizden bir ses çıkamadı başkan.
Yanınıza geldim. Sizden randevu istedim.
Bergama’yı konuşmalıyız dedim, 6 ay geçti halen hiç sesin çıkmadı.
Göreve başladığından bu güne bir yıl geçti sayın başkan.
Verdiğin sözler unutulmadı.
Kusura bakma sayın başkan, “DOST ACI SÖYLER.”
Kime sorarsan sor, Bergama, bu gün bir yıl öncesinden hiç de farklı değil.
Belediyenin İNTERNET sitesi bile yenilenemedi.
İşinin çok zor olduğunu da biliyorum.
Herkese “acele etmeyin, notunuzu 4 yıl sonra verin” diyorum ama işler gerçekten “ÇOK YAVAŞ YÜRÜYOR” başkan.
Her geçen gün “sana güvenen, kazanman için çalışan, destek veren” insanlar umutsuzluğa kapılıyorlar.
Ne olursun başkan “BERGAMALILARIN” güvenini boşa çıkarma.
2014 yılında bu günkünden çok daha güzel ve yaşanabilir bir Bergama olsun. 10.03.2010
DOST ACI SÖYLER
Beş yıldır Belediye meclis üyesi idin.
En az son 3 yıldır gönlünden belediye başkanı olmayı geçiriyordun.
Belediyenin işleyişini, personelini, borcunu, harcını, öncelikle yapılacakları biliyordur dedik. Bu işi yaparsa bu yapar dedik ve destekledik.
Ve sen Bergama belediye başkanı oldun.
İlk izlenim çok önemliydi.
Eğer göreve başladıktan sonra kısa sürede, para, pul istemeyen, insanların ufak da olsa bazı sıkıntılarına son verecek işleri yaparsan, insanlar “İŞTE FARK GÖRÜLDÜ, BU BAŞKANDA İŞ VAR” diyeceklerdi.
Bu inanç yerleşti mi, büyük ve zor sorunlar çözülmedi diyenlere “dur canım biraz zaman tanı, elinde sihirli değnek mi var” diyecekler olacaktı.
Ama bunu başaramadın.
Göreve başladın 1,5 ay geçti. Her gün “başkan ne yapıyor?” diye insanlar soruyordu.
Bende “biraz zaman tanıyın” diyordum herkese.
Yine de bütün iyi niyetimle size yazdım.
Beş yıl da göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Ayrıca “ilk izlenim” çok önemlidir.
Akif ERSEZGİN ilk yılındaki uygulamaları ile insanlarda kötü izlenim bıraktı. Özellikle son 3 yılında güzel şeyler yaptığı halde ilk yılki kötü izlenimini kafalardan silemedi.
Raşit ÜRPER, güçlü ve tek parti iktidarı arkasında iken, dahası gerçekten trilyonlarca para yardımı alıp trilyonlarca borç da yaptığı halde seçimi kaybetti.
Çünkü beceriksizdi. Halktan kopuktu. Halk Bergama’yı rezil ettiğini konuşuyor o “ben Bergama’yı ayağa kaldırdım” diyordu.
Senin arkanda hükümet desteği yok.
Akif ERSEZGİN gibi “babamı dinlemem” deme. Yapılan öneri ve fikirleri dinle. İyi niyetli eleştirilere açık ol. Araştır. Son karar yine senin, ister uygula, ister uygulama.
İnsanların arasına gir. Arada bir normal küçük bir esnafa habersiz, tek başına git çayını iç. Ara sıra bir kahveye, parka git. Ayda bir 20 – 30 dakikanı buna ayırmakla belediyenin işleri nasılsa aksamaz. Halk ile dertleş. İnsanlar neleri konuşuyor, senin yüzüne söylenmeyenleri araştır, güvendiğin kişilerle konuş ve öğren.
Eğer sen belli sürelerde halka açıklama yapmaz, bilgi vermez isen fısıltı gazetesi ile öyle kötü dedikodular yayılır ki ağzınla kuş tutsan bunların doğru olmadığına kimseyi inandıramazsın.
Basın yoluyla, bildiri dağıtarak veya düzenli olarak her ay NİKE gazetesini çıkarıp dağıtarak halka “neleri yaptın, neleri neden yapamadın, kısa vadede neleri yapmayı amaçlıyorsun” açıkla. Dedim.
Hiç tınmadın, değişen hiçbir şey olmadı.
Birçok kişi “başkandan ses seda çıkmıyor? Ne yapıyor diye sormaya daha da fazla başlayınca bir daha vatandaşların yakınmalarını sana iletmek için “SAYIN BAŞKAN SES VER.”
Göreve başlayalı neredeyse 3 ay oldu. Kermes de geçti. Artık çık ortaya. Ne yapıyorsun? Ne düşünüyorsun? İnan herkes merak ediyor.
Acaba yanlış yapar mıyım? Hatalı davranır mıyım? Birde şuna sorayım. Biraz bekleyeyim. Deme hakkın yok. Elini taşın altına sokacaksın. Emrini vereceksin.
Trafik felç olmuş, otopark sorunu devam ediyor.
Kaldırımlar işgal altında. Esnaf yollara taşmış.
Çöpler çok kötü toplanıyor. Çöp arabaları “kamu hizmeti yapıyoruz” diye trafiğin en sıkı zamanında yol ortasında duruyor. Cadde ve sokaklarda kâğıtlar, naylon torbalar havada uçuşuyor.
Kınık garajını açma sözü verdiniz. Dikili ve YUNT dağ araçları için garaj sözü verdiniz.
Ana caddede ızgaralarda her gün birkaç motosiklet kayıyor, kaza sonucu birkaç kişi yaralanıyor.
Seçim öncesi verdiğin sözler hiç konuşulmuyor,
Bütün bunlar için, meclis üyelerinizle, müdürlerinizle, personelinizle, danışmanlarınızla çözüm aradınız mı diye sormuştum.
Ayrıca tüm iyi niyetimle, lütfen ama lütfen,
Bergama halkının umudunu boşa çıkarma. Daha vaktim çok, 5 yıllık sürem var diyorsan yanılırsın. Ne yapacaksan ilk yıl hatta ilk aylarda yapacaksın. Sonra bir dahaki seçimi düşünüp oy hesabı yaparsın. Ne yapacaksan bu günlerde göster yapacaklarını.
Şu, şu işleri şu kadar zamanda, şunları şu kadar zamanda yapacağım de. Yapamadıklarını, herhangi bir zorlukla karşılaşıyorsan onları halka açıkla.
Artık sesini duymak istiyoruz. Bergama’yı daha güzel ve yaşanır bir kent olarak görmek istiyoruz.
Güvendiğimiz dağlara kar yağdırma.
Demişim.
Yine sizden bir ses çıkamadı başkan.
Yanınıza geldim. Sizden randevu istedim.
Bergama’yı konuşmalıyız dedim, 6 ay geçti halen hiç sesin çıkmadı.
Göreve başladığından bu güne bir yıl geçti sayın başkan.
Verdiğin sözler unutulmadı.
Kusura bakma sayın başkan, “DOST ACI SÖYLER.”
Kime sorarsan sor, Bergama, bu gün bir yıl öncesinden hiç de farklı değil.
Belediyenin İNTERNET sitesi bile yenilenemedi.
İşinin çok zor olduğunu da biliyorum.
Herkese “acele etmeyin, notunuzu 4 yıl sonra verin” diyorum ama işler gerçekten “ÇOK YAVAŞ YÜRÜYOR” başkan.
Her geçen gün “sana güvenen, kazanman için çalışan, destek veren” insanlar umutsuzluğa kapılıyorlar.
Ne olursun başkan “BERGAMALILARIN” güvenini boşa çıkarma.
2014 yılında bu günkünden çok daha güzel ve yaşanabilir bir Bergama olsun. 10.03.2010
YÜKSEK MAHKEME YARGIÇLARI
YÜKSEK MAHKEME YARGIÇLARI
BÜROKRAT DEĞİLDİR
Bütün demokratik hukuk devletlerinde olduğu gibi ülkemiz anayasası “KUVVETLER AYRILIĞI, ilkesini benimsemiştir.
Yasama, Yürütme ve yargının hiç birinin diğerine üstünlüğü yoktur.
Hiç biri diğerinin görev alanına ve yetkisine karışamaz.
Ancak her zaman son sözü “kararı” “YARGI” söyler.
Yürütme “TBMM” tarafından çıkarılan yasaların, Anayasaya uygun olup olmadığına “başvuru yapıldığında” Anayasa mahkemesi karar verir.
Bakanlar kurulu kararlarının, bakanlıklar, resmi kurumlar tarafından çıkarılan genelge, talimatların, tüzük ve yönetmeliklerin, tüm resmi kurumların, belediyelerin bile yaptığı uygulamaların, anayasa ve yasalara uygun olup olmadığına, kamu yararı bulunup bulunmadığına Danıştay, Bölge idare mahkemeleri “YARGI” karar verir.
Hükümet ve resmi kurumların harcamalarının anayasa ve yasalara uygun yapılıp yapılmadığını Sayıştay “YARGI” denetler.
Seçimlerin anayasa ve yasalara uygun, adil yapılıp, yapılmadığına “Kİ SEÇİMLERDEN 3 AY ÖNCE İÇ İŞLERİ, ADALET ve ULAŞTIRMA BAKANLARI İSTİFA EDER, YERLERİNE TARAFSIZ KİŞİLER GÖREVE GELİR” Yüksek seçim kurulu “YARGI” denetler.
Anayasa ve yasalara aykırı hareket eden, “YOLSUZLUK ve ADALETSİZLİK yapan “başbakan, bakan, müsteşar, büyükelçi, vali, savcı, yargıç, Genelkurmay başkanı, ordu komutanı, emniyet genel müdürü, sade vatandaş” kim olursa olsun, yargılayıp “SUÇLU veya SUÇSUZ” olacağına karar verecek olan “YARGIDIR.”
Bu nedenle ”YARGININ TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ” olması gerekmektedir.
Bütün demokratik hukuk devletlerinde böyledir.
Çünkü hukuk olmazsa demokratik olamazsınız.
YÜRÜTME; yani TBMM içinden çıkan “HÜKÜMET.”
YASAMA; “TBMM” yani iktidar veya muhalefeti oluşturan 550 milletvekilidir.
Bu gün ülkemizde yasama ve yürütme iç içe geçmiştir.
Çünkü ülkemizde siyasi partiler ve seçim yasası antidemokratiktir. Kimin milletvekili olacağına halk değil liderler karar verdiğinden milletvekilleri “MİLLETİN” değil liderlerin sözüne göre davranmaktadır.
İşte bu nedenle milletvekilleri “kendilerine Anayasal hak olarak” verilen denetim yetkisini kullanamıyor,
TBMM de çoğunluğu oluşturan iktidar partisi milletvekillerinin oyu ile “YÜRÜTME – HÜKÜMET” denetlenemiyor.
Demokratik hukuk devletinde olması gereken eşit üç kuvvetten ikisi YÜRÜTME – HÜKÜMET ve DENETİM yetkisi iktidar partisi daha doğrusu başbakanda toplanmaktadır.
Bu gün tam olarak iktidarın kontrolüne girmeyen sadece “YÜKSEK YARGI; “ANAYASA MAHKEMESİ, YARGITAY, DANIŞTAY, SAYIŞTAY” kalmıştır.
Yasalara göre müfettişler adalet bakanlığına bağlı, yargıç ve savcıların sicillerinin tutulması Adalet bakanlığı yetkisindedir.
Bu nedenle aslında Yüksek yargı dışında kalan yargıç ve savcılara zaman, zaman iktidar partileri isteklerini yaptırabilmektedir.
Bu kadar büyük gücü elinde bulunduran iktidar bununla da yetinmeyip şimdi “yüksek yargının, hâkimler ve savcılar yüksek kurulunun yetkilerini de kendi eline geçirmek istiyor.
Bunu açıkça söyleyemedikleri için “YARGI REFORMU” yapalım diyorlar.
Bizi millet iktidar yaptı, her türlü yetkiyi verdi.
Öyleyse TBMM den istediğimiz yasayı çıkarırız, her istediğimizi yapabiliriz.
Muhalefet partileri bize engel çıkarmamalı,
Yüksek yargı “Danıştay, Yargıtay, Anayasa mahkemesi” bize engel olmamalı.
Çıkardığımız yasalar “ANAYASAYA MAHKEMESİNDE” iptal edilmemeli,
Yaptığımız atamalar, verdiğimiz kararlar “Danıştay veya mahkemelerce” iptal etmemeli,
Bunu yaptıkları zaman “MİLLET EGEMENLİĞİNE” karşı gelmiş olurlar.
Yaptıklarımız “MİLLET YARARINA değilse halk bizi seçimlerde zaten cezalandırır” demekteler.
Hiçbir Demokratik hukuk devletinde böyle bir şey olamayacağını,
Adalet bakanı da, başbakanda, cumhurbaşkanın da yargıya karışamayacağını,
İktidarın tek görevinin yargının adil ve tarafsız olması için bütün ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu da çok iyi biliyorlar.
Buna rağmen Yargıyı Adalet bakanına bağlı, “YÜKSEK MAHKEME YARGIÇLARINI” Adalet bakanlığının bürokratları gibi göstermek istiyorlar.
“REFORM” yapacağız diye nasıl bir anayasa bir değişiklik yapmak istiyorlar?
Anayasa mahkemesi üyelerini TBMM seçecek.
Hâkimler ve savcılar yüksek kurulu (HSYK) yani savcı ve yargıçların göreve alınması, terfisi, tayini, yüksek yargıya üye seçilmesini yapacak kurulun üyelerini TBMM si seçecek.
Çok masum ve demokratik görülen bu isteklerin arkasındaki amaç nedir?
TBMM de çoğunluk kimde?
İktidar partisinde.
Yüksek mahkeme yargıçlarını TBMM seçerse, kimi seçer?
Cumhurbaşkanı, YÖK başkanını nasıl seçti ise, Üniversite rektörlerini nasıl belirliyorsa TBMM de yüksek yargıya seçilecek yargıçları, savcıları kendine yakın kişileri seçmeyecekler mi?
Bugün, Cumhurbaşkanı iktidar partisinden, TBMM başkanı iktidar partisinden seçilmedi mi?
TBMM de çoğunluğu da iktidar partisinde. İktidar partisi milletvekilleri başbakanın sözünden dışarı çıkamıyor. Başbakanın her dediğini itirazsız yerine getiriyor.
Eğer iktidar partisinin istediği gibi anayasa değişikliği yapılırsa, yüksek yargı da siyasi iktidara emir kontrolünde olacak.
Bir gün iktidar partilerinden biri çıkar, Anayasa ve yasaları değiştirerek;
Seçimde barajı % 25 e çıkarır, seçimleri 10 yılda bir yapılmasına karar verir, basın ve TV lar da muhalefetin söylediklerinin yazılıp söylenmesini yasaklarlarsa, Muhalefet partilerinin TBMM de dahi söz hakkını kaldırırlarsa kim ne yapabilir?
Bu güne kadar hiçbir iktidar bunları yapamadı ise sadece ve sadece “YARGININ İKTİDARIN KONTROLÜNDE OLMAMASINDADIR.
Eğer ülkemizde tam bir demokrasi, hukuk devleti olması için anayasa ve yasalarda değiştirilerek “REFORM” yapılacaksa;
Önce siyasi partiler ve seçim yasası demokratik hale getirilmeli, dokunulmazlıklar kaldırılmalı, tüm çalışanlara grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı verilmeli.
Örnek gösterdikleri AB ülkelerinde olduğu gibi “TARAFSIZ, BAĞIMSIZ” bir yargı sağlanmalıdır. 20.02.2010
BÜROKRAT DEĞİLDİR
Bütün demokratik hukuk devletlerinde olduğu gibi ülkemiz anayasası “KUVVETLER AYRILIĞI, ilkesini benimsemiştir.
Yasama, Yürütme ve yargının hiç birinin diğerine üstünlüğü yoktur.
Hiç biri diğerinin görev alanına ve yetkisine karışamaz.
Ancak her zaman son sözü “kararı” “YARGI” söyler.
Yürütme “TBMM” tarafından çıkarılan yasaların, Anayasaya uygun olup olmadığına “başvuru yapıldığında” Anayasa mahkemesi karar verir.
Bakanlar kurulu kararlarının, bakanlıklar, resmi kurumlar tarafından çıkarılan genelge, talimatların, tüzük ve yönetmeliklerin, tüm resmi kurumların, belediyelerin bile yaptığı uygulamaların, anayasa ve yasalara uygun olup olmadığına, kamu yararı bulunup bulunmadığına Danıştay, Bölge idare mahkemeleri “YARGI” karar verir.
Hükümet ve resmi kurumların harcamalarının anayasa ve yasalara uygun yapılıp yapılmadığını Sayıştay “YARGI” denetler.
Seçimlerin anayasa ve yasalara uygun, adil yapılıp, yapılmadığına “Kİ SEÇİMLERDEN 3 AY ÖNCE İÇ İŞLERİ, ADALET ve ULAŞTIRMA BAKANLARI İSTİFA EDER, YERLERİNE TARAFSIZ KİŞİLER GÖREVE GELİR” Yüksek seçim kurulu “YARGI” denetler.
Anayasa ve yasalara aykırı hareket eden, “YOLSUZLUK ve ADALETSİZLİK yapan “başbakan, bakan, müsteşar, büyükelçi, vali, savcı, yargıç, Genelkurmay başkanı, ordu komutanı, emniyet genel müdürü, sade vatandaş” kim olursa olsun, yargılayıp “SUÇLU veya SUÇSUZ” olacağına karar verecek olan “YARGIDIR.”
Bu nedenle ”YARGININ TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ” olması gerekmektedir.
Bütün demokratik hukuk devletlerinde böyledir.
Çünkü hukuk olmazsa demokratik olamazsınız.
YÜRÜTME; yani TBMM içinden çıkan “HÜKÜMET.”
YASAMA; “TBMM” yani iktidar veya muhalefeti oluşturan 550 milletvekilidir.
Bu gün ülkemizde yasama ve yürütme iç içe geçmiştir.
Çünkü ülkemizde siyasi partiler ve seçim yasası antidemokratiktir. Kimin milletvekili olacağına halk değil liderler karar verdiğinden milletvekilleri “MİLLETİN” değil liderlerin sözüne göre davranmaktadır.
İşte bu nedenle milletvekilleri “kendilerine Anayasal hak olarak” verilen denetim yetkisini kullanamıyor,
TBMM de çoğunluğu oluşturan iktidar partisi milletvekillerinin oyu ile “YÜRÜTME – HÜKÜMET” denetlenemiyor.
Demokratik hukuk devletinde olması gereken eşit üç kuvvetten ikisi YÜRÜTME – HÜKÜMET ve DENETİM yetkisi iktidar partisi daha doğrusu başbakanda toplanmaktadır.
Bu gün tam olarak iktidarın kontrolüne girmeyen sadece “YÜKSEK YARGI; “ANAYASA MAHKEMESİ, YARGITAY, DANIŞTAY, SAYIŞTAY” kalmıştır.
Yasalara göre müfettişler adalet bakanlığına bağlı, yargıç ve savcıların sicillerinin tutulması Adalet bakanlığı yetkisindedir.
Bu nedenle aslında Yüksek yargı dışında kalan yargıç ve savcılara zaman, zaman iktidar partileri isteklerini yaptırabilmektedir.
Bu kadar büyük gücü elinde bulunduran iktidar bununla da yetinmeyip şimdi “yüksek yargının, hâkimler ve savcılar yüksek kurulunun yetkilerini de kendi eline geçirmek istiyor.
Bunu açıkça söyleyemedikleri için “YARGI REFORMU” yapalım diyorlar.
Bizi millet iktidar yaptı, her türlü yetkiyi verdi.
Öyleyse TBMM den istediğimiz yasayı çıkarırız, her istediğimizi yapabiliriz.
Muhalefet partileri bize engel çıkarmamalı,
Yüksek yargı “Danıştay, Yargıtay, Anayasa mahkemesi” bize engel olmamalı.
Çıkardığımız yasalar “ANAYASAYA MAHKEMESİNDE” iptal edilmemeli,
Yaptığımız atamalar, verdiğimiz kararlar “Danıştay veya mahkemelerce” iptal etmemeli,
Bunu yaptıkları zaman “MİLLET EGEMENLİĞİNE” karşı gelmiş olurlar.
Yaptıklarımız “MİLLET YARARINA değilse halk bizi seçimlerde zaten cezalandırır” demekteler.
Hiçbir Demokratik hukuk devletinde böyle bir şey olamayacağını,
Adalet bakanı da, başbakanda, cumhurbaşkanın da yargıya karışamayacağını,
İktidarın tek görevinin yargının adil ve tarafsız olması için bütün ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu da çok iyi biliyorlar.
Buna rağmen Yargıyı Adalet bakanına bağlı, “YÜKSEK MAHKEME YARGIÇLARINI” Adalet bakanlığının bürokratları gibi göstermek istiyorlar.
“REFORM” yapacağız diye nasıl bir anayasa bir değişiklik yapmak istiyorlar?
Anayasa mahkemesi üyelerini TBMM seçecek.
Hâkimler ve savcılar yüksek kurulu (HSYK) yani savcı ve yargıçların göreve alınması, terfisi, tayini, yüksek yargıya üye seçilmesini yapacak kurulun üyelerini TBMM si seçecek.
Çok masum ve demokratik görülen bu isteklerin arkasındaki amaç nedir?
TBMM de çoğunluk kimde?
İktidar partisinde.
Yüksek mahkeme yargıçlarını TBMM seçerse, kimi seçer?
Cumhurbaşkanı, YÖK başkanını nasıl seçti ise, Üniversite rektörlerini nasıl belirliyorsa TBMM de yüksek yargıya seçilecek yargıçları, savcıları kendine yakın kişileri seçmeyecekler mi?
Bugün, Cumhurbaşkanı iktidar partisinden, TBMM başkanı iktidar partisinden seçilmedi mi?
TBMM de çoğunluğu da iktidar partisinde. İktidar partisi milletvekilleri başbakanın sözünden dışarı çıkamıyor. Başbakanın her dediğini itirazsız yerine getiriyor.
Eğer iktidar partisinin istediği gibi anayasa değişikliği yapılırsa, yüksek yargı da siyasi iktidara emir kontrolünde olacak.
Bir gün iktidar partilerinden biri çıkar, Anayasa ve yasaları değiştirerek;
Seçimde barajı % 25 e çıkarır, seçimleri 10 yılda bir yapılmasına karar verir, basın ve TV lar da muhalefetin söylediklerinin yazılıp söylenmesini yasaklarlarsa, Muhalefet partilerinin TBMM de dahi söz hakkını kaldırırlarsa kim ne yapabilir?
Bu güne kadar hiçbir iktidar bunları yapamadı ise sadece ve sadece “YARGININ İKTİDARIN KONTROLÜNDE OLMAMASINDADIR.
Eğer ülkemizde tam bir demokrasi, hukuk devleti olması için anayasa ve yasalarda değiştirilerek “REFORM” yapılacaksa;
Önce siyasi partiler ve seçim yasası demokratik hale getirilmeli, dokunulmazlıklar kaldırılmalı, tüm çalışanlara grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı verilmeli.
Örnek gösterdikleri AB ülkelerinde olduğu gibi “TARAFSIZ, BAĞIMSIZ” bir yargı sağlanmalıdır. 20.02.2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)