30 Ekim 2008 Perşembe

NEREDE BU PARALAR?

Ülkemizi yönetenler “ZENGİNLEŞİYORUZ, MİLLİ GELİRİMİZ ARTIYOR” , diyorlar.

PEKİ BU PARALAR KİMİN CEBİNE GİRİYOR?

2000 yılında; İstanbul'da yaşayanlar içinde en zengin % 1 ile en fakir % 1 arasındaki gelir fark 322 kat, ülke düzeyinde bu oran 236 katmış. Yani bir avuç zenginin evine yılda 7.5 ila 10,5 milyar TL girerken milyonlarca yoksulun evine ayda 32 milyon TL giriyormuş. (5.10.2000 Sabah Gazetesi Necati Doğru)

BU GÜN FARKLI MI?

Bu yıl FORBES Dergisi, Türkiye'nin en zengin 100 kişisinin serveti 85 milyar dolarmış.

En zengin 100 kişinin 73 ü en çok vergi ödeyen 100 kişi arasında yokmuş.

En zengin,1 milyar doların üzerinde serveti olan 10 kişiden dördünün vergi ödeyenler listesinde adı yokmuş.

Dahası Maliyenin ilan ettiği "vergi rekortmenleri" listesinde yer alan, en çok vergi ödeyen 100 kişi içinde "En zengin 100 Türk" yer almıyormuş.

Faiz gelirleri de beyana tabi değilmiş. Ayrıca, şirket ortakları “Şirket kar dağıtmadı” diye gelir vergisi de ödemiyorlarmış. (Fikret KIZILOT – 04.01.2008)

Ama aylık geliri 450 YTL geçen asgari ücretli vergi veriyor.

Ne ülkenin zenginleşmesi, ne kişi başına milli gelirin artması ne de pastayı büyütmekle hiç bir şey değişmiyor.

Ülkede huzur, güven ve refah kurulamıyor. Çünkü milli gelir, zenginlik, pasta adil dağıtılmıyor.

Pastayı bir avuç kişi yiyor, kemer sıkmak, sıkıntı çekmek, acı ilacı ise vatandaş içiyor.

Neden?

Çünkü parası olandan vergi alırsak “PARA YURT DIŞINA KAÇAR” diyorlar.

BU İKTİDARDA KENDİNDEN ÖNCEKİLERDEN FARKLI OLMADIĞINI GÖSTERDİ.

YOLSUZLUK, ve YOKSULLUK kaldırmak için iktidara geldik dediler, YOKSULLUKDA, YOLSUZLUKDA daha da artmadı mı?

Bu adil olmayan sistemi değiştirmek bir yana fırsattan yaralanıp “PASTAYI KENDİLERİ VE YANDAŞLARI İLE PAYLAŞTIKLARINI” medyada her gün görmüyor muyuz? Yolsuzluk haberlerinin ardı arkası geliyor mu?

Kısa sürede bir çok kişi iktidarın nimetlerinden yararlanıp zenginleştiler. Sade vatandaşlar gibi yaşarken değiştiler. Yüksek duvarlı ve korumalı sitelerde, yalılarda, villalarda yaşamaya başladılar. Yazın özel plajlarda boy göstermeye başladılar. Kendileri ve çocukları lüks arabalara binmeye başladılar. Çocukları büyük sermaye gerektiren şirketler kurmaya, ihracat, ithalat yapmaya büyük paralar kazanmaya başladı. Bazılarının çocukları büyük şirketlerde üst düzey görevlere geldiler.

Çocuklarını özel kolejlerde, yurt dışında, en iyi okullarda okutmaya başladılar. Çok yıldızlı otellerde dolarların havalarda uçuştuğu, takılan altınların hesabının tutulamadığı sünnet ve düğünler yapmaya başladılar.

En lüks mağazalardan hatta Avrupa’dan giyinmeye, adını bile duymadığımız uzak ülkelere gezilere gitmeye yapmaya başladılar.

Vatandaşı da unutmadılar.

Her geçen gün sayıları artarak yoksullaşan milyonlarca kişiye, aç kalmasınlar diye alışveriş kuponu, kömür, yiyecek, harçlık yani “SADAKA” dağıtıp “ALLAHA ŞÜKREDİN, SABIR EDİN, ALLAHA İSYAN ETMEYİN, DİNDEN İMANDAN ÇIKMAYIN, İBADETİNİZDEN AYRILMAYIN, ALLAH SİZE DE DAHA FAZLA VERİR” diyorlar.

Bu yardımlar için paraları bile ceplerinden vermediler. Çıkarılan yeni yasa ile devlete vergi vermesi gerektiği para ile (yani yine kendi cebinden değil devlet kesesinden, okul, yol, hastane yapılması gereken) paradan veriyorlar. Yada yardımları Devlet ve belediye bütçelerinden yapıyorlar.

Suç;

“ZENGİNİ DAHA ZENGİN, FAKİRİ DAHA FAKİR YAPAN, İŞSİZLİĞİ, ARTTIRAN” “BOZUK DÜZENDİR.”

Ama esas suç;

“BİZE OY VERİN, ÜLKEDE HUZUR, REFAH, BOLLUK ve ZENGİNLİK” getireceğim dedikleri halde Anayasa ve Yasalar değiştirmeyen “SİYASİ İKTİDARLARDIR.” 30.10.2008

10 Ekim 2008 Cuma

BİZE BİR ŞEY OLMAZ (MI?)

Bankalarımız sağlam, batmaz, küresel kriz bizi fazla etkilemez, “BİZE BİR ŞEY OLMAZ” diyorlar.
Acaba doğru mu?
İhracat yaptığımız ülkeler ABD, AB, dünya ülkeleri küresel krizde.
Bu ülkeler para olmadığı için dış alımlarına kısıtlamalar getirecek.
O zaman bizden aldıkları malları azaltacak. İhracatımız azalacak.
İhracat azalınca döviz gelirimiz azalacak.
Bu ülkelerden gelen turist sayısı da azalacak. Bu durumda turizm geliri de azalacak.
Üretim yapan işletmelerimiz (REEL SEKTÖR) ürettiği malı satamayacak.
Satamayınca kazanamayacak.
Turizm şirketleri zor duruma düşecek.
Bu durumda sermaye sahiplerinin bir kısmı işini küçültecek
Bir kısmı iflas edecek.
İşini küçültenler çalışanların bazısını işten çıkaracak.
Kapanan, iflas eden işyerlerinin çalışanları işsiz kalacak.
İşsiz kalan insanların bir çoğunun;
Kredi kartı, tüketici kredisi, konut kredi borçları, otomobil kredisi borçları olacak.
Bu kişiler işsiz kaldıkları için borçlarını ödeyemeyecek.
Bu kişilere kredi veren bankalar zor duruma düşecek.
Biraz mürekkep yalamış insanların çok iyi bildiği Kapitalizmin kuralları vardır.
Kapitalizm yıllar boyu şu ivmeyi izlemiştir.
Bolluk, refah ve kriz.
Refah ve bolluk kaç yıl sürer?
Ama refah ve bolluktan sonra er veya geç kriz gelecektir.
Kapitalizm, özel sektörün elinde olan üretim araçları ile üretilen malların yüksek kar ile satmak üzerine kurulu bir düzendir.
Elde ettiği ile yetinmeyen, yok olmamak için daha fazla, çok daha fazla kazanmak, büyümek, en büyük olmak üzerine kurulu olan bir düzendir.
Bunun için kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Rakibi kim olursa olsun ezip geçmek zorundadır. Büyük balık küçük balığı yutar diye düşünür. Devletin müdahalesine karşıdır.
Ama satılan bu malları alacak insanların alım gücü olması gerekir.
Sermaye sahipleri çalışana yüksek ücret verse az kar edecek.
Az ücret verse malını satamayacak.
O zaman ülke dışında yeni pazarlar bulması gererek. Ama pazarlar paylaşılmıştır. Pazarı ele geçirmek için kıyasıya bir savaş yaşanır. Acımasızca sömürülen ülkelerdeki pazarlardaki insanlarında bir süre sonra alım gücü kalmaz. Bu kez borçlandırmak gerekir.
Ama ülkeler ve insanlar ödemeyecekleri kadar borçlanırsa;
İşte o zaman KAPİTALİZM KRİZE GİRER.
Kriz sonucu ne olur?
Bazı sermaye sahipleri ellerindeki varlıkların el ve ayaklarının altından kaydığını görür. Kağıt üzerinde kurulmuş imparatorluklar yıkılır gider.
Yıkılan imparatorluklar yerine başkaları tarafından yeni imparatorluklar kurulur.
Krizin bittiğinde “VARLIKLAR EL DEĞİŞTİRMİŞTİR. ÜRETİM ARAÇLARI, ARAZİLER, YER ALTI VE YER ÜSTÜ ZENGİNLİKLERİ, HER ŞEY DAHA AZ KİŞİDE TOPLANIR.”
Sonuçta krizin faturasını;
Az sayıda batan sermaye sahipleri ile,
Kriz süresince aç, açık kalan, sefil olan milyonlarca işçi, emekçi, küçük esnaf ve dar gelirli öder.
Bu kapitalizmim kaçınılmaz kuralıdır. Yine öyle olacaktır.

BELEDİYE BAŞKANI KADAR ÖNEMLİ

Belediye başkan adaylarının delege hatta üyelerin oyu ile seçilmesini canı gönülden destekliyorum.

Partilerin Belediye başkan adayları belirlenmeden belediye meclis üyelerinin kim olacağı konusunda fikrimi söylemek istiyorum.

Bir parti örgütü ve üyelerinin olarak amacımız nedir?

Ne olursa olsun belediye başkanlığını kazanmak mı?

Yoksa belediye başkanlığını kazanmak ve kazanan başkan ve ekibin başarılı olması, BERGAMA’ yı yaşanacak güzel bir kent yapması mı?

Bence belediye başkanlığını kazanmaktan çok daha önemli seçilen başkan ve meclis üyelerinin başarılı olmasıdır ve BERGAMA’ yı yaşanacak güzel bir kent yapmasıdır.

Bunun içinde önemli olan bu işi başaracak ekip ile bu göreve gelmektir.

Yıllardır belediye başkan adayları “EKİBİM İLE GELİYORUM” demiş olsa da belediye başkanlığını kim kazanmış olursa olsun bu ekibi hiçbir zaman göremedik. Hiçbir zaman BELEDİYE BAŞKANININ yanlışlarına karşı çıkan (birkaç istisna dışında ki onlarda büyük olasılıkla kişisel çıkar için başkana karşı çıktı) bir ekip görmedik.

Meclis üyeliği için dahi kesinlikle tepeden inme aday belirlenmesine karşıyım.

Ancak seçilmek için ve seçildikten sonra başarılı olmak için de bazı kriterlerin olması gerektiğine inanıyorum.

Bunun partili üyelere zorla değil de ikna yolu ile bunun muhakkak anlatılmasının yararlı olacağına inanmaktayım.

Bu kriterler nedir?

Bergama meclis üyesi toplam 25 kişi. Eğer bir parti belediye başkanlığını kazanırsa en az 15 – 20 arası meclis üyesi kazanılacaktır.

Aday olacak meclis üyeleri için öncelikle bu güne kara meclis üyeliyi yapan, aday olup seçilemeyen kişilerin bu kez aday olmaması için ikna edilmesi,

İlk sıralarda ;

En az 5 meclis üyeliğine, uzman, dürüst, saygın, başarılı (mali müşavir, mühendis, mimar, şehir plancısı, hukukçu, doktor gibi) kişilere (parti üyesi olsun veya olmasın) aday olması için öneri götürülüp bu kişilerin (ön seçim yapılsa bile) seçilmeleri için teşvik yapılması, bu meclis üyesi adayı olarak seçilmeleri konusunda parti üyelerinin iknası yolu ile desteklenmesi için çalışma yapılması,.

En az 2 – 3 meclis üyeliği için esnaf meslek odalarından (başkanları değil, bütün meslek odalarının ortak belirlediği kişiler arasından) kişinin adaylığı için destek olunması,

Belediye başkan adayı kim olursa olsun ona en az 3 kişilik meclis üyelik kontenjanı hakkı tanınması.

Geriye kalan meclis üyelikleri için (ki en az 2 – 7 kişi) parti kadrolarından yine bu görevi hakkı ile yapabilecek kişilerin seçilmesi,

Eğer bunları yapmaz isek belki yine belediye başkanlığını kazanırız ama kesinlikle bir dahaki seçimi kaybederiz.

Bundan çok daha önemlisi bu günkünden çok daha kötü belki de yaşanamaz bir kent yaratmış oluruz. 08.10.2008

17 Eylül 2008 Çarşamba

SUSURLUK

Susurluk sanıkları hakkında mahkeme kararını açıkladı. Yargılanan sanıklar kendilerine verilen cezaya hayret ettiler. Sanıklar suçlu olmadıklarına, görevlerini yaptıklarına inanıyorlar.
Susurluk kazasında açığa çıkan neydi?

Kamyonun çarptığı MERSEDES’ te, bir milletvekili, polis müdürü ve aranan bir suçlunun olduğu anlaşılmıştı.

Araçtan sağ kurtulan milletvekili Sedat BUCAK, ilk TV ye çıktığında Abdullah ÇATLI' yı tanıdığını söylüyor, daha sonra ise “onu başka isimle tanıyordum” diye ifadesini değiştiriyor.

Bu olaydan sonra olaylar çorap söküğü gibi gelişti. Fotoğraflar, ilişkiler, yapılanlar medyada yer aldı.

Peki ne olmuştu?

Neler açığa çıktı?

Terörizmle mücadele adına yapılan hukuk dışı uygulamalar.

Bazı kişiler kimliği meçhul kişiler tarafında öldürüldü.

Üstelik öldürülen bu kişiler bırakın öldürülmeyi kendilerine ulaşılması bile çok güç olan ve yasadışı milyonlarca parayı kontrol eden kişilerdi.

Ayrıca, Devlet adına çalıştıklarını ve görevlendirildiklerini söyleyenler, bu yetkilerini kendi çıkarları için kullanmışlar, yasadışı işler, kaçakçılık yapmışlardı. Nereden alındığı ve kime verildiği, nerelerde kullanıldığı belli olmayan silahlar da vardı.

Bütün bunları yapan kişiler üst düzey bazı yetkililer tarafından korunmuş ve kollanmıştı. Kendilerine hiçbir şey olmayacağı söylenmiş, bu işleri yapan kişilerde her şeyi Devlet için yaptıklarına inanmışlardı.

İşte bunun için mahkemenin kendilerine verdiği cezaya hayret ediyor ve yakınıyorlar. Kendilerinin cezalandırılmak bir yana ödüllendirilmeleri gerektiğine inanıyorlar.

Sadece bu kişiler değil birçok kişi buna inanıyor ki ilk yakalandıklarında "TÜRKİYE SİZİNLE GURUR DUYUYOR" diye sloganlar atılıyordu.

Eğer hukuk devletiyiz diyorsak, hiç kimse, hangi görevde olursa olsun, hangi nedenle olursa olsun hukuk dışına çıkamaz.

Hiç kimse, bazı kişileri suçlu, vatan haini ilan edemez, yargıya intikal ettirmek yerine kendisi cezalandıramaz. Eğer bu yapılırsa yarın başkaları da onu suçlu ve vatan haini ilan ederek ayni yöntemle cezalandırır.

Mahkeme kararında belirtildiği gibi yasadışı ilişkilerin çok az bir kısmı açığa çıktı. Esas siyaset bağlantıları ve üst görevde bulunan kişiler açığa çıkarılamadı. Yargılanıp ceza alan bu kişilere bu yetkileri ve görevleri verenler yargılanamadı.

Hangi nedenle olursa olsun, kim olursa olsun hukuk dışına çıkan kişiler yargılanamazsa, cezalandırılamazsa hiç kimse güvencede olamaz.

Ayni şeylerin bir daha olmayacağını kimse söyleyemez.

Bu nedenle milyonlarca kişi her gün saat 21.00 de günlerce ışıklarını söndürdü.

Meydanlara çıktı. "TEMİZ TOPLUM" diye haykırdı. "ÇETELERE HAYIR" dedi. "SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK" diye haykırdı.

Hukuk herkese lazımdır. Kendini yargı yerine koyup bazı kişileri suçlu, vatan haini ilan eden ve kendisi cezalandıran kişiler gün gelir, kendilerine ayni şey yapılmak istenir.

İşte o zaman "HUKUK" diye haykırsalar bile kimseyi yanlarında bulamazlar. (2001)

DOĞAN GURUBU NEDEN ETKİLİ?

Ben sade bir vatandaş olarak MEDYA PATRONLARINDAN iyi bilecek değilim.

Ben Medyanın özgür olmasını, tekelleşmemesini, medya patronlarının devletle iş yapmasının yasaklanmasını, medyada kişilerin hatta ailelerin sermayelerinin % 25 i geçmemesini savunuyor ve söylüyorum.

Ancak günümüz gerçeğini de inkar edemeyiz.

Doğan gurubunu eleştirenlerin şu sorulara yanıt vermesi gerekmez mi?

1 - Bu gün neden DOĞAN MEDYA GURUBU en büyük?

2 - Neden iktidar diğer medya guruplarından değil de Doğan gurubundan çekiniyor?

3 - Neden en çok kızdığı halde yine de bir şey söyleyeceği zaman Doğan gurubu TV sine çıkıyor da başka bir gurubun TV sine çıkmıyor?

Bu ve benzer soruların yanıtı çok basit.

Doğan gurubu;

1 - Rakip medya gurupları ile mücadele etse de bütün mesaisini, sayfalarını, bütün yazarlarını bu iş için seçip görevlendirmiyor.

2 - Bazen sert bazen yumuşak ama muhakkak “HER DÖNEM SİYASİ İKTİDARLARA MUHALEFET” yapıyor.

3 - Köşe yazarlarının çoğu topluma kendini kabul ettirmiş, patron tehditlerine boyun eğmeyecek değişik siyasi fikir düşüncede olan kişilerden oluşuyor.

4 – Baktı yazarlarından biri yüzünden iktidar ile sıkıntıya girdi, onu daha etkisiz başka bir gazetesine kaydırıyor, eğer çok mecbur kalırsa o yazarın işine son veriyor.

Ülkemizde birkaç yıl öncesine kadar, bütün mesaisini Doğan gurubuna muhalefete ayıran, etkili, güçlü medya gurupları şimdi nerede?

Uzan gurubu iktidarın bir üflemesi ile iskambil kağıdından bir şato gibi yıkılıvermedi mi?

Sabah gurubu iki kez el değiştirdiği halde yine ayakta kalabildi mi? Tutunamayıp sonunda siyasi iktidarın da yardımı ile iktidar yandaşı bir kişiye geçmedi mi?

Çok etkili muhalefet yapan, bütün mesaisini “birazda gereğinden fazla sert” iktidara muhalefet için harcayan KANAL TÜRK TV şimdi kimin?

Ama doğan gurubu devamlı büyümüştür.

Çünkü doğan gurubu, acele etmeden, kapitalizmin, küresel yasaların ve uluslar arası sermaye guruplarının ortaklığını da yanına alarak güçlenmiş, bu gücünün ve yasaların verdiği olanakları çok iyi değerlendirerek yıllar geçtikçe büyümüş, en büyük medya gurubu, büyük bir iş adamı haline gelmiştir. Ama bütün bunların yanında gazete ve TV lerinin devamlı siyasi iktidarlara muhalefet yapmasının rolü çok büyüktür.

İstediğiniz kadar büyük tesisler kurun.

İstediğiniz kadar fazla sayıda gazete ve TV niz olsun.

İktidarda hangi parti olursa olsun medya olarak iktidara muhalefet etmezseniz,
Halkın sorunlarını görmezden gelirseniz,

Köşe yazarlarınız iktidarın başarısızlıklarını gizlemek için muhalefeti eleştirirse,

Ne kadar güçlü sermaye gurubu,

Ne kadar gelişmiş teknolojik tesisleriniz olursa olsun,

Medya gurubunuz büyümez, bir gün yok olur gider.

KORKUYORLAR MI?

Başbakan, partisinin ilçe kongrelerinde AYDIN DOĞAN ve onun medya gurubuna, muhalefet partileri CHP, MHP, DSP ye, hatta yandaş medyada kendisi ve partisi hakkında en küçük bir eleştiriye yer veren gazete ve TV lere Partililerinden alkış ve sloganlar eşliğinde hakaret ve tehditler savuruyor.

TRT 2, HABER TÜRK, SKY TÜRK, NTV, CNN TÜRK haber kanalları bu konuşmaların tamamını canlı verdi. Hatta bu kanalların bazıları her saat başı haberlerinde bu konuşmaları bazıları tamamen bazıları kısmen tekrar, tekrar verdiler.

16 eylül 2008 Salı günü CHP genel başkanı DENİZ BAYKAL bir basın toplantısı düzenledi. Başbakanın iddialarına yanıt verdi. Almanya da ki DENİZ FENERİ davası ile ilgili bilgi verip açıklamalarda bulundu.

Bu TV lerin hiç biri BAYKAL’ ın basın toplantısını canlı olarak tamamını vermedi. Saat başı verdikleri ara haberlerinde bazıları hiç yer vermedi, bazıları çok kısa yer verdi.

Peki nerede özgür medya?

Korkudan mı vermiyorlar?

Haber değeri olmadığına mı inanıyorlar?

Peki vatandaş doğruları nasıl öğrenecek? 16.09.2008

4 Eylül 2008 Perşembe

ÜLKEMİZİN % 99 U MÜSLÜMAN YOLSUZLUKLARI KİM YAPIYOR?

Ülkemizin % 99 u Müslüman ama yolsuzluktan geçilmiyor. Toplum olarak dünya işlerinden çok öbür dünya ya önem veriyor, okuldan çok cami, mescit, kuran kursu açıyoruz.
Ramazan aylarında her yerde “medya dâhil” etkinliklerine, ibadetlere, hayır ve yardımlara bakıp, bu kadar inançlı bir toplumda neden bu kadar çok;
Rüşvet, Hırsızlık, avanta, gasp, yalan, dolan, sahtekârlık, stokçuluk, var?
Bozuk, hileli gıda maddelerini satan, fahiş kârlarla yoksulları dolandıran, demiri, çimentoyu çalıp masum insanlara mezar olan çürük binaları yapan, bütün yeşil alanları, doğal kaynakları, imar düzenlemeleri ile kentlerimizi yağmalayan “Ecnebi ülkelerdekinin beş katı” yüz kızartıcı suçlara karışanlar neden bu kadar çok?
Hadi yasal cezadan korkmuyorlar, % 99 u Müslüman ve dindar olan insanlarımız “GÜNAH ve HARAM” dan da mı korkmuyorlar? “AHİRETE, YAPTIKLARININ HESABININ SORULACAĞINI” akıllarına mı getirmiyorlar, yoksa buna inanmıyorlar mı?
Müslümanlık sadece inanç ve ibadet midir? Doğruluk, dürüstlük gerekmez mİ?
Ramazan günlerinde, tertemiz yüreğiyle görkemsiz iftar sofrasına oturan, alnının teri ile kazandığı ekmeğini bölen, aklı ile inancını tam, vicdanı rahat insanlarımız bunları görmüyor, bilmiyor mu?
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞIMIZA, Müftülerimize, Basında, TV de ve medyada her gün boy gösteren din adamlarımıza sormak istiyorum?
En önemsiz konuda fetva yayınlıyorsunuz da neden bu konuda hiç sesiniz çıkmıyor? Neden camilerde Cuma hutbelerinde bu konuda cemaate bir şey denilmiyor?
Neden yasal veya kaçak kuran kurslarında, devletin, tarikat ve cemaatlerin yurtlarında çocuklarımıza bunalar anlatılmıyor?
Yok, anlatılıyor diyorsanız;
SORUYORUM;
NEDEN CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANI, BAKAN VE MİLLETVEKİLLERİ, ÜLKENİN % 99 U MÜSLÜMAN VE BU KADAR DİNDAR OLAN BİR ÜLKEDE, NEDEN BU KADAR ÇOK RÜŞVET, YOLSUZLUK, HIRSIZLIK, SAHTEKARLIK, YALAN, DOLAN, AVANTA VE GASP VAR? 04.09.2008

23 Ağustos 2008 Cumartesi

SARI SENDİKA, ÜCRET SENDİKASI, EMEKÇİNİN SENDİKASI

Kamu çalışanları ile hükümet arasında “TOPLU GÖRÜŞMELER” devam ediyor. PEKİ NE GÖRÜŞÜYORLAR? Belki de memurlara yapılacak zammı değil, basında yer aldığı gibi sendikaya kesilecek aidatların arttırılmasını görüşüyorlardır.

Geçen yıl hükümet “GELECEK YIL ENFLASYON % 4 OLACAK. BU NEDENLE OCAK AYINDA % 2, TEMMUZ AYINDA % 2 ZAM VERİRİM. EĞER İLK 6 AYDA ENFLASYON % 2 DEN FAZLA OLURSA TEMMUZDA, İKİNCİ 6 AYDA ENFLASYON FAZLA OLURSA OCAK DA FARK VERİRİM” dedi. Tabi sendikalar bunu kabul etmedi. Uyuşmazlık tutanağı tutuldu. Tarafsız hakem heyetine gönderildi. Tarafsız hakem heyeti, hükümetin yaptığı zammı az buldu ve birkaç puan daha arttırdı. Ancak hükümet tarafsız hakem heyetinin kararını bile tanımadı, memurlara kendi istediği yani % 2 + % 2 zam yaptı. Yine aynisi olacak.

KESK bu yılda oynanan oyunun parçası olmak istemediği için MASADAN ÇEKİLDİ. DİĞER KONFEREDASYONLAR NEDEN ÇEKİLMEDİ? KESK BAŞKANININ SÖYLEDİĞİ GİBİ SENDİKA AİDATLARININ ARTTIRILACAK, MEMURLARA YILDA KÜÇÜK BİR İKRAMİYEYE VERİLECEK, MEMURA DÜŞÜK ZAMMA RAZI OLACAKLAR. AMA MEMURLARA “İKRAMİYE HAKKINI ALDIM” diyecekler.

Bu hesapları tutmayabilir. Hükümet bu “KÜÇÜCÜK” isteklerini bile duymazdan gelip “2009 DA ENFLASYON % 5 OLACAK. ZATEN ŞİMDİDEN EN DÜŞÜK MEMURA BİLE 103 YTL. VERDİM. SİZE % 2,5 + % 2,5 ARTIŞ YETER DE ARTAR BİLE” diyebilir.

YAPILAN ZAMLARA GELİNCE.

ZAMMIN OCAK VE TEMMUZ DİYE İKİ TAKSİTTE YAPILMASININ NE ANLAMI VAR? Eskiden enflasyon yüksekti. Verilen zamlar hep “ÖNÜMÜZDEKİ YIL ENFLASYON ŞU KADAR OLACAK” diye Ocak ayında belirleniyor ama, yıl sonunda hep denilen enflasyonun 3 – 5 katı çıkıyordu. Bu nedenle 3 aylık, enflasyon biraz düşünce 6 aylık dilimler halinde zam verilir olur. Ama bu durumda bizi hep kandırdılar ve kandırmaya devam ediyorlar. Örneğin geçen yıl % 2 + % 2 = % 4 zam verdik diyorlar. Aslında ilk 6 ay % 2, son 6 ay % 4 zam aldığımız için yapılan zam % 3.

MEMUR FAZLA PARA MI ALIYOR?

Bugün, eğer ücreti dışında bir geliri yoksa en yüksek ücret alan kamu çalışanının bile aldığı ücretle insan gibi yaşaması mümkün değildir.

Kamu çalışanı yani memurun giyimine, kuşamına, yaşantısına bakan, işsiz, sosyal hakları olmayan, sendikasız insanlar, çiftçi ve köylüler onların aslında çok para aldığını, ama daha fazla istediğini sanıyorlar.

Evet kamu çalışanları ve örgütlü kesimler örgütsüz, sosyal güvencesiz kesimlerden daha iyi ücret alıyorlar, daha iyi yaşıyorlar ve hala daha fazlasını istiyorlar.

Ama onlar bulundukları görevlerini kötüye kullanmıyorlar, rüşvet almıyorlar, yolsuzluk, köşe dönmecilik yapmıyorlar. Bal tutan parmağını yalar demiyorlar, siyasi iktidarların dümen suyuna gitmiyorlar. Dürüst, namusu ile çalışıyorlar. Böyle iken onlar, ülkedeki milli gelirden haklarını istiyorlarsa onlara kızmak, onları kıskanmak değil onları alkışlamak, onları örnek almak lazımdır. Herkesin örgütlenip haklarını istemesi lazımdır.

Evet kamu çalışanları yani memurlar sendikasız, sosyal güvencesiz çalışanlardan, işsizlerden daha iyi yaşıyorlar. Ama onlar bakabilecekleri kadar çocuk sahibi oluyorlar. Karı koca birlikte çalışıyorlar. Ek iş yapıyorlar. Bütün bunlardan sonra alın terleri ile kazandıkları paralarla insanca yaşamaya çalışıyorlar, yılda hiç olmazsa 10 – 15 gün deniz kenarında tatil yapabiliyorlar,.çocuklarının iyi eğitim alması, iyi okullarda okuması, iyi bir meslek ve iş sahibi olması için her türlü çabayı gösteriyorlar.

Çevremizde bildiğimiz, tanıdığımız sendikal haklarla, grev, miting ve gösterilerle ilgilemeyen bir çok kamu görevlisi var. Bunların bir kısmının hiç maaş ve ücret derdi yoktur. Hükümetlerin vereceği % 3 veya 5 zam onlar için harçlık bile değildir. Yazlıkları, kışlıkları, son model arabaları vardır. Çocukları pahalı kolejlerde, paralı üniversitelerde hatta yurt dışında okumaktadır. Aldıkları maaş ve ücretlerle böyle bir yaşam süremeyeceklerini de herkes bilmektedir. Hatta ailesi, eski yaşantısı da çok iyi bilinmektedir. İşte kızılacaksa onlara, onların el üstünde tutulduğu bozuk düzene kızılmalıdır.

TOPLU GÖRÜŞMELERE GELİNCE;

Tüm kamu çalışanları sanki ayni işi yapıyor gibi hepsine ayni oranda zam öngörülüyor. Bu durum tamamen yanlış. Kamu çalışanları işkollarına göre örgütlü. Maaş ve ücretlerde, önce en düşük memur maaşı ne kadar olmalı? Bu belirlenir. Buna göre bu orana göre seyyanen tüm memurlara eşit bir zam yapılır. Daha sonra yaptıkları işin zorluğuna göre zorluk derecesine göre değişik işleri yapanlara farklı ilave zamlar yapılır. Yine bunlardan ayrı olarak arazide, kırsal kesimde, yer altında, denizde, tehlikeli işlerde v.b durumlara göre yine ayrıca ek zam, tazminat, fazla mesai verilmeli.

Çeşitli bakanlıklar bünyesinde ayni işi yapan elemanlar olduğu gibi ayni bakanlıkta çeşitli işleri yapan farklı iş kolunu ilgilendiren çalışanlar olabilir. Ayni iş yerinde ayni unvan ile çalıştığı halde çalışma koşulları farklı olabilir. Bütün bunlar, konfederasyon ve çalışma bakanlığı olarak değil de iş kollarında örgütlü sendikalar ile bu iş kollarını ilgilendiren bakanlık yetkilileri ile yapılabilir.

Bütün bunlardan ayrı olarak memurların siyasi nedenlerle tayinleri çıkarılmakta, bir çok memur hiç nedensiz yöneticilikten alınıp sürgüne gönderilmekte. Memurların daha iyi hizmet verebilmesi için, yaptığı işi, görev, sorumluluk ve haklarını tam olarak anlaması için meslek içi eğitimlerin gündeme gelmesi gerekir.

ÜCRET SENDİKACILIĞI YAPILIYOR

Ama bunların hiç biri toplu görüşmelerde gündeme gelmiyor, bir kısmı gelse bile kabul edilmiyor ki sonuçta hükümet sadece “AYLARCA ÖNCE KENDİ BELİRLEDİĞİ % BİLMEM KAÇ ZAMMI” açıklıyor. NE SENDİKALARIN, NE TARAFSIZ HAKEM HEYETİNİN DEDİKLERİNİN HİÇ BİRİ KABUL EDİLMİYOR.

BÜTÜN BUNLAR YILLARCA BÖYLE İKEN TOPLU GÖRÜŞMELERE KATILMAYAN “KESK” Mİ, KATILAN “KAMU – SEN” VE “MEMUR – SEN” Mİ HAKLI, HANGİSİNE KIZMALI SİZ KARAR VERİN. 22.08.2008