10 Şubat 2008 Pazar

HERKES KONUŞACAK

Demokrasilerde herkes konuşur. Herkes özgürce düşündüklerini ifade eder.

Cumhuriyet halkın temsilcileri vasıtası ile kendi kendisini yönetmesidir. Halk kendisini yönetenleri her zaman alkışlamaz. Yanlış yaptığında protestoda eder. Yapılanlara karşı da çıkar. Bunu doğrudan veya örgütleri ile yapar. Alanlara çıkıp demokratik haklarını kullanıp haykırarak yapar.

Demokratik bir ülkede kimse “hayır bunu yapamazsın” diyemez.

Bütün siyasi partilerde liderlerimiz, siyasetçilerimiz hep kendilerinin övülmesini, alkışlanmalarını “seninle gurur duyuyoruz” denilmesini istiyorlar.

Bütün partilerde lider sultası var. Hep liderin dediği olacak, onu kimse eleştirmeyecek. Kimin milletvekili, belediye başkanı olacağına onlar karar verecek. Kendilerine rakip çıkmayacak.

Hem siyasi partiler halkın temsilcisidir diyeceksin, hem halkı kimin temsil edeceğine lider karar verecek.

Demokratik hukuk devletinde ülkeyi sadece siyasi iktidarlar yönetmez. Ülke devlet bütün kurumları ile yönetilir. Ne kadar güçlü bir desteği olsa da siyasi iktidarlar her istediğini yapamaz. İstediği yasaları çıkarıp, istediği uygulamaları yapamaz.

Herkes ama herkes, anayasaya, yasalara uymak zorundadır.

Siyasi iktidarın bazı uygulamaları, çıkardığı bazı yasalar halkın bir kesimi tarafından uygun görülmeyebilir. Bu kesimler bu konuda fikir ve düşüncelerini açıkça söyleyebilirler. Alanlara çıkıp bunlara karşı çıkabilirler. Siyasi iktidarlar, siyasi partiler bunu içlerine sindirmek zorundadır.

Hiçbir siyasi iktidar halkın büyük kesimleri karşı çıkarken ben bildiğimi yaparım diyemez. Derse demokrasi yara alır. O ülkede huzursuzluk çıkar.

Halk, kendisini yönetecek temsilcileri belirleyemiyorsa, YOKSULLUK, İŞSİZLİK, YOLSUZLUK, GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK varsa, ülkede çok küçük bir kesim zengin ve refah içinde yaşarken büyük çoğunluk yoksulsa halka “SUS, KONUŞMA” denemez.

Alanlara çıkma, miting yapma denemez.

DEMOKRASİ, 4 VEYA 5 YILDA BİR LİDERLERİN BELİRLEYECEĞİ KİŞİLERE HALKIN OY VERMESİ değildir.

Demokrasi halkın her zaman yönetime katıldığı, beğendiğini destekleyip, beğenmediğine karşı çıktığı ve bunu da her zaman söyleyebildiği bir rejimdir. Gerektiğinde örgütlü olarak bazen her gün alanlara çıkıp taleplerini haykırabildiği bir rejimdir.

Demokrasi, yöneticilerin ülkede çok küçük bir azınlığın haklarının bile güvenceye alındığı bir rejimdir.

Kendilerinden önce çıkarılmış bile olsa, seçimlerde oy isterken söz verdikleri halde, siyasi iktidar 4,5 yıldır anayasayı bile değiştirecek bir çoğunluğu varken siyasi partiler ve seçim yasasını değiştirip demokratik hale getirmemiş. Yolsuzluğu, yoksuzluğu, işsizliği önleyememiş, yolsuzluk yapanlardan hesap sorulmadığı gibi yolsuzluklar artarak devam etmiş, yoksulluk daha da artmış, çiftçi, köylü, küçük esnaf, ücretli daha da fakirleşmiş, işsizlik azalmamış artmış, özelleştirme aldı altında devletin bütün dev işletmeleri satılmış, her ile bir üniversite açmakla övünmelerine rağmen üniversiteyi bitirenlerin büyük çoğunluğu iş bulamamışsa,

AB ye gireceğiz diye ülkeyi ekonomik yönden zarara uğratılıyor, tarım öldü, Kıbrıs elden gidiyor, ABD yanlısı Orta doğu politikaları nedeniyle ülke bütünlüğü tehlikeye giriyor diye halk düşünüyorsa,

Dahası, ülke seçmenin % 26 oyu ile iktidar olmuş, seçmenin yarısının oyu parlamentoda temsil edilmemiş. seçim yasasının adaletsizliği ile TBMM deki çoğunluğuna dayanarak hiçbir kuruma ve TBMM de temsil edilen siyasi partilere danışmadan, kimseyi karıştırmadan partinin lideri kendisini veya kendisinin istediği kişiyi CUMHURBAŞKANI seçtirmek istiyorsa,

Çok daha da önemli olan halkın büyük kesimi, bu şekilde seçilecek cumhurbaşkanının, ülke çoğunluğunu temsil etmeyeceğini, demokratik, laik bir düzen yerine dini inançların egemen olduğu bir İslam cumhuriyetinin kurulacağından korkuyorsa,

Demokratik, laik cumhuriyeti savunmak için halk İktidar partisinin seçmek istediği cumhurbaşkanına ve seçim şekline demokratik haklarını kullanarak karşı çıkacaktır.

Eğer demokratik bir hukuk devleti isek, iktidar partisi liderinin Cumhurbaşkanı seçilmesine destek veren büyük iş adamlarının temsilcisi TÜSİAD, TOBB gibi, karşı çıkan YÖK ve üniversite yönetimleri, bilim insanları, öğretim üyeleri de fikrini açıklayacaktır.

Yargı temsilcileri fikrini söyleyecektir. Sendikalar, meslek odaları, üniversite gençliği, meslek odaları, kamu emekçileri sendikaları, ziraat odaları, ADD, dernekler, herkes fikrini söyleyecektir.

İşte 14 nisanda, bu kaygıları taşıyanlar ANKARA’ ya gidecek,

Siyasi iktidarı “YANLIŞ YAPMA” diye uyaracaklardır.

EĞER BU UYARI DİKKATE ALINMAZ, önlemek için baskı, engelleme ve sindirme yoluna gidilirse, halkı yıldıramayacaklar

ALANLAR HER SEFERİNDE ÇOK DAHA KALABALIK OLACAKTIR. 17.04.2007

Hiç yorum yok: