10 Şubat 2008 Pazar

MAĞDUR OLAN KİM?

Sabah gazetesindeki köşesinde Yavuz DONAT diyor ki; Trabzon'da sorular soruyorduk. İçlerinden biri dedi ki: Ben de size bir soru soracağım... Cumhurbaşkanı Sezer teröristleri affediyor... Affedilen terörist gidiyor, Mehmetçiği pusuya düşürüyor... Buna ne diyorsunuz? Birkaç kişi "evet, ne diyorsunuz" diye soruya destek verdi.

Belli ki Türkiye'de "örgütlü bir yalan mekanizması" var. Bir "yalan çetesi", bir "organize yalancılık."

Halbuki; bu konuda gazetelerde birçok köşe yazarı açıklamalar yaptı.

İyileşme umudu olmadığına inanılan mahkumlar için Adalet Bakanlığı marifeti ile ülkede en yetkili sağlık kuruluşlarından hastalık nedeniyle rapor alınıp yine "ADALET BAKANLIĞI TARAFINDAN AF" için dosyası Cumhurbaşkanına gönderiliyor. Bu dosyayı inceleyen Cumhurbaşkanı o mahkumu "AF" edebiliyor.

Cumhurbaşkanı hiç kimseyi kendi başına AF etme yetkisi yok. Bunu bildikleri halde sırf cumhurbaşkanını kötülemek için bu yalanları yayıyorlar. Buna rağmen en güvenilir kişi anketlerde cumhurbaşkanı çıkıyor.

Yine ŞAKİR SÜTER Akşam gazetesindeki köşesinde;
Din propagandası ürkütücü boyutlarda yapılıyor. Bize bir "Dindar cumhurbaşkanı seçtirmediler" lafı, AKP' nin "seçim bayrağı" olmuş! Çok açık olmasa da, orduya yönelik kışkırtıcı, aşağılayan sözler de özel seçilmiş mekanlarda, bir biçimde dillendiriliyor. Diye yazıyor.

Karalama ve iftiralar fısıltı gazetesi ile ülkenin her yerinde ayni kelimelerle ve hızla yayılıyor.

Bu yalanları nasıl ve kim yayıyor? İnsanları nasıl inandırıyorlar?

Öncelikle evlere, kahvehanelere bedava dağıtılan gazeteleri ile.

Ayrıca her köyde, her caminin imam dışında cemaatleri arasında müdavimleri vardır. Bunların bir kısmı özellikle yaşlı, bazısı hacca gitmiş, toplumda sözü dinlenen, her dediğine inanılan, çoğu iyi niyetli kişilerdir. İşlerini çocuklarına devretmiş, emekli artık tek işi namazdır, ibadettir, sohbettir. Camiden çıkılınca bu kişiler cemaatle ya cami avlusunda veya bir kahvehanede otururlar bir süre sohbet ederler.

İşte bu kişiler partiye kazandırılır. Onlara parti olarak bütün çabalarının insanlara doğru yolu göstermek olduğunu, bu hizmeti maddi manevi bir menfaat için değil Allah için yaptıklarını anlatıp onları inandırıyorlar.

Namazında, niyazında, Müslüman, dindar kişiler yalan söylemez. Haram yemez. Diye düşünen bu insanlar bunlara kolayca inanıyor. İşte bu kişilere inandıkları, güvendikleri kişiler vasıtası ile yalanlar iletiliyor. Onlarda sohbetlerinde bunları söylüyor, "şu hoca söyledi," böylece bu yalanlar her yere yayılıyor.

Peki İslam dininde bunları yalan söylemek günah değil mi?

Evet günah ama onlara günah yazılmaz,.çünkü dinimize göre hayırlı bir iş yapıyorlar. Bir şeyi din için, İslam için yapıyorsan, aslında dinen günah olan bir takım şeyler yapmışsanız bile eğer bunu "HAYIRLI BİR İŞ İÇİN YAPIYORSANIZ ALLAH GÜNAH YAZMAZ" diye söyleyip, inandırıyorlar.

Yani "TAKKİYE" yapıyorlar.

Parti yönetiminde bütün yetkiler liderde olacak. Parti meclisi, MYK ne kimin gireceğine, milletvekili, il başkanı, ilçe başkanı, belediye başkanı hatta il ve belediye meclis üyesi kimin olacağı lider karar verecek. Liderin istemediği kişi hangi görev olursa olsun demokratik bir seçimle gelse bile anında görevden alacak kendine bağlı kişiyi getireceksin, AB istedi diye demokratikleşiyoruz diye yasa çıkaracak ama kendin uymayacaksın.

Sonra demokrat olacak, ülkede demokrasiyi sadece ben savunuyorum diyeceksin.

İşte böyle bir durumda BASIN - MEDYA (gazete, radyo, televizyonlar) bir ülkede 5. Kuvvettir büyük önem kazanıyor. Medya ülkede ve dünyada meydana gelen olayları, ülkeyi yönetenlerin, siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının yaptıklarını doğru ve gizlemeden halka duyurması gerekir. BASIN eğer özgür ve tarafsız değilse, baskı altında ise veya sansür edilirse halk gerçekleri doğru ve zamanında öğrenemezse doğru karar veremez.

Bu gün ülkemizde Medyanın büyük oranda halka gerçekleri söylemediğine inanılmaktadır. 2007

Hiç yorum yok: