30 Ocak 2008 Çarşamba

DİLENCİYE PARA VERMEK

Ülkemizin herhangi bir köşesinde bir afet, deprem olduğunda oradaki insanlara yardım etme yarışına gireriz. Giyecek, yiyecek, para her türlü yardımıma koşarız. Ama hep bir kaygımız vardır. BU YARDIMLAR YERİNE ULAŞIYOR MU? Çünkü medyadan öğreniriz ki bazı yardımlar yerine ulaşmıyor hatta bazı kişiler tarafından pazarlar da bile satılıyor. Sade vatandaş olarak bizler zor geçiniyoruz. Buna rağmen bizden çok daha kötü durumda olanları görüp duydukça çocuğumuzun, kendimizin boğazından biraz daha kesip yardımdan kaçınmıyoruz.

Çevremizde her geçen gün dilencilerin sayısı artıyor. Bazısı cami önünde, işlek bir caddenin köşe başında sakat, kör, yaşlı olduğunu söyleyip oturduğu yerden sadaka istiyor. Bir kısmı kadın ve kucağında küçük bir çocuk, başı bazen türban, bazen normal örtülü dükkan, kahvehane, birahane, meyhane gezip dileniyor ve sadaka istiyor. Bir kısmı eline ucuz mendil, kalem tipi şeyler almış, sözde dilenmiyor da onları satıyor ama aslında dileniyor.

Bazen de gençler geliyor kız veya erkek. Bilmem hangi yabancı il veya ilçedeki okulda okuyorum, sakız, kalem v.b satıp okul masrafımı çıkarıyorum diyor, aslında o da dileniyor. Kimi memlekete gitmek için yol parası ister, bilet alayım desen kabul etmez, Kimi açım der yemek yedireyim dediğinde hayır para ver der. Kimi hasta annesini veya çocuğunu tedavi veya ameliyat yaptıracağını söyler. Kimi önünüze sağır dilsiz olduğu yazılı kağıtları koyarak para ister.

Kimi bilmem hangi ilin ilçesinden yardım toplayabilir diye imzalı ve mühürlü bir kağıdı göstererek para ister. Saymakla bitmez, belki yüzlerce çeşidi var dilenmemin. Her ne şekilde dileniyor olurlarsa olsunlar, ağızlarında hep hayır dua eksik olmaz. Çocuğunuza, ananıza, babanıza akla gelebilecek yedi sülalenize acıklı şekilde hayır dualar eder, “SADAKA” isterler.

Bir çoğumuz onların bu dualarına aldanır para veririz. Kimimiz “gerçekten ihtiyacı olmasa neden dilensin” der acır para veririz. Onların amacıda kendilerine acındırmak ve binlerce kez tekrarladıkları duaları ile dini duygularınızı etkilemektir.

Bu kişiler GERÇEKTEN MUHTAÇ MIDIR? Yoksa DİLENCİLİĞİ MESLEK EDİNMİŞ KİŞİLER Mİ? Diye düşünmüşüzdür ama verdiğimiz paranın küçük olduğunu düşünür önemsemeyiz. Fakat bizim gibi günde kaç kişi düşünüp para vermiştir diye düşünmeyiz.

Dilencilik ilk başlarda hiç kolay değildir. En zor yanı “UTANMA DUYGUSU” dur. Gerçekten insan çok muhtaç bile olsa bir şey isterken utanır. Dilenciler ilk günlerde utangaçtır. Yüzümüze bakamaz. Para verince duasını bile zor duyarsınız. Ama böyle kazanmanın tadını aldıklarında utanma duyguları kaybolur, ondan sonrası kolaydır. Utanmaz, umursamaz olurlar. Halk arasında derler ya manda derisi gibi suratları olur. Sert hissiz ve duygusuz. Para kazanmanın, zengin olmanın yolunu bulmuşlardır. Bundan sonra dilencilik insanın içine öyle bir işler ki ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, dilenmekten vaz geçemezler.

Dilenmenin cezası da yoktur. En fazla üzerindeki parayı alırlar, şehir dışına gönderirler. (şimdi yasa çıkarılarak dilenmek yasaklandı. Dilenene de, verene de ceza var. Ama kim dinler? Her gün dilencilerin sayısı artıyor ne karışan var ne ceza yazan.)


Gücümüz var eğer gerçekten birilerine yardım yapmak istiyorsak bildiğimiz kişilere neden yapmazsınız? Denilebilir ki “ben dilenciye yılda birkaç kez 10 veya 25 kuruş veriyorum. Bununla başkasına yardım yapılmaz ki? Eğer gerçekten maddi durumunuz yardıma uygun değilse yardım yapmak, sadaka vermek şart değil ki. İyi niyetle, acıyarak dilenciye verdiğin bir çay parası dahi olsa sadaka değil, senin dini duygularını, sömüren bir sahtekara verilen paradır. Dilencilere ne kadar çok para verilirse dilencilik yapanların sayısı da o kadar artar. Dilenciye verilen her kuruş sahtekarlara verilen bir servettir. Gazeteler, TV de görüyoruz yakalanan dilencilerin bankalarda milyarları, birkaç evi ve arabasının olduğu. Bütün bunları duyduğumuz halde yinede dilenciye para veriyoruz.

İhtiyacı olana yardım yapmak insani bir duygudur. Yardımı yaparken o kişinin gururunu kırmadan yapılmalıdır. İhtiyacı olan, zor durumda kalan kişi her önüne gelenden değil, yakınlarından, dost ve arkadaşlarından yardım ister. Bunu yaparken bile utanır, sıkılır, yüzü kızarır. Aslında gerçekten dost ve arkadaşlarımızın daha istemeden yardıma muhtaç olduğunu bilip yardım elimizi uzatmamız gerekir. Eğer tanımadığımız kişilere yardım edeceksek, okul idarelerinden, muhtarlardan veya tanıdıklarımızın çevresinden yardıma muhtaç kişileri öğrenir öyle yardım yaparız. Böyle olunca yardımlarımızın gerçekten ihtiyacı olan kişilere yapıldığından emin oluruz.

Yardım veya hayırlar yerinde ve uygun kişilere yapılırsa makbul olur. Günümüzde adet haline gelen camilerde lokma hayrı yerine öğrenciye kitap, defter, giyim, ayakkabı, ihtiyacı olan fakir ailelere kışlık yakacak veya yiyecek yardımı yapılsa daha iyi olmaz mı?

Lokmayı ihtiyacı olan veya olmayan herkes yiyor ama yiyenleri karnı bile doymuyor. Hayrın sadece ihtiyacı olana ve daha yararlı bir şekilde yapılması daha uygun olmaz mı? Her şey uygun verinde yapılırsa bir faydası olur. Yardımlarda öyledir. 2006

Hiç yorum yok: