Her zaman olduğu gibi bu yıl da ölümünün 69. Ölüm yıldönümünde törenlerle Atatürk’ü andık. Onu ne kadar çok sevdiğimizi, yokluğunu ne kadar çok hissettiğimizi yazdık, söyledik, şiirler okuduk, göz yaşları döktük. “ATATÜRK NE YAPTI?” sorsak herkes “yurdumuzu düşmandan kurtardı” olacaktır ama Kaç kişi devrim yasalarını ve bunların neden çıkarıldığını bilir? Çok azımız. Çünkü bize okullarda öğretilmedi, öğretilmiyor veya sadece ezberletiliyor.
Devrim kanunları hangileridir?
1. 1340 (1924) tarihli Tevhidi Tedrisat (Milli Eğitim) Kanunu; Ülkede her türlü eğitimin birliği ve bunun Milli eğitim bakanlığı eli ile yapılması
2. 1341 (1925) tarihli Şapka İktisası Hakkında Kanun; Halkın şapkadan başka (sarık, fes, poşu gibi) bir başlık kullanamayacağı açık olarak belirtilmiştir. Yasada, kadın erkek ayrımı yapılmaksızın şapkadan başka bir başlık giyilemeyeceği esası getirilmiştir. Kadın veya erkek özellikle kamu görevlileri kamuya ait yerlerde şapka dışında bir başlık giyemeyecektir.
3. 1341 (1925) tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun; Bu kanunla tekke, zaviye, türbeler kapatılmış; şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik gibi unvanlar kaldırılmıştır.
4. 1926 tarihli Türk Kanunu Medenisiyle (MEDENİ KANUN) kabul edilen, kadın ve erkek eşitliğini, kişisel tüm hak ve hukuku, Evlenmenin ancak evlendirme memuru önünde medeni nikah ile zorunlu ve yeterli görülmüştür.
5. 1928 tarihli Beynelmilel (uluslararası) Erkamın kabulü (bu günkü rakamların kullanılması) Hakkında Kanun;
6. 1928 tarihli Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun; uluslararası rakamların ve Türk harflerinin kullanılması zorunlu hale getirilmiştir.
7. 1934 tarihli Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun; Bazı lakap ve unvanların kaldırılmasına dair yasa, erkek ve kadın vatandaşların yalnız isimleriyle anılması esasını getirerek ağa, hacı, hafız, molla, bey gibi lakap ve unvanları kaldırmıştır.
8. 1934 tarihli Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun. Anayasada devrim kanunu olarak anılan diğer iki yasa, giyim ve kuşama ilişkin kuralları: Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun ise, dini libaslara ilişkin özel kısıtlamalar koyduktan sonra yasa ile kurulan okul, kurum ve kuruluşların kullanacağı özel kıyafet ve alametlerin yasaya uygun tüzük ve yönetmeliklerle düzenleneceği hükmünü taşımaktadır.
Atatürk kurtuluş savaşından sonra “esas savaşımız şimdi başlıyor. Bu da cehalete karşı verilecek savaştır, bu savaş çok daha zor ve uzun olacaktır” demişti. Ülkemizin gelişmiş ülkeler seviyesine gelmesi ve cehaletle savaşın kazanılabilmesi için bu yasalar çıkarıldı, bütün ülkede halkın çoğunluğu tarafından benimsendi. Ancak Atatürk’ün ölümünden özellikle 1950 den sonra bu yasalar okullarda öğretildi, ezberlettirildi ama bu yasalar neden, niçin çıkarılmış, öğretilmedi, hiç tartışılmadı ve halada tartışılmıyor. Hatta bu yasalar günümüzde kötüleniyor, değiştirilmek isteniyor. Bu gün tüm Müslüman ülkelerden daha gelişmiş bir durumdaysak bu devrim yasaları sayesinden olmuştur.
Onun için değiştirilmeye, yürürlükten kaldırmaya kimse cesaret edememiştir. Ancak eğitim seferberliği tam olarak uygulanamadığı için cehaletle savaş kazanılamadı. Kırsal kesimde özellikle doğu ve güney doğu Anadolu’ya okullar açılamadı. Atatürk, laik demokratik Cumhuriyet ve devrim yasalarının yararları yeni yetişen nesillere tam olarak anlatılamadı. Anadolu kırsal bölgelerine öğretmen verilmedi. Okul yerine kuran kursları açıldı, bu kurslarda hiçbir din eğitimi olmayan sadece kulaktan dolma bilgileri olan çoğu çıkarcı yobazlar toprak ağaları ile birlik olup halka din diye hurafeler öğretildi.
İktidarı elinde bulunduran ve ülkeyi yöneten siyasi partiler ve siyasetçiler bu durumdan memnundu. Çünkü toprak ağaları, tarikat liderleri ile anlaşıp onları veya adamlarını aday yaparak seçimlerde halkın oyunu alıyor ve iktidarını sürdürüyordu. Anayasa ve yasalarda Atatürkçülük duruyordu. Devrim yasaları da yürürlükte idi. Ulusal bayramlar kutlanıyor, Atatürk 10 kasımlarda anılıyordu. Ama Atatürk’ün çıkardığı yasalarla, laik bir düzenin gelmesi ile çıkarları yok olanlar boş durmamıştı. Yıllarca gizli, gizli halkın din ve inançlarını hep sömürdü. Atatürk’ü, kılık, kıyafet, Arap alfabe yerine Latin alfabe, kadınlara eşitlik, tek eşlilik, imam nikahı yerine medeni nikah gibi haklar getirdi diye hep kötüledi. Atatürk’ün ve laikliği savunanların Din düşmanı olduğunu söyleyip yaydılar. Devrim yasalarına uymayanlar görmezden gelindi. Uygulamak isteyenlere “özgürlük düşmanı, din düşmanı” dendi, deniyor. Ellerine fırsat geçince de bu yasalara uymayanlar için verilecek cezalar azaltıldı, hatta çok az bir para cezasına çevrildi.
Bu gün, “LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET, ÜLKEMİZİN BAĞIMSIZLIĞI VE BÜTÜNLÜĞÜ TEHLİKEDE DİYE HAYKIRIYORSAK, BUNUN SUÇU ÜLKEYİ BU GÜNE KADAR YÖNETEN SİYASİ PARTİLER ve SİYASETÇİLER DE OLDUĞU KADAR, ONLARA HER SEÇİMDE OY VERİP SEÇEN VE BÜTÜN YAPILANLARA SESSİZ ve SEYİRCİ KALAN BİZLER DE DEĞİL MİYİZ?” 2007
2 Şubat 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder