SİVİL HALK DİRENİŞİ
Altının cefasını Türkiye çekiyor sefasını İsviçre sürüyor
Normandy şirketi Türkiye'de rafinerisi bulunmasına rağmen İzmir Bergama'dan çıkardığı altın cevherini işlenmek üzere İsviçre'ye yolluyor. Sonuçta Türk rafineriyle sigorta ve nakliye şirketleri, Bergama altınından hiç kazanç sağlayamıyor. Yıllardır çevreci gruplarla üretici şirket arasındaki tartışmaların odağındaki Bergama altını Türkiye'de değil, İsviçre'de işleniyor. Dünyanın en büyük altın üretici firması Newmont'a bağlı Normandy şirketi Bergama'dan çıkardığı altın cevherini, Türkiye'de altın rafinerisi bulunmasına rağmen, işlenmek üzere İsviçre'ye yolluyor. Burada işlenen Bergama altını fiyatına yüzde 4-5 ilave edilerek külçe halinde satılıyor. Bu arada İsviçreli şirketler para kazanırken Türk rafineriyle sigorta ve nakliye şirketlerine bir şey kalmıyor.
Üstelik altınla birlikte çıkan ve altının işlenmesi sırasında yan ürün olarak ayrışan platin, paladyum, rodyum, iridyum gibi metaller de beyan edilmediği durumlarda dışarıda kalabiliyor. Altının yurtiçinde işlenememesine en önemli sebep olarak; çıkarılan altının ülkemizde işlenmesine yönelik bir yasanın olmayışı ve Katma Değer Vergisi sorunu gösteriliyor. Normandy şirketi yetkilisi İsmet Sivrioğlu, kendilerinin de altının Türkiye'de işlenmesini istediğini ifade etti. İstanbul Altın Rafinerisi Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Halaç, altın işleme konusunda çok iddialı olduklarını ifade ediyor. Dünyanın en büyük rafinerisinin 6 günde işleyebildiği altını 4 saatte işleyebilecek bir teknolojiyi oluşturduklarını belirten Halaç, Bergama'daki altını işlemek için maddi güce de sahip olduklarını kaydetti.Halaç, "Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk altını ile herhalde cumhuriyet altını basılır diye beklerken bir de baktık ki altınlar İsviçre'ye satılıyor.
Sorduk, 'neden?' diye... Dediler ki onların altını işlenmeden dışarıya satmasını engelleyen bir yasa yokmuş. Olmadığı sürece de satmaya devam edeceklermiş. Bir Özbekistan'ın, bir Kırgızistan'ın yapabildiğini yapamamış ve bu altınların yurtta rafine edilmesini ve pazarlamasını sağlayan yasal zemini oluşturamamışız. Bu ülkeler yabancı altın madenlerine madencilik lisansı verir iken ürettikleri altınları kendi ulusal rafinerilerinde rafine ettirmeyi şart koşmaktadır." diyerek altının yurt dışında işlenmesine tepki gösterdi.
Altının direkt İsviçre'ye gönderilmesi ile İsviçre rafinerileri, sigorta şirketleri ve nakliye şirketleri kazanırken önemli bir istihdam şansı da ortadan kalkıyor. Halaç, her ne kadar yılda 2,5 ton altının genel altın ithalatı içinde küçük bir rakama karşılık gelse de ileride 200 tona çıkacak projelerle kayıplarımızın da artacağı uyarısında bulunuyor. Neden İsviçre'ye gönderiliyor? Bergama altınının İsviçre'de işlenmesine en önemli neden olarak KDV sorunu gösteriliyor. Bergama'daki altını çıkaran Normandy firması altının üretimi esnasında harcadıkları girdiler için ödemiş oldukları katma değer vergilerine altın kapsam dışı olduğu için iade alamıyor. Eğer ihraç ederse üretim girdileri için ödemiş oldukları KDV'yi iade alabiliyor.
Bu da firmanın maliyetlerine yüzde 2 oranında etki ediyor. Altın üreten yabancı sermayeli firmalara altını yurtiçinde satmaları durumunda rafineri, nakliye ve sigorta giderlerinin daha ucuza mal olacağını hatırlattığımızda ise bu kez aldığımız cevap yüzde 18'lik KDV problemi oldu. Normandy Madencilik AŞ Ovacık altın madeni toplum ilişkileri genel müdürü İsmet Sivrioğlu, altının Türkiye'de kalmasının prensip olarak güzel bir düşünce olduğunu söyledi. Sivrioğlu, 'Türkiye, 200 tonun üzerinde altın ithal ediyor. Bunu alıyor, işliyor takı haline geldikten sonra satıyor. Bu alanda geniş bir sanayi meydana geldi.
Gerçi ithal edilen 200 tonun yanında bizim çıkardığımız 3 ton altın küçük bir rakam. Ancak bizde çıkarılan altının Türkiye'de işlenmesini biz de istiyoruz. Çünkü bize de nakliyede, sigortada birtakım avantajlar sağlayacaktır. Fakat KDV nedeniyle işlenemiyor. Bizim de Maliye Bakanlığı nezdinde KDV ile ilgili olarak teşebbüslerimiz var. Ancak çözülmüş bir olay yok. Altını ihraç etmeye devam ediyoruz. Bir an önce KDV sorununun çözülmesini arzu ediyoruz. Bu ülkemiz için iyi olur.' dedi.
Ancak KDV konusunda iddiaların tutarlı olmadığını ifade eden Ömer Halaç'a göre kurulacak bir serbest bölgedeki şirket ile bu sorun rahatça aşılabilirdi. Halaç şöyle dedi: 'Üstelik kontrol mekanizması yok. Altının yanında altın ile birlikte çıkan ve altının işlenmesi sırasında ortaya çıkan çok kıymetli platin, paladyum, rodyum, iridyum gibi metaller de beyan edilmediği durumlarda dışarıda kalmaktadır. Ayrıca bu metallerin analizleri de dışarıda yapıldığı için giden miktarlar konusunda kayıtsız şartsız onların beyanlarına inanmak zorundayız. Biz kendilerine altını biz işleyelim diye teklif götürdük.
Bize parayı 7 gün önceden verin dediler. Biz, 1 gün önceden verelim, teminat da istemiyoruz, dedik. Yok, dediler. Ben İsviçre'ye satarım, 3 ay sonra alırım parayı, bu benim için daha güvenli dediler.' Türk parasının kıymetini koruma hakkında 32 sayılı kararın 7. maddesinin b bendine göre, yurtiçinde cevherden her tür ve şekilde üretilen kıymetli madenlerin alım ve satım işlemleri İstanbul Altın Borsası'nda yapılıyor. Borsa tarafından düzenlenen yönetmeliklerle de alım satımın yapılabilmesi için Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından analizinin yapılması gerekiyor. Ancak üretilen altınlar darphanede analiz ettirilmeden ve İstanbul Altın Borsası'na götürülmeden direkt olarak İsviçre'ye satılıyor.
Yapılan araştırmalar sonucu Türkiye'nin yaklaşık 6.500 ton altın rezervine sahip olduğu ve dünyada ikinci sıraya yerleştiği tespit edildi. Bugün çok az miktarda olan altın üretiminin önümüzdeki yıllarda hızlanması bekleniyor. Petrol kadar önemli olan bu yeraltı kaynağının üretimi için yabancı sermayeye ve know how'a bugün için ihtiyaç olmasına rağmen rafine edebilmek ve mücevher yapabilmek için ihtiyaç yok. Üstelik, Türkiye, altınlarını uluslararası pazarlayabilen İstanbul Altın Borsası'na da sahip. Şerif Erdikici / İstanbul 06.01.2003 ZAMAN
Bergamalılar icraya veriyor
Eski ANAP Lideri Mesut Yılmaz siyaseti bıraktı, ama Bergama köylüsü Yılmaz'ın peşini bırakmadı. Bergamalılar, yargı kararını uygulamadığı için mahkum olduğu tazminatı ödemeyen Yılmaz'ı icraya verme kararı aldı.
YARGI kararlarını uygulamadıkları gerekçesiyle dönemin başbakanı Mesut Yılmaz ve bazı bakanlar aleyhine açtıkları tazminat davasını kazanan Bergamalı köylüler, kazandıkları tazminatın ödenmemesi üzerine icraya başvuracak.Danıştay 6'ncı Dairesi'nin 1997'de, 'Siyanür liçi yöntemiyle altın işletmeciliğine izin verilmesinde kamu yararı bulunmadığına' karar vermesine rağmen, bu kararın uygulanmadığını gerekçe gösteren Bergama Belediye eski Başkanı Sefa Taşkın ve 69 köylü, 1998'de Ankara 5'nci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurmuştu. Mahkeme; Mesut Yılmaz, Yaşar Topçu, Cumhur Ersümer ve Halil İbrahim Özsoy'u her köylüye 500'er milyon lira olmak üzere toplam 34 milyar lira tazminat ödemesine mahkum etti.
TAZMİNAT 47 MİLYAR OLDU Bugüne kadar paranın ödenmesini beklediklerini belirten köylülerin avukatı Senih Özay, son çareyi parayı tahsil etmek için icraya başvurmakta bulduklarını söyledi. Özay; Mesut Yılmaz ve eski bakanlardan, faiziyle birlikte 47 milyar liraya ulaşan mahkemenin hükmettiği tazminatı isteyeceklerini sözlerine ekledi. 06.01.2003 - Bahri KARATAŞ/İZMİR, DHA .
Alman Vakıfları Davasında Beraat
Ankara 1 No'lu DGM 15 kişinin beraatine karar verdi. Ankara 1 No'lu DGM, Alman vakıfları soruşturması kapsamında haklarında dava açılan 15 kişinin, devletin emniyetine karşı gizli ittifak oluşturduklarına ilişkin aleyhlerinde delil bulunmadığından beraatlerine karar verdi.
Davanın karar duruşmasına, 7 sanık ve avukatları katıldı. Sanıkların esas hakkındaki savunmalarını tamamlamaları ve son sözlerini söylemelerinin ardından duruşmaya ara verildi.
Mahkeme Başkanı Mehmet Orhan Karadeniz, aranın ardından, tüm sanıkların, üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair delil bulunmadığından beraatine oybirliğiyle karar verildiğini açıkladı.
İddianame İddianamede, vakıfların, Türkiye faaliyetleri incelendiğinde, konunun legal bir casusluk faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi belirtiler görüleceği öne sürülüyordu. "Vakıflar, Alman dış politikasının en etkili ve en güvenilir maşalarıdır" denilen iddianamede, bu kuruluşların klasik diplomasinin hiçbir başarı gösteremediği yerlerde işlevlerini sürdürdükleri, siyasetin ve toplumun bütün önemli alanlarına nüfuz ettikleri iddia ediliyordu. İddianamede, Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wulf Schonbohm ve yardımcısı Dirk Tröndle, Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Figen Fatma Uğur, Frederich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher, Frederich Naumann Vakfı eski Türkiye Temsilcisi Wolfgang Sachsenröder, Orient Enstitüsü Başkanı Claus Schönig ve yardımcıları Astrid Menz ve Börte Sagaster, eski FİAN örgütü Başkanı Petra Sauerland, FİAN temsilcisi Birsel Lemke, eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Bergama köylülerini temsil eden Oktay Konyar, eski Bergama Belediye Başkanı Safa Taşkın, İzmir Barosu avukatlarından Senih Özay, Lemke ve Konyar'la bağlantılı çalıştığı bildirilen Özcan Durmaz hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "devletin emniyetine karşı gizli anlaşma" başlığını taşıyan 171. maddesine göre 8'er yıldan 15'er yıla kadar ağır hapis isteniyordu. 11.03.2003 trt
BAKAN GÜLER MADENİ GEZDİ
Ovacık altın madenini gezen Enerji Bakanı Hilmi Güler, "Türkiye kendi kaynaklarını iyi değerlendirmeli. Normandy çevreye saygılı bir tesis" dedi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Bergama Ovacık'ta bulunan 12 yıllık tartışma sonrasında üretime başlayan altın madenini, İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu ve TBMM Maden Çevre Komisyonu Başkanı Dr. Soner Aksoy ile ziyaret etti.
Bakan Güler'i Normandy A.Ş. Genel Müdürü Sabri Karahan, Yönetim Kurulu Görevli Üyesi Orhan Güçkan, Ovacık Madeni Genel Müdürü İsmet Sivrioğlu karşıladılar. Bakan Güler, Maden Genel Müdürü İsmet Sivrioğlu'nu daha önce Etibank'tan tanıdığını belirterek "Bu madenin sağlam ellerde olduğunu düşünüyorum" dedi. Daha sonra Bakan Güler için madende verilen brifinge, madenin işletilmesine karşı olan köylülerin sözcüsü Oktay Konyar da katıldı. Oktay Konyar, "Sayın Vali ve Bakanın büyük bir jest yaparak beni köylülerin temsilcisi olarak davet ettiler. Bu son derece iyi bir yaklaşım" dedi. Madenlerin, hükümetin ve madencilerin değil, bütün halkın malı olduğunu belirten Konyar, "Beni köylülerin temsilcisi olarak buraya kabul ettiler. Bunu değerlendireceğiz. Yurttaş, demokratik baskı taleplerini sürekli idarenin üstünde kullanmaya çalışırsa idareyi doğru yönlendirir ve sürece katılır. işte benim anladığım çevre bilinci budur. Çevre bilincini hep beraber yapmalıyız" diye konuştu. Oktay Konyar, "Bu, eylemlerinizin sonu mu anlamına geliyor?" sorusuna ise, "Hayır, daha yeni başlıyoruz" diye cevap verdi.
Bakan Güler ise, "Türkiye'de yeni bir dönem başlıyor. Madene karşı eylemlerinden tanıdığımız Oktay Konyar'ı biz davet ettik. Oktay bey önemli bir şahsiyet biz hükümet olarak uzlaşma kültürünü oluşturmaya çalışıyoruz. Yerli, milli kaynaklarımızı çevre bilinci hassasiyeti içinde hizmete sunacağız. Tam bağımsızlık işte budur" dedi. Normandy A.Ş. Genel Müdürü Sabri Karahan brifingde, köylülerin de yardımıyla modern bir tesis yarattıklarını belirterek, madenin diğer madenlere de örnek olacak bir düzeye geldiğini kaydetti. Ovacık Altın Madeni Genel Müdürü İsmet Sivrioğlu ise, madenin işletilmeye başlandığı 19 Mayıs 2001 'den bu yana, 6.8 ton altın ve 8.5 ton gümüş çıkartarak, 69.5 milyon dolar gelir elde ettiklerini ve bu madenin takriben 8 yılda kapatılacağını belirtti.
Sivrioğlu, "Bir rehabilitasyon programı yürütüyoruz. Maden kapatıldıktan sonra maden alanının yüzde 50'si ormana ait. Bunu iade edeceğiz. Diğer yarısını da tarıma ve meyve ağaçlarına uygun hale getireceğiz" dedi. Normandy Madencilik Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Güçkan ise, madencilik imajının dünyada değişmeye başladığını, artık madencilerin, madeni çıkardıktan sonra hiç zararlı atık bırakmadan işletmelerini kapatması gerektiğini, hatta işletme kapandıktan sonra işini kaybeden insanlar için de önlemler alınması gerektiğini belirterek, "Bizim madenimiz buna örnek oldu" diye konuştu. Tesisin gezilmesinin ardından gazetecilerin sorularım cevaplandıran Bakan Hilmi Güler, şunları söyledi: "Türkiye zengin bir ülke. Amacımız tüm kaynaklan kullanmak, insana rağmen değil, insan için insanla birlikte olacağız. Burada çalışan bir fabrika var. Çevreye olan saygısı, bilinci belli. Hukuka saygılı bir hükümetiz. Bilimsel ve teknik yönden bakıyoruz. Çevre Bakanı ile birlikte hareket ediyoruz. Yasal eksiklikler vardı. Bunlar tamamlanıyor." 07.04.2003
ERDAL ÇARBOĞA
Altın yeniden davaya takıldı
Bergamalı köylüler, siyanürle altın çıkarılmasına süresiz izin veren Orman Genel Müdürlüğü hakkındaki davayı kazandı. Maden, kapatılacak.
Bergama'da Normandy Madencilik tarafından kesinleşmiş yargı kararlanna rağmen siyanür liçi yöntemiyle altın aranması için süresiz izin veren Orman Genel Müdürlüğü'ne açılan davayı köylüler kazandı, izmir 1. idare Mahkemesi, işlemin iptaline karar verdi. İzmir'in Bergama ilçesi Ovacık Köyü'nde eski adıyla Eurogold, yeni adıyla Normandy Madencilik Şirketi tarafından siyanür liçi yöntemiyle altın aranmasına karşı çıkan köylülerin başlattığı hukuk savaşı devam ediyor. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın 50 milyar lira tazminat ödemesini ve Normandy Madencilik'in etkinliğine . son vermesini öngören mahkeme kararlanna rağmen, Orman Genel Müdürlüğü tarafından şirkete siyanür liçi yöntemiyle altın araması için süresiz ek izin verilmişti.
Köylüler, işlemin iptali davasından da zaferle çıktı, izmir 1. idare Mahkemesi, daha önce yürütmenin durdurulmasına karar verdiği, orman İzin alanında siyanürlü altın madeninin bulunmasına izin veren Orman Genel Müdürlüğü'nün karan için işleminin iptaline karar verdi. Köylülerin avukatı Senin özay, yeni bir zafere daha imza attıklarını belirterek, "Artık devletin de altın firmasının da anlaması gerek, Bergama'da siyanürle altın işi bitti, ısrar etmeyin, yargı kararını dolanmanın yararı yok. Bugüne kadar Bergama'da yargı kararlarını uygulamayan devletten ve kamu kurumlarından bu sefer de umutlu değiliz ama artık bu gerçeği görmelerini istiyoruz. Yeni hükümet de biliyordur ama bir daha tekrarlayalım. Yargı kararlarını uygulamamak kamu görevlisi için tazminat gerektirir ve suçtur" dedi. Eski Başbakan Yılmaz ve bakanlarının köylülere tazminat ödemeye başladığım ifade eden Özay, "işlemin iptalini gerektiren yargı karan 30 gün içinde uygulanmalıdır. Bu sürede devletin aklını başına toplamasını, 31. gün evlerindeki çamaşır makinasını, buzdolabını, kanlarının halılarını bile alacağımızı kendilerine bildiririz. Altın şirketi de geldiği gibi tıpış tıpış Bergama'dan gidecektir. Hukuk kazanacak, devlet de bir gün hukuka uyacak, yargı karannı uygulayacak" dedi. 21.04.2003
Haber Ekspres
BERGAMA DAVASI ÖRNEK
Yargıtay Ceza Üst Kurulu, baroların, hukukun üstünlüğünü savunmakla görevli kurumlar olduğunu vurgulayarak, avukatların meslek örgütünün çerçevesinde ve kentinde, hukuku hiçe sayan işlemler hakkında dava açabileceklerini karara bağladı. Bergama'da kesinleşen yargı kararlarını hiçe sayarak işletmede tutulan Ovacık Altın Madeni'ne karşı köylülerin yanında yer alan ve hukuk kurallarının uygulanması için davalar açan İzmir Barosu, bu süreçte tüm barolar adına yeni bir kazanım elde etti. İzmir Barosu, yargı kararlarının uygulanması ve madenin mühürlenmesi için Yargıtay 8. Dairesi'ne dava açtı. Yargıtay davayı red etti ve baronunu bu konu hakkında dava açmaya ehliyeti olmadığını bildirdi. Bunun üzerine Yargıtay Ceza Üst Kurulu'na giden İzmir Barosu, "Barolar hukukun üstünlüğü söz konusu olduğunda dava açabilirler ve açılan davalarda taraf olabilirler" kararının çıkmasında etken oldu. 05.05.2003
Tepkiler sürüyor
Gözler yine Bergama’da
OZAN YAYMAN BERGAMA
Yeni bir yargı kararıyla Ovacık Altın Madeni'nin orman alanını kullanma izninin iptal edilmesinin ardından, mahkeme kararının uygulanması için gereken 30 günlük sürenin de sona ermesiyle çevreciler ve yurtseverler altın madeninin önünde toplanarak, "Hiçbir hukuksal dayanağı olmayan bu madca biran önce kapatılmalıdır'' istemini dile getirdi. Yargı kararlan çiğnenerek, yok hükmündeki Bakanlar Kurulu kararıyla işletilen Ovacık Altın Madeni'ne yönelik tepkiler sürüyor, İzmir-Bergama, Eşme, Sivrihisar El Ele Hareketi üyeleri, Pazar günü maden sahası önünde toplanarak kamuoyunun dikkatini bir kez daha Bergama'ya çektiler. Buluşmada Bergama köylülerinin sözcüsü Oktay Kon-yar da hazır bulundu. Öğlen saatlerinde Bergama'ya gelen grup, ilk olarak Çamköy'de köylülerle buluştu. Köylülerin 10 yılı aşan mücadelelerinde kazanılmış haklarının ellerinden alınmasına izin vermeyeceklerini belirten çevreciler, burada yargı kararlarını uygulamayan yetkililer hakkında gerekli yasal girişimleri başlatacaklarını bildirdi.
Çam köyden maden sahası önüne gelen topluluk, burada yoğun güvenlik önlemleriyle karşılaştı. Çok sayıda emniyet yetkilisi, grubu ellerindeki kameralarla kayıt altına alırken, oluşturulan güvenlik çemberi de maden sahasıyla topluluk arasında set oldu. Bu arada Normandy güvenlik görevlilerinin de çevrecileri kameralar ve fotoğraf makinalanyla kayıt altına aldığı görüldü.
Grubun sözcüsü Tuncay Karaçor-lu'nun "Bir yetkiliyle görüşmek istiyoruz. Burada yapılan hukuksuzluğu Nor-mandy yetkililerinin yüzü-ne karşı söytemekistiyoruz" talebi de yanıtsız kaldı. Karaçorlu bunun üzerine, izmir 1. idare Mahkemesinin son karan gereği, çokuluslu şirketin ormanlık alanı kullanma izninin de iptal edildiğini ve yargı kararıyla uygulanması için verilen sürenin sona erdiğini belirterek, şöyle konuştu: "Bergama'da siyanür liç yöntemiyle attın madeni işletmeciliğine izin veren idari işlemler yargılanmıştır. Yargılama sonunda iptal edilmiştir. Birinci sınıf gayri sıhhi müessese olan Bergama Ovacık Attın Madeni işletmesine Sağlık Bakanlığı'nca verilmiş açılma ruhsatı yok. Maden sahası içindeki yapıların tamamı ruhsatsız, madene verilen elektrik kaçaktır" İzmir-Bergama, Eşme, Sivrihisar El ele Hareketi tarafından hazırlanan açıklamada, bir devletin siyasal meşruluğunun koşulunun hukuk devleti olduğu vurgulandı. Açıklamada, şu görüşlere yer verildi: "Bergama'da on yılı aşkın süredir süren toplumsal ve hukuksal mücadele, haklı ve örnek bir karşı duruştur. Bu süreçte elde edilmiş kazanımları yok saymak insanlığın yüzyıllardır ekte ettiği değerleri yok saymakla eşdeğerdir. Bergama'da bugüne kadar mahkeme kararlarına uyulmamış, hukuk devleti kuralları işletilmemiş, hukuksal güvenlik yok edilmiştir. Yanlışlardan biran önce dönülmesini ve hiçbir hukuksal dayanağı olmayan maden faaliyetinin durdurulmasını istiyoruz." 12.05.2003 - -Cumhuriyet-
Siyanür Mücadelesi Film Oluyor
Küçük derede 11 yıl önce siyanürlü altına karşı verilen mücadeleyi Yavuz Yalınkılıç sinemaya aktarıyor. Küçük dere'deki mücadelenin yanı sıra Bergama direnişini de ele aldığını söyleyen Yalınkılıç, Çiller'i oynayacak oyuncu arıyor.
BİA (Havran) - Balıkesir'in Havran İlçesi'ne bağlı Küçük derede yaklaşık 11 yıl önce gerçekleştirilen siyanürlü altına karşı mücadele, yönetmen-sinemacı Yavuz Yalınkılıç tarafından kaleme alınarak beyaz perdeye taşınıyor. Senaryosu Yavuz Yalınkılıç tarafından yazılan "Ve Size de Zeytin Dalı" adlı dizinin çekimlerine Ağustos ayı içinde başlanacak. 26 bölümden oluşan dizide zeytin koruma yasasının çıkarılması için TÜPRAG altın madeni ile mücadele veren dönemin Balıkesir Milletvekili Melih Papuçcuoğlu, dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile belediye başkanları da yer aldı. "Çiller'i oynayacak oyuncu arıyoruz" Yalçın kılıç, "Güzel körfezin dış destekli güçlerin altın hırsı uğruna siyanür bataklığına döndürülmek istenmesine karşı yapılan mücadele beni etkilemişti. olayı beyaz perde de yaşatmak istedim" diyor.
Yaçınkılıç ayrıca Küçükdere'deki mücadele ile birlikte Bergama köylülerinin de siyanürlü altına karşı yıllardır sürdürdüğü direnişi de anlatılacak. "Başta Oktay Konyar olmak üzere Bergama için mücadele verenlerin de filmde yer alacağını" belirten Yalınkılıç, "dizide milletvekili Papuçcuoğlu karakterini Fikret Hakan veya Ediz Hun tarafından canlandırılacağını, Yalçın Dümer, Nebahat Çehre, Murat Soydan, Fatma Belgen gibi tanınmış oyuncuların yanı sıra toplam 60 kişilik bir ekibin filmde görev alacağını" söyledi. 14.07.2003
ALTIN MADENİ İLE İLGİLİ SORULAR
TMMOB Metallurji ve Jeoloji Mühendisleri Odası'nın iki üyesi tarafından Bergama Ovacık Köyü'nde yargının yasaklama kararlarına karşın çalışmalarını sürdürmesine göz yumulan Newmont Şirketinin altın işletmesi çevresinde bazı gözlemler ve görüşmeler yapılmıştır.
Gözlem ve görüşmeler sonucu bazı sorular yanıt bekliyor.
BERGAMA OVACIK'TAKİ NEWMONT (Normandy (Eurogold)) ALTIN İŞLETMESİ İLE İLGİLİ GEZİ NOTLARI VE BAZI SORULAR
Tahir Oygür: Jeoloji Müh. Odası Başkanı Cemalettin K. Düzok: Metalurji Müh. Odası Başkanı TMMOB Metallurji ve Jeoloji Mühendisleri Odası'nın iki üyesi tarafından Bergama Ovacık Köyü'nde yargının yasaklama kararlarına karşın çalışmalarını sürdürmesine göz yumulan Newmont Şirketinin altın işletmesi çevresinde bazı gözlemler ve görüşmeler yapılmıştır. Bu çalışma sonunda daha önce bilinenlerin ötesinde, kimi oldukça vahim bazı uygulamalar yapıldığı izlenimi edinilmiştir. Bunların dışında yörede usulsüz uygulamalara ilişkin olarak çok değişik ve yaygın söylentiler bulunmaktadır. Aşağıda bu konularla ilgili olarak hazırlanmış olan notlar ve yanıtı gerekli sorular sıralanmıştır.
1. Sıyrılan Bitkisel Toprak Nerede? Ocak açılacağı zaman sahadan 160.000 m3 olduğu bildirilen bir bitkisel toprak tabakası sıyrılıp, daha sonra iş bitiminde sahanın yeniden düzenlenmesi sırasında kullanılmak üzere depolanmış. Şimdi, bu deponun ortada olmadığı ve bu gerecin atık barajı tabanındaki geçirimsizleştirme uygulaması sırasında kil tabakası yerine kullanıldığı ileri sürülüyor. Bu doğru mu? Söz konusu bitkisel toprak depo sahası neresi? Bu gereç depoda duruyor mu? Bunun hacmi yeniden ölçülebilir mi? Bu gereç yoksa nereye gittiği açıklanabilir mi? Yok ise, iş bitiminde nereden bitkisel toprak sağlanacak? Başka bir yerden getirilir ise, yerel koşullara uyumu nasıl sağlanacak?
2. Atık Barajındaki Geçirimsiz Kil Tabakasının Kaynağı ve Özellikleri Eğer, sahadan sıyrılan bitkisel toprak tabakası atık barajı tabanında kil katmanı yerine kullanıldı ise, bu gerecin geçirimsizliği, sıkışabilirliği, vs. fiziksel özellikleri konusunda bir test yaptırıldı mı? Bu test sonuçları nerede ve açıklanabilir mi?
Bitkisel toprak tabakasının içinde yüksek oranda olması beklenen organik bileşenler böyle bir kil katmanı için kabul edilebilir mi? Böyle bir uygulamanın yapılmadığı ileri sürülecek olursa, bunun sınanması için barajın herhangi bir yerinde bir sondaj yapılıp membranlar ve ara tabakadan örselenmemiş örnek alınmasına izin verilir mi?
3. Atık Barajının DSİ Kontrolü Atık barajının yapımı sırasında DSİ tarafının kontrol elemanı olarak şantiyede durmuş olan kişi kim? Mesleği nedir? Şimdi nerede çalışıyor?
4. Açık Ocağın Büyütülmesi ve Derinleştirilmesi Yer altı işletmesi sırasında derinleşildikçe artan ve daha önce öngörülmemiş sorunlar yaşandığı belirtiliyor. Beklenmedik ölçüde çok yeraltısuyu çekilmesinin gerekmesi bunlardan biri. Yan kayanın öngörüldüğü kadar dayanımlı olmaması ve bu nedenle yan duvar ve tavanlarda büyük ölçekli göçükler olması ve bunun giderek sıklaşması bir başkası. 25 m boyutlu göçüklerin yaşandığı belirtiliyor. Bu nedenle, yer altı işletmesi yavaşlatılıp ocağın büyük ölçüde açık olarak işletilmesi yoluna gidildiği saptaması yapılıyor. Bu, açık ocağın derinleştirilmesi ve ister istemez plandaki boyutlarının da büyütülmesini gerektirmiş. Açık ocak şevleri, kayma ve göçme olmaması için belli bir açıdan daha fazla dikleştirilemeyeceği için zorunlu olarak ocağın genişliği de artıyor. Kuzeye doğru tesisten yana bu genişlemenin olması güç.
Aynı şekilde, Ocak güneye doğru Ovacık Köyü ile aradaki çite de dayanmış durumda. Şimdi, Köyün bu yanındaki iki sıra evin satın alınması ve ocağın bu yönde genişletilmesi için girişimler başlatıldığı bildiriliyor. Ocak henüz bu yönlerde genişletilemediği için şevlerin öngörülenden dik olması olası. Bu şev eğimleri hangi basamak ve toplu eğimleri ile projelendirilmişti ve şimdi gerçek eğimler ne mertebede? Bunların sahada doğrudan ölçülmesi ve saptanmasına izin verilir mi?
Ancak, Açık Ocak daha çok batıya doğru genişletilmiş görünüyor. Burada derinliğin de Karayolu yükseltisinin 80 m kadar altına inmiş olduğu ileri sürülüyor. Buradaki şev eğimleri de sınır değerlere ulaşmış olabilir.
Ocağın halihazır, son durumuna ilişkin haritası açıklanabilir mi? Bu son yöndeki genişlemenin ortaya çıkardığı bir başka olumsuzluk ta, bu derin kazının atık barajı gövdesi önünde yapılmakta olan yüksek dolgunun (pasa yığınının) hemen eteklerine yaklaşmış olması. Şev duraylılığı değerlendirmeleri hemen bitişikteki bu ek yük (sürşarj) göz önüne alınarak yeniden yapıldı mı? Bu son sakıncayı doğuran tehlike yaşanacak olursa ortaya çıkacak olan yalnızca bir şev kayması niteliği taşımayacak; bu, atık barajının da göçmesi ve belki de açık ocağın, ağır metal ve siyanür kompleksleri ile yüklü çamur ile dolmasına neden olabilecek. Böyle bir süreç insan yaşamı, ekonomik kayıplar ve kalıcı bir çevre felaketine dönüşebilir. Bu açıdan bütün geoteknik, geomekanik ve geoteknik değerlendirmeler yapıldı mı?
Bu değerlendirmeleri yapan, ya da belki yalnızca imzaları alınan mühendisler doğabilecek sorunların sorumluluğun yalnızca kendi omuzlarına yükleneceği konusundan yeterince uyarıldılar mı? Bu sorumluluğu yabancı uyruklu mühendisler yüklendi ise, bu yönde çalışma izinleri ve bunun gerektirdiği TMMOB geçici üyeliği koşulları sağlandı mı? Durum böyle ise ve bu gerekler yerine getirilmedi ise, işletme projesinin değiştirilmesi, açık ocağı büyütülüp yaygınlaştırılması, atık barajının mansabına doğru ilerletilmesi, vb işletme projesi değişiklikleri MİGM'ne bildirildi mi? Onay alındı mı? Onay verildi ise yukarıda sözü edilen gerekliliklerin yerine getirildiği saptandı mı? İşletmedeki gelişmeler, düzenli ve belki de sıklaştırılmayı gerektiren biçimde denetleniyor mu? Denetim raporları açıklanabilir mi?
5. Açık Ocağın Ovacık Köyü Yanındaki Güvenlik Bandı Açık ocak işletmesi yukarıda belirtildiği gibi genişletilip derinleştirildiğinden ocağın güney kenarında Ovacık Köyü'ne komşu güvenlik bandının da kazıldığı ve çitlerin köyün bazı evleri satın alınarak güneye ötelenmesinin gerektiği bildirilmektedir.
Bu yapılacak mıdır? Bunun için MİGM'ne gerekli başvuru yapılmış mıdır?
Bu yapılacak ise, gerçekleştirilene kadar, dikleştirilmiş bulunan ocak şevlerinde ortaya çıkabilecek bir yenilme, kayma durumunda Ovacık Köyü'ndeki yerleşim tehlike altına girmeyecek midir?
6. Atık Barajının Pasalarla Aşırı Yükseltilmesi Atık Barajının seddesi görünüşe göre projelendirildiği kotların üzerine yükseltilmiş. Bu doğru mu? Atık Barajı seddesi ayrıca mansap tarafına doğru öngörüldüğünden daha fazla genişletilmiş görünüyor. Bu doğru mu? Baraj seddesinin halihazır durumuna ilişkin bir harita verilebilir mi? Bunun tahkiki için saha ölçülerine izin verilebilir mi? Bu gözlem yanıltıcı değil ve bir gerçeği yansıtıyor ise, bunun iki nedene bağlı olabileceği anlaşılıyor. İlki, baraj hacminin yetersiz kalması nedeni ile büyütülmesinin gerekmesi. Bu aşağıda ayrıca sorgulanacak. İkinci neden, açık ocağın büyütülmesi sonucunda pasa olarak depolanması gereken kaya hacminin çok büyümesi ve buna bir yer bulunması. Bilindiği gibi daha önce işletmede bir pasa yeri düşünülmemişti.
Çünkü, çıkartılacağı öngörülen pasa atık barajının güvenliği arttırılacak gerekçesi ile seddenin önüne yığılacak ve seddenin yükseltilmesinde tüketilecek idi. Oysa şimdi genişletilen ve derinleştirilen açık ocaktan önceden öngörülenin çok üzerinde hacimde yan kayanın sökülüp bir yerlerde ve denetim altında depolanması gerekmektedir. Buna bulunan gündelik bir çözümün yine atık barajı seddesinin yüklenmesinin olduğu görülüyor. Seddenin akstan mansap tarafına her bir metre ilerlemesi durumunda üzerine yerleştirildiği zemin kesitinde alüvyon kalınlığı hızla artıyor. Bu nedenle, bu yükün güvenle taşıtılabilip taşıtılamayacağı irdelendi mi? Bunun sonuçları ve bu yüklemenin nereye kadar sürdürüleceği açıklanabilir mi? Atık barajının güvenliği bu uygulama ile tehdit altına girmiyor mu? Bulunduğu anlaşılan bir başka çözümün de, bu gerecin bir bölümünün yol alt temel gereci olarak Karayolları'na verilmesi olduğu görülmekte ve aşağıda ayrıca tartışılacak.
7. Atık Barajının Dolması Atık barajının 1.600.000 m3'lük hacminin öngörüldüğü gibi 8 yılda değil; geride kalan en çok 2-2,5 yıl içinde dolduğu ileri sürülüyor. Dışarıdan görünüşü de bunun haklı olabileceği yönünde. Söylenen 1.100.000-1.200.000 ton kadar atığın barajda depolandığı. Bunun nedeni, üretimin söylenenin epeyce üzerinde oluşu olabilir. TÜBİTAK Raporu'nda Prof Yazıcıgil'in dikkati çektiği gibi hesaplanmamış ya da ihmal edilmiş yer altı suyu çekimi de buna neden olmuş olabilirdi. Ancak, atık barajının yüzeyinde yer, yer kuru alanlar olması ve buralarda ot bile bitmiş olması bu fazla su ile ilgili başka bir çözümün bulunmuş olabileceğini düşündürüyor. Bu sav doğru ise işletmenin önümüzdeki dönemlerinde atığın nasıl ve nerede depolanacağı sorusunu ortaya getiriyor. Bir başka soru da bu kadar atığın, ne kadar cevher işlenerek ve elbette ne kadar altın üretilerek elde edildiği ve bunun doğru beyan edilip edilmediğidir ve aşağıda ayrı bir başlık altında tartışılacaktır. Barajda bugüne değin ne kadar atık depolanmıştır? Baraj öngörülenden önce dolacaksa gelecek için nasıl bir çözüm düşünülmektedir. Baraj yükseltilmekte ya da yükseltilecek midir? Bunun projesi, izni ve ÇED'i yapılmış mıdır? Duraylılık, güvenlik değerlendirmeleri açıklanabilir mi?
8. Atık Barajı (Deposu) Çevre Bakanlığı Tehlikeli Atıklar Yönetmeliğine ( ÇBTAY) göre yapılmamıştır.
ÇBTAY'e göre içinde Tehlikeli Atık bulunduran yerüstü depoları yerleşim birimlerinden en az 3000 metre uzağa inşaa edilmelidir. Ovacık Altın Madeni atık deposu köylere yer yer 50-150 metre mesafe içindedir. Çamköy yoluna 20 metre mesafededir. ÇBTAY'e göre Atık Deposu, yönetmelikteki teknik kriterlere göre yapılmalıdır. (2 kat jeomembran, kalın kil tabakaları vs., Bakınız İlgili Yönetmelik Depo Kesiti)
Ovacık Altın Madeni atık barajı ise tehlikesiz atıkların depo kriterlerine göre, başka bir değişle su barajı kriterlerine göre dizayn edilmiştir. Tek kat jeomembran bulunmaktadır. Kil tabakaları yetersiz ve kil özelliğine sahip değildir. Bu işletmeye Çevre Bakanlığı nasıl! deşarj izni vermiştir. İşletme yetkilileri hangi kriterlere göre depoyu kullanmaktadır. İşletme yetkililerinin 1996 yılında Çevre Bakanlığına verdiği bir Taahhütnamede arıtma çıkışı WAD Siyanürün 0,01 ppm'ye kadar düşürüleceği görülmektedir. İşletme yetkilileri 1 ppm'den bahsetmektedir. Yönetmelik açıkça 0,02 ppm'den büyük arıtma çıktılarını Tehlikeli Atık olarak belirtmektedir.
Çevre İl Müdürlüğü, Valilik, Kaymakamlık, Sağlık Bakanlığı, Çevre Bakanlığı neden Yönetmeliklerini kontrol etmiyor. Neden Yanlış Depolamaya DUR DEMİYOR? Depodaki Atıkların, çöken katı kısımlarından neden analiz yapılmak üzere numune alınmıyor? Katı tanecikler içinde biriken, çoken siyanür, ağır metal ne olacak? Bunların sorumluluğunu kim üstlenecek? Maden bitince katı atıklar kimin olacak? Bu riski kim üzerine alacak. Maden civarı köylüler T.C Vatandaşı değilmi?
8. Atık Çamurun Zaman Zaman Baraj Gövdesine Döküldüğü Söylentisi Çok vahim bir söylenti de, geçmişte zaman zaman atık barajındaki çamurun bir bölümünün, gizlice mansap tarafında pasa depolanarak yükseltilen sedde gövdesine yedirildiği yönündedir. Böyle bir uygulama yapılmış mıdır?
Bu tür bir uygulama çok vahim ve gözü kara bir uygulama olduğundan yapılmış ise bile yapıldığının açıklanması beklenemez. Ancak, sonuçta işletmeye yönelik ağır bir suçlamadır. Böyle bir suçlamayı, kanıtları ortaya çıkmadan paylaşmak hiç kimse için doğru değildir. Ancak, böyle bir söylenti var olduğuna göre en doğrusu firmanın tarafsız kurumların da katılımı ile bir soruşturmaya ön ayak olmasıdır. Bu çabada baraj gövdesinde yapılacak sondajlarla örnek alınması, şimdiki ve eski çalışanlar arasında bir soruşturma vb yollar kullanılabilir.
9. Pasanın Karayollarında Alt Temel Gereci Olarak Kullanılması Ancak, hiçbir soruşturmayı gerektirmeyecek ve herkesin gözünün önünde sürdürülen bir uygulama sahada bugün bile gözlemlenebilir. Açık ocaktan çıkarılan pasa atık barajı seddesinin önüne yığıldıktan sonra Karayolları Genel Müdürlüğü'nün yüklenicileri tarafından ve çoğu yatırımcı kamu kurumlarından yükleniciye kiralanmış iş makineleri ile yüklenmekte ve taşınarak çevrede yapılmakta olan yol genişletme çalışmalarında alt temel gereci olarak kullanılmaktadır. Bu şekilde Altınova-Bergama Kavşağı arası, Bergama Kavşağı-Kınık arası ve Bergama Kavşağı-Aliağa arasında hep bu gerecin kullanıldığı belirtilmektedir. Henüz kaplanmamış olan bir kesimde incelenen gereç açıkça Ovacık'ta kazılan lavlardan sökülmüş parçalardır. Bunların oldukça taze, ayrışmamış örnekleri ile karşılaşılabildiği gibi; ileri derecede altere olmuş, hamuru ve feldspatları killeşmiş, eklemleri oksitlerle sıvanmış örnekleri de görülebilmiştir. Bu kayaların çoğunun oksitlenme zonundan çıkarılmış oldukları açık olmakla birlikte kazı derinliklerindeki artış göz önüne alınarak ekonomik olmayan sülfürlü cevher minerallerince zengin zonlardan çıkarılmış olabilecek olanların da aynı biçimde geniş bir çevreye yayıldıkları görülmektedir. TÜBİTAK Raporu'nda Prof Yazıcıgil'in dile getirdiği asit maden drenajı olasılığı konusundaki kuşkular gerçeklik taşır ise, onlarca kilometrelik bir alanda oksijen ve su ile etkileşme olanağı kazanan bu yaygı geniş bir alanda asit maden drenajı spotları oluşturma sakıncası taşımaktadır.
Bu kullanıma kim karar vermiştir? İşletme mi, KGM'ne öneride bulunmuştur? Yoksa, öneri KGM'nden mi gelmiştir? Bu parlak çözüm Yüklenici'nin buluşu mudur? Bu uygulama bir analize, teste, ÇED'e dayandırılmış mıdır? Alt temel gereci seçilerek mi; yoksa, rast gele mi alınmaktadır? Değişik yerlerde asit maden drenajı oluşması olasılığı tartışılmış mıdır? Böyle bir sürecin oluşup oluşmayacağı ve olup olmadığı nasıl izlenecektir? Bunu kim yapacaktır? KGM, bir projesinde çevreye verebileceği zararlar nedeni ile Yüksek Yargı tarafından izinleri iptal edilmiş; buna yapılan her türlü itirazın yine yargı tarafından red edildiği; bu iptali uygulamayan yöneticilerin tazminata mahkum edilmiş ve temyiz de de bunun onandığı bir projenin, üstelik işletmeden yana çıkardığı sonuçları ağır eleştiriler gören TÜBİTAK Raporunda bile, işletmede denetimsiz depolanması bile riskli görülen atıklarını nasıl olup ta yol alt temel gereci olarak 100 km kadar uzunluklu bir kuşakta hem de sulamada kullanılan akiferleri barındıran alüvyon ortamının üzerine yaymaktadır?
KGM yönetimi bu konuda kamu oyuna bir açıklama yapacak mıdır? Yoksa, yargı yolu ile bu sorumluluğun hesabını vermeye hazır mıdır? Sakıncaları saptanırsa 100 km kadar uzunluklu bir kuşağa yayılan bu gereç nasıl toplanıp nasıl bertaraf edilecektir? Bu şekilde bu güne kadar ne kadar pasa gereci alınıp kullanılmıştır?
Buna karşılık Firmaya bir ödeme yapılmış mıdır?
10. Atık Barajına Denetimler Öncesinde Tankerle Hipoklorit Dökülmesi Söylentisi Atık barajı yönetimine ilişkin bir başka sav da, İzleme ve Gözleme Kurulu'nun ziyaretlerini önceleyen gecelerde atık barajına tanker ile hipoklorit boşaltılmasıdır. Bunun nedeni ancak, atık barajının sıvı fazında artmış olması olası toplam ve WAD siyanür derişimini hızla çözmek ve düşürmek olabilir. Bu savın gerçekliği akla yakın da gelmektedir. Çünkü, bundan birkaç ay önce açıklanan, 2002 yaz ve güz aylarına ilişkin bazı atık su analiz raporlarında toplam ve WAD siyanür derişimlerinin taahhüt edilen miktarlardan onlarca kere daha çok olduğu ortaya çıkmış iken, Firmanın İl Sağlık Müdürlüğü'ne aynı günler için bildirdiği değerlerin analiz sonuçlarının 100'de birine varan mertebelerde altında oluşu, Firma'nın bu alanda dürüst olmadığını ve gerçeği gizleme yolunda başka girişimlerinin de olmasının şaşırtıcı olmadığını ortaya koymaktadır.
Böyle bir uygulama yapılmış mıdır? Denetimler sırasında İzleme ve Gözlem Kurulu, hipoklorit kimyasalının depo, stok ve sarf kayıtlarını, irsaliyelerini ve faturalarını gözden geçirmekte midir? MİGM denetimlerinde bu hususlara dikkat edilmekte midir? Bu konuda Firma elindeki belgeleri açıklar, bu yönde bir denetime izin verir mi? Yoksa İzleme Kurulu zaman geçirmeksizin hipoklorit ile ilgili her türlü kaydı, Maliye'nin de yardımı alınarak sağlayıcının kayıtları ile de çapraz bir denetim uygulayarak bu savların geçerliliğini araştıramaz mı?
11. Gözlem Kuyularının Askıda Kalmış Olması Atık barajından yer altı suyuna olası sızmaları saptamak üzere açılmış bulunan 6 adet gözlem kuyusundan düzenli olarak su örneği alınarak kimyasal analizleri yapılmakta(?)dır. Bu uygulama halen sürdürülmekte midir? En son ne zaman örnek alınmış ve analiz ettirilmiştir? Örneklerde hangi iyonlar analiz edilmektedir? Majör elementler de analiz edilerek örneklerin hep aynı kaynakları temsil ettiği sınanıp, başka yerlerde sun örneği alındığı yolundaki söylentilerin önüne geçilemez mi? Bu sorulardan daha önemlisi, şimdilerde bu kuyulardan su çekilebilmekte midir? Çünkü bu kuyular 80-100 m arasında değişen derinlikli iken, bunların hemen yakınına erişmiş olan açık ocağın derinliğinin de bu derinliklere vardığı belirtilmektedir. Ovadaki kuyularda bile su düzeylerinin önemli miktarlarda düştüğü gözlenmiş iken bu gözlem kuyularının askıda kalmış olmaları; artık içlerinden su çekilememekte olması çok olasıdır. Bu yönde ısrarlı savlarla karşılaşılmaktadır. Bu kuyularda su var mıdır? Su örneği alınabilmekte midir?
12. İşletme Dışına Su Salınıyor mu? Geçtiğimiz kış başından bu yana bazı geceler ocaktan ya da barajdan dışarıya su salındığı yönünde haberler gelmektedir. Şimdi, yörede bu yönde daha yaygın bir inanç oluşmuş olduğu dikkati çekmektedir. Saha çevresinde yapılan kısa ve güvenlik kaygısı ile hızlı bir dolaşmada buna ilişkin bir belirti ile karşılaşılamamıştır. Ancak, yörede zaten dereler kuru, su düzeyleri düşüktür. Böyle bir uygulamanın izlerinin yarım günde kaybolması doğaldır. Tesisten dışarıya su atılmakta mıdır?
Bunu gerektirecek bir durumun olduğu açıktır. Kapalı ocak oldukça derine ulaşmıştır. TÜBİTAK Raporunda Prof Yazıcıgil'in derleyip değerlendirdiği verilere göre açık ya da kapalı, ocak derinleştikçe çekilmesi gereken su miktarının çok büyük değerlere ulaşması öngörülmekte idi. Şimdi açık işletmeden iki büyük pompa ile su basıldığı bildirilmektedir. Atık barajının ise buna hazırlıklı boyutlandırılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, ocaktan çekilmekte olan (bunun sürekli olması gerekir) suyun ne yapıldığı önem taşımaktadır. Açık ve kapalı ocaktan çekilen su debisi kayıtları tutulmakta mıdır? Yoksa, hiç değilse pompa özellikleri ve kullanılan enerji miktarının zamana dağılımı açıklanabilir mi? Ocaklardan bugüne değin ne kadar yeraltısuyu çekilmiştir? İçinde bulunulan günlerde günde ne kadar su çekilmektedir? Bu su nereye boşaltılmaktadır? İşletmeden dışarıya hiç su boşaltılmış mıdır?
13. Yörede Yeraltı Su Düzeyleri Düşüyor TÜBİTAK Raporunda Prof Yazıcıgil'in hazırladığı bölümde önce açık ve sonra kapalı işletmede, işletme kotu alçaldıkça zorunlu olarak çekilecek yeraltısuyundan ötürü yöredeki yeraltısuyu akiferinde, yeraltısuyu düzeyinin düşeceği öngörülmekte idi. Şimdi önce kapalı işletmenin sürdürüldüğü dönemde; sonra da, açık ocağın büyütülmesi ve derinleştirilmesi ilerledikçe yeraltından çekilen sudan ötürü yöredeki su düzeylerinin düşmeye başladığı anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, Ovacık Köyü'nün önündeki ovada sulama amacı ile kullanılmakta olan kuyularda su düzeyleri düşmekte olduğu ve bu da çekilebilen su miktarını azalttığı için, pompalar sökülüp daha derine yerleştirilmekte ve gereken su (geçici olarak) ancak bu şekilde sağlanabilmektedir. Sahada bulunduğumuz 1 saatlik sürede, orada çalışmakta olan bir pompa montaj-demontaj ekibine bu şekilde 2 başvuru olduğuna tanık olunmuştur. Ovacık Köyü'ne su sağlamak üzere çalıştırılmakta olan, Karrayolu'nun güney yanında Prina Fabrikasının arkasında bulunan 1 no.lu kuyudaki statik su düzeyinin 13,80 m olduğu ölçülmüştür. Bu kuyunun bulunduğu kesimdeki yükselti yaklaşık 27 m'dir. Geçmişte statik su düzeyinin 6-8 m'de olduğu anlaşılmaktadır. Yazıcıgil'in verdiği su tablası haritasında bu alanda su tablası kotu 19 m'dir. Şimdiki SSD değeri olan 14 m göz önüne alındığında su düzeyinin bu alanda 19 m'den 13 m kotuna düştüğü anlaşılmaktadır. Mevsimsel düşüm döneminin başında olunmasına karşın küçümsenemeyecek bir alansal düşüm olduğu anlaşılmaktadır. Bu nokta ocağa yaklaşık 750 m kadar uzaklıktadır. Yeraltısuyu çekilmesi sürecinde, düşüm konisinin yayılması için uzun bir süre geçmiş olmalıdır. Şimdi bunun 750 m uzaklığa bile eriştiği ve düşümlerin başladığı anlaşılmaktadır. Bundan sonra bu yöredeki kuyularda su düzeylerinin düşüşünün hızlanması beklenmelidir. Kuyu verileri derlenmiş ve izlenmiş olsa bundan sonra yer altı suyu düzeyinin nasıl değişeceği kolayca öngörülebilirdi. Bu güne kadar işletme tarafından yöredeki çiftçi ve köy kuyularında hidrolik gözlemler yapılmış mıdır? Bunlar açıklanabilir mi? Firma bunu yapmadı ise DSİ tarafından böyle bir uygulama yapılmış mıdır? Ocak işletmesinde su düzeyleri 100 m den çok düşürüleceğine göre, DSİ'den yer altı suyu çekimi için izin alınmış mıdır? Alınmamış ise DSİ bu çekime nasıl izin vermektedir? Böyle bir izin verilmişse, DSİ çevredeki yer altı suyu akiferinin korunması için ne gibi önlemler alınmasını zorunlu tutmuştur? Böyle bir zorunluluk getirilmedi ise bunun sorumlusu kimdir? Bir kovuşturma yapılmışmıdır? Zorunluluklar getirildi ise bunların uygulanıp uygulanmadığı izlenmekte midir? Çam Köy kuyularında su düzeyleri düştüğüne göre akiferdeki tükenme karşı gereken önlemlerin alınmamış olmasından ötürü Firmaya bir yaptırım uygulanmış mıdır?
14. Yeraltı Suyunun Ağır Metallerle Kirlenmesi Olasılığı İşletmede büyük hacimlerde kaya kazısı yapılmakta; bunun cevherli bölümü öğütülüp kimyasal işlemlerle altın ve gümüş ayrıldıktan sonra kalanı atık barajında depolanmakta; büyük bölümü de pasa olarak arazide depolanmaktadır. Bunlar doğadaki duraylı durumlarından ayrılmakta ve atmosferik etkenler altında değişik minerallerin çözülmesi ve yer altı suyuna geçmesi olanağı artmaktadır. Bu durum sürekli yeraltı suyu çekilmekte olan ocaklardaki yan kayalar için de geçerlidir. Bu koşullarda Firma mühendislerinin yayınlarında oranları verilmekte olan ağır metallerin yer altı suyundaki derişimlerinin yükselmesi olasıdır.
TÜBİTAK Raporunda Prof Yazıcıgil derlediği verilere dayanarak yöredeki yer altı suyunun yılın belli dönemlerinde bazı ağır metaller açısından içme suyunda izin verilen sınırların üzerine çıktığını göstermiştir. Böyle bir ortamda, bir de sözü edilen işletmenin getirdiği ek koşullar altında çevre köylerinde içme ve evsel gereksinimleri karşılamak üzere kullanılmakta olan sondaj kuyularından çekilen suyun kapsadığı, özellikle kanser yapıcı olduğu bilinen ve içme suyunda belli sınırların üzerinde bulunmasına izin verilmeyen ağır metallerin izlenmesi gerekmez mi? Böyle bir izleme çalışması var mıdır? DSİ bu konuda ne yapmaktadır? Gezimizde bu amaçla Ovacık Köyü'ne su sağlayan 2 nolu kuyudan bir örnek alındı ve kimyasal analize verildi. Sonuçları olumlu ya da olumsuz olsun kamuoyuna ayrıca açıklanacak. Bu ay, geçmişte bu ağır metallerin suda en az görüldüğü döneme denk düşüyor. Bu nedenle, olası en kötü durumun ortaya çıkarılmamış olacağı da açık.
15. Ne Kadar Altın Üretildi? Atık Barajının Dolma Oranına ve Kullanılan Sodyum Siyanür Miktarına Göre İşlenmiş Cevher ve Üretilen Altın Miktarı Yukarıda ayrı bir başlık altında verildiği gibi atık barajının kapasitesine erişmiş ya da çok yaklaşmış bir şekilde atıkla dolmuş olduğu belirtilmektedir. Böyle ise barajın 1.600.000 m3'lük hacminin öngörüldüğü gibi 8 yılda değil; geride kalan en çok 2-2,5 yıl içinde dolduğu ileri sürülüyor. Dışarıdan görünüşü de bunun haklı olabileceği yönünde. Söylenen 1.100.000-1.200.000 ton kadar atığın barajda depolandığı. Bunun nedeni, üretimin söylenenin epeyce üzerinde oluşu olabilir.
Maden yatağının ortalama tenörü konusunda çeşitli söylemler oldu. İşletmeye göre bu ortalama 9 g/t dolayında. Bunun 40 g/t'a kadar çıktığı yerlerin olduğu kesin. Bazı kişiler ortalamanın da hayli yüksek olduğunu söyleseler de, işletmenin bildiriminin doğru olduğu kabul edildiğinde bile bu güne değin 10 ton altın elde edilmiş olması gerekir. Kuşkular haklı ise, bu değer 20 ton ya da üzerinde olabilir. İşletme bugüne değin gerçekte ne kadar altın üretip dore olarak yurt dışına çıkarmıştır? Değerli metallerin yurt dışına çıkarılmasında yalnızca beyan esas alınmakta olduğuna göre bu miktar, ne kadar beyan edilmiştir? İşletme neden yurt içinde daha ucuza işlem yapacağını belirten rafineriler var iken dorelerini Avrupa'da rafine ettirmektedir? Dorelerde ne oranda Platin bulunmaktadır? Bildirilenler ile gerçek değerler arasında bir farkın bulunup bulunmadığı bir izleme ve denetim konusu olmamalı mıdır? Bunu hangi makam yapacaktır? Bunun araştırılması sırasında atık barajındaki atıklar kadar kullanılmış olan siyanür miktarından da yola çıkılabilir. Cevherin tonu başına kullanılan sodyum siyanür miktarı bellidir. İşletmeye bu güne değin ne kadar siyanür getirilmiş, stokta ne kadar bulunuyor ve ne kadar kullanılmış olduğunun belgeleri bulunuyor olmalıdır. Bunlar kıyaslanarak bir değerlendirme yapılması ve bu güne değin yaklaşık olarak ne kadar altın ve ne kadar gümüş çıkarılmış olabileceği kabaca da olsa öngörülebilir. Bunu kim yapacaktır?
Yapılmadığı ve yapılmasından rahatsızlık duyulduğu sürece söylentilerin önü kesilemeyecektir. Artık, havaalanlarında yolcu beraberinde dore çıkarıldığı gibi aşırı söylentiler bile yayılmaktadır. Gerçeğin ortaya çıkarılması ve söylentilerin önünün kesilmesi firma açısından da, ülkemizin çıkarları açısından da önem taşımaktadır. Bu araştırma da mutlaka sivil toplum ve meslek örgütleri de yer almalıdır.
16 . İşletmenin Bu günkü Gerçek Rezervi Ne Kadardır? İşletme alanında arama çalışmaları sürdürülmektedir. Halen en az iki sondaj makinesi açık ocağın batı kenarında çalışmaktadır.
Newmont'un web sayfasında bu araştırma bulgularına ilişkin aşağıdaki kesit sergilenmekte ve yatağın batıya ve derine doğru daha zenginleşerek sürdüğü gösterilmektedir. Buna göre oldukça geniş bir rezerv bölümü 40 g/t dolayında işletme tenörüne sahip görünmektedir. Damar biçimindeki cevher yatağının bu tenörü ile 5-12 m kadar da kalınlığının oluşu da göz önüne alınınca daha önce açıklanmış ve hep yinelenen 24 altın rezervinin büyümüş olacağı açıkça ortaya çıkmaktadır. Newmont'un web sayfasında da, Ovacık web sayfasında da henüz bu konuda bir bilgi verilmiyor. Bunların açıklanması için, pek çok yükümlülükten kurtulmayı umdukları yeni Maden Yasası değişikliklerinin gerçekleşmesi mi bekleniyor? Bu konularda MİGM'ne düzenli bilgi verilmekte midir?
17. Hasta Çalışan İşletme çalışanlarının sürekli sağlık denetiminden geçirildikleri ile sık sık övünüldüğü görülmüştü. Ancak, bu günlerde asgari ücretli bir çalışanın henüz teşhisi konulamamış rahatsızlıklarının arttığı görülmektedir. Bu çalışanın hastalığı yetkin ve donanımlı bir sağlık kuruluşunda ve Tabipler Odası'nın da gözetiminde incelenmelidir. Yukarıdaki notlardan bazıları dolaysız gözlemler ve gizlenemeyecek gerçekler üzerine(4, 5, 6, 7, 9, 13). Bunların sakıncaları açık ve düzeltilmesi zorunlu. Bu konuda yetkili ve sorumlu kamu kurumlarının hemen harekete geçmesi; onları sorumlulukları konusunda uyarmak için de meslek ve sivil toplum örgütlerinin bir kampanya açması gerekli. Öte yandan söylenti niteliğinde ve yapılan gözlemlerle öznel olarak olası olabileceği izlenimi edinilen bazı konular var ki, sonuçları gerçekten ağır olabilir(1, 2, 10, 11, 14, 15, 16,17).
Bunların bazıları işletmecinin yasa tanımaz ve kendi başına buyruk davranışlarının örnek; bazıları da önemli halk ve çevre sağlığı sorunlarına neden, olabilecek olasılıklar. Bu olasılıkların araştırılması ve aydınlığa kavuşturulması savsaklanamayacak bir zorunluluk. Bomba ihbarı yapıldığında, olasılık düşük te olsa bir uçağın ya da koca bir salonun boşaltılıp aranması kadar anlamlı ve gerekli bir şey bu. Bunu, bir yandan ilgili, yetkili ve bundan sorumlu kamu kurumları; bir yandan da, kuruluşları gereği kamuoyu adına bu sorumluluğu yüklenmiş olan sivil toplum ve meslek örgütleri yapmalı. Bir de, hemen hiçbir kanıt olmayan ve bulunması da beklenemeyecek; ancak, yaygın biçimde söylenen ve işletmede bu güne değin yaşananlara bakılınca olmayacağı da bir türlü söylenemeyen savlar var (3, 8, 12, . Bunların tarafsızlığını kimsenin tartışamayacağı (örneğin meslek odaları gibi) sivil toplum örgütleri ile birlikte soruşturulması da firmanın imajı ve çıkarı açısından önemli. Bu saptama, soru ve kuşkular,
- Firmaya bildirilerek açıklamaları istenmelidir;
· Kamuoyuna açıklanarak aydınlığa kavuşturulması yönünde bir baskı oluşturulmalıdır;
· İlgili kamu kuruluşlarına yazılarak açıklamaları ve denetlemeleri istenmelidir. Firmaya yazılacak yazı hem ülkemizdeki Genel Müdürlüğe ve hem de Newmont'un ABD'deki ana şirketinin merkezine yazılmalıdır. Bu yazı ayrıca Newmont'un konuyu savsaklamaması düşüncesi ile uluslar arası web sayfalarına da gönderilmelidir. Kamuoyuna açıklama, bir basın açıklaması, bir basın toplantısı ve yazılı basındaki köşe yazarlarına işletilerek yapılmalıdır. Kamu kuruluşlarına yapılacak başvurular, Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGM) ve Enerji ve Tabii Kaynaklar akanlığı(ETKB)'na; Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ve Ulaştırma Bakanlığı'na; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ve ETKB'na; Çevre Genel Müdürlüğü ve Orman ve Çevre Bakanlığı(OÇB)'na; zmir Valiliği ve İçişleri Bakanlığı'na; Sağlık Bakanlığı'na; Maliye Bakanlığı'na; Hazine ve Dış Ticaret Bakanlığı'na yapılmalıdır.
İdare'nin geçmişteki uygulamaları böylesi başvurular bir yana yargı kararlarının bile uygulanmadığını ortaya koymuştur. Aynı kaygısızlık ve yan tutmanın bazı idarelerde halen sürebileceği düşüncesi ile bu konulardaki başvurulara tepki ve sorulara yanıt alabilmek üzere bu konular TBMM üyelerine de aktartılmalı ve yanıtlanması gerekli soru önergelerine dönüştürülmesi denenmelidir.
Bergama Ovacık Altın İşletmesi ile ilgili bütün tartışmalar ve mühendislik değerlendirmeleri TMMOB'ne bağlı 4 odanın hazırladığı ve birkaç gün içinde basımı bitecek olan bir kitapta toplanmıştı. Bu gezi notlarımızda, o kitapta yapılan bazı uyarıların ne yazık ki haklı olduğu ve olumsuz sonuçlarının ortaya çıkmaya başladığı görülecektir.
Bunların yanında o kitapta sözü edilmeyen ve değerlendirmelerin işletme tarafından verilen bilgiler esas alınarak yapılmış olduğu bazı konularda da derin ve üzerinde durulması gereken kuşkuların bulunduğu bu notlarımızdan anlaşılacaktır.
Bunlar göz önüne alındığında ülkemizin karşı karşıya olduğu çokuluslu madenci şirketlerin ulusal kaynaklarımıza, insanımıza ve çevremize karşı ne denli duyarsız, umursamaz ve önemsemez olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bergama Ovacık işletmesinin yasallığının sağlanmasını ve bu yolda yeni Maden Yasa tasarısının TBMM'nde kabulünü bekleyen çok sayıda yabancı şirket ve projenin ülke sathına nasıl dağılmış olduğu göz önüne alındığında bu gerçeklerin, herkesle bir kez daha paylaşılması ve gereken uyarıların bir kez daha yapılması yurtseverlik gereğidir. 21.07.2003
12 Nisan 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder