12 Nisan 2008 Cumartesi

OVACIK ALTIN MADENİ VE HUKUK SAVAŞI - 13

SİVİL HALK DİRENİŞİ
NEWMONT'A AĞIR SUÇLAMA
Madenin eski Halkla İlişkiler Uzmanı Nurettin Turgut şirket hakkında ağır suçlamalarda bulunarak, "basını reklamlarla susturdular, hatta kendileri işi gazete çıkarmaya kadar götürdüler" dedi. "Gazete Bakınçay"ın kendisi ile ilgili ağır eliştirelere karşılık veren Nurettin Turgut, "Kuzey Ege Gazetesi ve Evrensel Gazetesine verdiğim her demeç, benimle ilgili çıkan her haber doğrudur" diyerek aşağıdaki açıklamayı yaptı.
Nurettin Turgut gözüyle SEYYAR ALTIN MADENİ VE PEMBE BASIN Saygıdeğer Bergamalılar, Ovacık Altın Madeni İşletmesinde Dört yıl Halkla İlişkiler Bölümünde Köylerde ve Bergama'da şerefimle ve onurumla çalışarak, insanları kandırmadan görev yaptım. Tarafsız olarak çalışmamdan, halkla bütünleşmemden rahatsız olan Şirket yetkilileri beni Bergama dışında çalıştırmak istediler. Yılmadım, mücadeleyi bırakmadım. İşten kendi isteğimle ayrıldım ve şu anda Bergama'da yalancı, dolandırıcı, ve madenle ilgili gerçekleri halka anlatmayan, gerçekleri saptıran pembe tablo çizen Şirket Yetkililerine karşı onurlu ve şerefli mücadelemi sürdürüyorum.
Eurogold - Normandy - Newmont, ya da adı her neyse, yabancı sermayeli altın şirketi yıllardır bu ülkenin insanlarına, yasalarına direniyor, özellikle yasal olmayan kaçak altın üretim safhasında yöre halkını kandırmak için yerli işbirlikçi para babalarının organizasyonu ile kirli kollarını, ayaklarını her yere uzatıyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nde Hukuğun üstünlüğünü unutup, kamu kuruluşlarına çeşitli entrikalarla Hukuka, Anayasaya aykırı işlemler tahsis ettirdiler. Yüce Danıştay'ın kesinleşen kararına saygı göstermediler, İsmet Sivrioğlu TÜBİTAK Üyelerine pembe raporlar hazırlattıklarını söyledi. Hukuk kararlarına rağmen Başbakanlığı kullandılar, Ovacık'ta altın çıkartmak için işlem tahsis ettirdiler, tavsiye niteliğinde Bakanlar Kurulu Prensip Kararları çıkarttırdılar. İşletme Kamu ve Toplum İlişkileri Genel Müdürü İsmet Sivrioğlu "Bu işler kolay olmuyor; Erol Al, Hasan Özgöbek, Hüsamettin Özkan başta olmak üzere bir çok Milletvekili ve Bakan Ovacık İşletmesinin çalışması için çaba gösterdi! dedi.
Ovacık İşletmesi Yetkilileri Yukarıdan! Her ne kadar işleri pişirdik dediyseler de; tüm bu hukuk dışı yaptırımlara rağmen ilgili Bakanlık Yetkilileri, iptal edilmiş olan İmar izinlerini, İmar Yapı Ruhsatlarını, Yapı Kullanım Belgelerini, Gayri Sıhhi Müesseseler İznini yenilemediler ve Çıkarttırmadılar. Bir başka deyişle Madenin çalışmasını yönetmelikler, yasalar çerçevesinde yasallaştırmadılar. Kamu yetkilileri Madeni kapatıp, tüm Hukuk Kurallarına saygı göstermek yerine lastikli yazılar, tavsiyelerle nihai karar yetkisini diğer bir kamu yetkilisine aktarmayı yeğlediler.
Şu anda Ovacık Altın Madeni İşletmesi, Hukuk Kurallarını çiğneyerek - hiçe sayarak, tamamen yabancıların kontrolünde, oturma izni, çalışma müsaadesi olmayan Turist Pasaportlu yabancı personel tarafından hiçbir yönetmeliğe uymadan, Bergama Kaymakamlığı'nın Madeni mühürleme işlemine aldırış etmeden, Cumhuriyet Başsavcılığı'na Kaymakamca ve Halkça yapılan şikayetlere de aldırış etmeden keyfi bir çalışmayla Avustralya çöllerinde çalıştıkları gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Devletin Kurum ve Kuruluşlarına saygısızca davranarak kaçak altın üretimine devam etmektedir.
Newmontçular, Normandiciler Ülkemizi çabuk öğrendiler. Yerli işbirlikçileri Hukuk dışı, Ruhsatsız çalışmalarıyla halkı kandırmak, kamu yetkililerini uyutmak için kirli ellerini basına da uzattılar. Basını çok paralı dev ilan ve reklamlarla satın almaya başladılar. Hatta öyle ileri gittiler ki Gazete Çıkartmaya başladılar. Dürüst ve Çağdaş yayın yaptığını iddia eden Bakırçay Gazetesi, nedense hep Madeni öven, doğru olmayan, gerçekleri saptıran ve halkı yanlış yönlendiren pembe yazılar yazdı. Bergama'da kaçak çalışan bir Madeni İlçe Kaymakamı kapattı, savcılığa suç duyurusunda bulundu, ama maalesef Bakırçay duymadı! Daha doğrusu para babaları duymayın, görmeyin dedi.
Bakırçay Gazetesi yetkililerini tanımam. Onlarda beni tanımaz. Gazete yetkilileri kaldığım oteli bulmuşlar ve benle görüşmek için saatlerce beklemişler. Kendilerine konuşmak istemediğimi, Bakırçay Gazetesinin Şirketin desteklediğini parasız dağıttırdığı bir reklam aracı olduğunu söyledim. Benden duymak istediklerini tarafsız, dürüst Kuzey Ege ve Evrensel Gazetelerinin eski sayılarında benle yaptıkları söyleşilerden alabileceklerini ilettim, kibarca evlerine yolcu ettim.
27 Kasım'da Bakırçay Gazetesinde şahsıma karşı aşağlıyıcı, küçük düşürücü saldırıda bulunmuşlar. Nurettin Turgut Emekli, demokratik kitle kurumları tarafından tanınan bir Emekçidir. Kendisini para babalarına satmaz. Daha önce söylediği sözlerin arkasındadır. Evrensel ve Kuzey Ege'de çıkan ve çıkacak açıklamalarım tamamen doğrudur. Elinde ses kaseti olup ta, ortaya çıkartmayan Bakırçay Gazetesi yetkilileriyalancıdır. Bildiklerim ve gördüklerimle her zaman her yerde benli dinlemek isteyenlerle konuşmak, tartışmak benim için en büyük şereftir.
Para babalarından mamaları kesilecek diye korkan basın kuruluşları Yöre İnsanının kaygılarını, Madenin çevreye vereceği tahribatı, Hukuk İlkelerinin kararlılığını yazamadılar! Susturuldular. Her gün madenle ilgili haber yapan bazı İzmir Gazeteleri! Birden duyarsız kaldılar. Hatta pes pembe haberler yayınlamaya başladılar.
Normandy yada Newmont, Amerikan sermayeli Altın tekeli Şirket hangi tehdidi savurursa savursun, hatta düzgün haber yapan, gerçekleri saptırmadan objektif bir şekilde hep aynı çizgide haber yapan duyarlı Evrensel Gazetesinin emekçi dağıtıcısına saldırı düzenlese bile şunu unutmaması gereklidir "Para sadece satılanı alır, baskı sadece korkanı yıldırır. Gerçekleri hiçbir tehdide kulak asmadan yazacak Kuzey Ege, Evrensel gibi gazeteler daima olacaktır"
Saygılarımla, 02.12.2002 - Nurettin TURGUT
BERGAMA'DA AJANLIK DAVASI
Bergama köylüleri'nin topraklarında siyanürle altın madenciliğine karşı gelerek Almanya yararına legal casusluk yaptığına dair Ankara DGM'de açılan davanın ilk ifadeleri Bergama'da alındı.
Savcı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan iddianamede adları sanık olarak geçen Oktay Konyar ve Sefa Taşkın'ın hazır bulunduğu duruşmada, Oktay Konyar ifadesini esas mahkemede vereceği gerekçesiyle ifade vermedi. Sefa Taşkın ifadesinde suçlamaların abuk subuk olduğunu belirtip, hepsini reddetti. İfadeleri alınan köylüler eylemlere kendi rızalarıyla katıldıklarını ve kimseden bir maddi menfaat görmediklerini söylerlerken, madende çalışan köylülerde madene başlamadan önce eylemlere katıldıklarını belirttiler.
Özer Akdemir
Eski DGM savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından Dr. Necip Hablemitoğlu'nun Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası adlı kitabı suç duyurusu kabul edilerek açılan davanın ilk duruşması Ankara DGM'de 6 Aralık'ta yapılacak. Siyanürle altına karşı Bergama'daki köylüler tarafından verilen mücadelenin Türkiye'de altın madeni çıkarılmasını istemeyen Almanya tarafından kışkırtıldığı, eylemde öne çıkan kişilerin Alman Fian Vakfı tarafından maddi olarak da desteklendiği, böylece bu kişilerin ülkenin bütünlüğüne yönelik bir 'Gizli ittifak' içinde yer aldıkları iddialarına dayanan iddianamede adı geçen sanık ve tanıklardan Bergama'da yaşayanların ifadeleri alındı.
Ankara DGM'nin İzmir DGM'ye talimatıyla Bergama Ağır Ceza Mahkemesi'nde alınan ifadelerde, iddianamede 'sanık' sıfatıyla adı geçen Bergama Köylülerinin Sözcüsü Oktay Konyar, ifadesini Ankara'daki duruşmada vereceği gerekçesiyle ifade vermedi. Sanık olarak adı geçenlerden Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın ise iddianamedeki tüm suçlamaları reddetti. 1989-1999 yılları arasında Bergama Belediye Başkanlığı'nı yaptığını aktararak savunmasına başlayan Taşkın, bu süreler içinde Ovacık mevkiinde siyanürle altın madenciliğine yapılmak istenmesine karşı yöre insanlarını bilgilendirmesinin bir kamu görevi yürütmekte olan kendisinin görevi olduğunu belirtti.
Madenin ve özellikle siyanürün zararlarını öğrendikten sonra bunu halka anlattığını , yöredeki insanlara bilinç taşıdığını kabul eden Taşkın, madenin halka ve çevreye zararlı olduğunun birçok mahkeme kararıyla tespit edildiği bilgisini verdi. Kendisinin devletin güvenliğini tehlikeye sokan hiçbir faaliyetin içinde yer almadığını vurgulayan Taşkın, 'Kesinleşmiş mahkeme kararlarını uygulamamak esas devletin güvenliğini tehdit eden bir tutumdur.' diye konuştu.
Eylem yaptık yapacağız da...
Delillerin hiçbirisinin doğru olmadığını kaydeden Taşkın, kendisinin Avrupa Parlamentosundan karar çıkarması gibi bir iddianın son derece anlamsız olduğunu söyledi. Kendisi hakkında ileri sürülen 6 suçlamanın da hiçbirisinin gerçeği ifade etmediğini dile getiren Taşkın, 'Böyle bir iddianame nasıl hazırlanır, DGM savcısı konumunda bulunan bir kişi nasıl bu kadar abuk sabuk suçlamalarda bulunur anlaşılır gibi değil. Bu iddianameyi hazırlayanların devletin güvenliğine zarar verdiğini düşünüyorum' dedi. Sanık olarak ifadesi alınan Sefa Taşkın'ın ardından iddianamede adları tanık olarak geçen köylüler teker teker çağrılarak ifadeleri alındı. Köylüler hakimin sorularına genel olarak eylemlere kendi rızalarıyla, madenin çevreye ve kendi yaşamlarına zarar vereceğini düşündükleri için katıldıklarını söylerlerken, bu eylemlere maddi menfaatleri olduğu için katıldıkları suçlamasını reddettiler.
Köylüler madenin zararlarının görülmeye başladığını atılan dinamitlerden evlerinin duvarlarının çatladığını, hayvanlarındaki ölü yavrulama olaylarının arttığını belirterek, esas zararların daha sonraki yıllarda görüleceğini dile getirdiler. Köylüler madenin çalışması bitirilene katar eylem yapmaya devam edeceklerini söylediler.
Tanık olarak ifadesi alınan hala madende çalışan köylülerin bir çoğu madene girmeden önce eylemlere katıldıklarını, madene girdikten sonra köylü tarafından dışlandıkları için köyü terk etmek durumunda kaldıklarını söyledi. Eyleme katıldıkları dönemlerde eyleme katılmaları için kendilerine herhangi birisi tarafından zorlama yapılmadığını dile getiren madende çalışan işçiler, madene girdikten sonra ise köydeki herkesin kendilerini dışladıklarını söylediler. tepe köyün eski muhtarı olan ve maden yanlısı tutumları nedeniyle köylülerin yaptığı referandumla görevden el çektirilen Halil Battal'ın çelişkili ifadeler vermesi dikkat çekti.
Daha önce Nuh Mete Yüksel'e verdiği ifadede kır saçlı bir Alman'ın Konyar'a para verdiğiyle ilgili sözlerini bu duruşmada 'Sakallı, Alman'a benzeyen, saçları yana taranmış biri' olarak değiştirdiği görüldü. Eski muhtar Oktay Konyar'ın muhtarlık kapısını kırarak köylüyü eyleme çağırdığını bu nedenle madene karşı çıkmaktan vazgeçtiğini iddia ederken, madende çalışan işçilerin oğlunun sahibi olduğu minibüsle taşınmasının bunda bir etkisi bulunmadığını ileri sürdü. İzmir Barosundan 6 avukatın Av. Senih Özay ve Oktay Konyar'ın müvekkilleri olarak hazır bulunduğu duruşmada, avukatlar özellikle madende çalışan tanıkların mahkemede söyledikleriyle, daha önceki Nuh Mete Yüksel tarafından alınan ifadeleri arasındaki çelişkilere hakimlerin dikkatini çektiler. Avukatlar mahkemeyi yeni bir Dreyfus davasına benzeterek, savcı Yüksel'in tanıkların ifadelerini değiştirdiği yönünde önemli belirtiler bulunduğunu, konuyla ilgili dava açabileceklerini dile getirdiler. Bergama Adliyesine gelen EMEP GYK üyesi Mazlum Sarısaltık ve İzmir eski İl Başkanı Cabbar Demirci ve Bergama İlçe Başkanı Tülay Aslan ile partililerde gelerek köylülere destek verdiler. Öte yandan mahkemeyle ilgili bir açıklama yapan Bergama-Eşme, Sivrihisar Elele Hareketi Bergama köylülerinin ajanlıkla suçlanmasına tepki göstererek, 'Bergama Köylülerimizin, bilim ve hukuk insanlarımızın bu mücadelede aldıkları tek destek ülke topraklarından ve ülke insanlarından aldıkları destektir' dedi. 16.12.2002
BERGAMA TURKİYE GÜNDEMİNDE
Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu'nun karanlık bir suikast sonucu öldürülmesinden sonra tüm basın kuruluşları Bergama'dan söz etmeye başladı.Bergama ile ilgili haberlerin yoğunlaştığı günlerde "Alman ajanlığı" ile ilgili açılan davada Bergama’daki sanık ve tanık ifadeleri tamamlandı.
Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu'nun "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" kitabında; Alman vakıflarının Türkiye'de, her tür etnik ve mezhepsel ayrılıkları körükleyerek, ülkenin bütünlüğü açısından bir tehlike oluşturuyor, Türkiye'de yasal olmayan bir şekilde çalışıyorlar, gelir kaynaklarının %90'dan fazlasını Alman devleti tarafından karşılanıyor" diyerek,
Hitler döneminde, işgal ettikleri ülkelerden altınları Almanya'ya getirmesi sonucu Almanya'nın şu an elinde 90 bin ton altın stokunun bulunduğunu söyleyen Hablemitoğlu, "bu yüzden Almanya başka ülkelerin altın çıkarmasını istemiyor. Ayrıca Türkiye her yıl Almanya'dan 2 milyar dolarlık altın ithal ediyor. Eğer Türkiye kendi altınını üretirse bu ithalatı yapmayacağı için, Türkiye'de de altın çıkarılmasını istemiyor. Bu yüzden maden karşıtlarını örgütleyip, finanse ediyor" görüşünü ileri sürüyordu.
Hablemitoğlu'nun öldürülmesi, tüm şüphelerin yazdığı kitaplar üzerine yoğunlaşması sonucu Bergama, medya akınına uğradı. 26 Aralık'ta Ankara DGM'de yapılacak olan ajanlık davası ve bu davanın için Bergama Ağır Ceza Mahkemesi'nde tanık ve sanıkların ifadelerinin alınacağı tarihe rast gelmesi Bergama ile ilgiyi daha da yoğunlaştırdı. Hablemitoğlu Son Yolculuğuna Uğurlandı
Uğradığı silahlı saldırı sorucu ölen Dr. Necip Hablemitoğlu'nun cenazesi, devlet adamı ve politikacıların yanı sıra çok sayıda vatandaşın katıldığı Ankara Kocatepe Camii'ndeki törenin ardından Karşıyaka Mezarlığı'nda defnedildi. Keçiören Adli Tıp Kurumu'ndan alınarak SSK Dışkapı Hastanesi'ne götürülen Dr. Necip Hablemitoğlu'nun cenazesi için tören Kocatepe Camii'nde yapıldı. Kocatepe Camii'ne bir buket beyaz çiçekle gelen Şengül Hablemitoğlu, cami avlusunda taziyeleri kabul etti.
Cenaze töreni ile ilgili polis geniş güvenlik önlemi alırken, caminin minaresinden kamerayla çekim yaptı. Cenaze, arabaya taşınırken komutanlar ve askerler selam verdi. Cenazeye katılanlardan bazılarının altında "Milliyetçi ve laik fikirlerin savunucusu" yazısı bulunan Hablemitoğlu'nun posterlerini taşıdığı gözlendi. Hablemitoğlu'nun cenazesi daha sonra Karşıyaka Mezarlığı'nda defnedildi. 23.12.2002
BERGAMA'DA ALMAN AJANLIĞI İLE İLGİLİ İFADELER TAMAMLANDI
Yeni bir Dreyfuss davası olarak nitelenen Bergama köylülerinin Alman casusluğu ile ilgili davada tanıkların dinlenmesine devam edildi.
Siyanürlü altın madenine karşı 13 yıldır mücadele eden Bergama Köylüleri yaptıkları eylemler nedeniyle daha önce de defalarca yargılanmışlardı. İzinsiz gösteri yapmak, jandarmaya mukavemet, yasadışı örgüt kurmak-üye olmak gibi onlarca suçtan yargılanan köylüler, son olarak Almanya yararına etki ajanlığı suçlamasıyla karşı karşıya. Geçtiğimiz günlerde bir suikast sonucu öldürülen Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu'nun yazdığı 'Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası' adlı kitapta yeralan iddiaların ardından, Ankara DGM savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından açılan davanın süresi işlemeye devam ediyor. İlk duruşması 26 Aralık'ta Ankara DGM'de yapılacak olan davada, adı geçenlerden Bergama'da bulunan sanık ve tanıkların ifadelerinin alınması tamamlandı. Dosyada sanık olarak adı bulunanlardan Bergama Köylülerinin sözcüsü Oktay Konyar'ın hazır bulunduğu duruşmada, tanık olarak ifade verenler eylemlere katılanlara para dağıtıldığı, eyleme katılma konusunda baskı yapıldığı yönünde iddianamede bulunan iddiaların aksine ifadeler verdiler. Genelde madende çalışan işçilerin ve madene karşı olmamasıyla tanınan kişilerin tanık olarak dinlendiği duruşma da, daha önce savcı Nuh Mete Yüksel tarafından alınan ifadeler ile tanıkların mahkemede söyledikleri arasında çelişkiler olduğu dikkat çekti.
Muhtarların tanığı yaşamıyor!
Halen Pınar köy muhtarı olarak görev yaptığını söyleyen tanık İbrahim Beyazkuş, kendisinin eylemlere katılmadığını ama katılan köylülere de engel olmadığını söyledi.
Kıbrıs'a biletleri kendi ceplerinden ödeyerek gittiklerini aktaran Beyazkuş, 'köye yabancılar gelip gidiyordu. Ama bunların Alman olup olmadığını net bilmiyorum. Köylüler öyle diyorlardı.' diye konuştu. Oğlunun hala madende çalıştığını söyleyen Beyazkuş, geçen duruşmada Tepeköy'ün eski muhtarının iddia ettiği gibi Çanakkale yürüyüşü sırasında köylülere para dağıtıldığını hayatta olmayan Bayram Kuzu'dan duyduğunu söyledi. Beyazkuş, konuya ilişkin başka tanık gösteremedi. Muhtarın kendisiyle yanyana eylemlere katıldığını söyleyen Konyar ise eyleme katılmadığını iddia eden Beyazkuş'a tepki gösterdi. Madene karşı olduğu için eylemlere katıldığını söyleyen tanık Bekir Adalı bunun için kimsenin kendisini zorlamadığını ve kimseden maddi menfaat görmediğini belirtti. 'Türkçe konuşmayanlar Alman' Tanık Zeynel Kurhan ise eylemlere neden katılmadığını şu sözlerle anlattı: 'Madenin bulunduğu yer çam ormanıydı. Ben buranın kesim ihalesini aldığım için eylemlere katılmadım. köylüler beni üç sene kahvelerine, düğünlerine almadılar.' Hakimin ifadesinde yeralan köye gidip gelenlerin Alman olduğunu nasıl anladığı yönündeki sorusuna 'Türkçe konuşmuyorlardı. O nedenle Alman dedim' yanıtını veren Kurhan, oğlunun hala madene sebze meyve taşımacılığı yaptığını dile getirdi. Nuh Mete Yüksel'in iddianamesinde Oktay Konyar'ın eylemlere katılması için para verdiği iddiaları bulunan Levent Akşit ise, askerden geldikten sonra kendisine iş bulma sözü veren Konyar'ın bir turizm şirketinde iş bulduğunu. Gönderilen paranın da bu iş için olduğunu söyledi. Akşit, 'Bana gönderilen para için benden eylemlere katılmam falan istenmedi.' derken, parayı madene girmesi üzerine geri iade ettiğini söyledi. İfadesi alınan diğer tanıklarda benzer şeyler söylerlerken, hiçbir tanık eyleme katılanların maddi menfaat sağladığı yönünde bir olaya şahit olmadığını anlattı. Madende çalışan tanıklar bu nedenle köylülerin kendilerini dışladıklarını, bunun üzerine köyü terk ettiklerini aktardılar. Tanıkların ifadelerinin ardından söz alan Oktay Konyar'ın avukatları ifade veren tanıklarını hemen hepsinin madenle ekonomik içinde olduklarının göründüğünü, bu nedenle aleyhte beyanları kabul etmediklerini söylediler. 23.12.2002 Özer Akdemir
Maden Ocağında Alevilik Tartışması
Bergama Ovacık altın madeninde çalışan bazı işçilerin alevilere yönelik hakaret ettikleri ileri sürülüyor.
Yer altı çalışanlarından; Murat Aydeniz, Ali Bilgin, Kader Girgin, Ersoy Beyazkuş (servis), Özgür Ceylan, Yaşar Korkmaz, Yalçın Yoldaş, Erdinç Aydeniz, Normandy Madencilik Müdürlüğüne yazdıkları ortak dilekçede, amir konumundaki işçilerin kendilerine alevi olduğu için hakaret ettiklerini belirterek gereğinin yapılmasını istiyorlar. Normandy Şirketi tarafından alınmayarak iade edilen dilekçede kendilerine, "mum söndü oynuyorlar", "pis geziyorlar işler ters gidiyor" gibi sözlerle hakaret ettikleri belirtiliyor. Konuyla ilgili Normandy Madencilik Şirketi Yetkilileri, olayın tamamen gerçek dışı olduğunu, disiplinsiz davranışları yüzünden işten çıkarılan Özgür Ceylan'ın tekrar işe geri dönmek için komplo çevirdiğini söylediler. Şirket yetkilileri olayı araştırdıkları ortak dilekçede ismi olan Ali Bilgin’in, "ben olaya kendim tanık olmadım. Arkadaşların sözleri üzerine dilekçeye imza attım. İfadeleri geri alıyorum" dediğini, dilekçede ismi bulunan kadar Girgin’in ise, "Özgür Ceylan, kendisi işten çıkarılmaması için benden imza istedi. Boş bir kağıda imza attım. Dilekçede yer alan olaylarla bir ilgisi yok" dediğini söylediler.
Şirket yetkilikleri her ne kadar olay işten çıkarılan bir işçinin komplosu olarak değerlendirilse de maden bir huzursuzluğun varlığını kanıtlıyor. 23.12.2002
Alman Vakıfları Davası Başladı
Suçlama, "devletin emniyetine karşı gizli anlaşma." Alman vakıfları soruşturması kapsamında, 15 kişi hakkında 8'er yıldan 15'er yıla kadar ağır hapis istemiyle açılan davaya başlandı.
Sanıklar, haklarındaki "casusluk yapmak" suçlamasını reddederek, beraatlerini talep ederken, duruşma ertelendi. İddianamede, vakıfların Türkiye faaliyetleri incelendiğinde, "konunun legal bir casusluk faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi belirtiler görüleceği" kaydediliyor.
Ankara 1 No'lu DGM'de görülen dava nedeniyle, DGM'de bazı önlemler alındı. Yerli ve yabancı basının yoğun ilgi gösterdiği davanın ilk duruşmasında, Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wulf Schonbohm, Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Figen Fatma Uğur, Frederich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher, Orient Enstitüsü Başkanı Claus Schönig, eski FİAN örgütü Başkanı Petra Sauerland, eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Bergama köylülerini temsil eden Oktay Konyar ve İzmir Barosu avukatlarından Senih Özay, diğer ilgililer ile sanıkların sayıları 100'ü bulan avukatları hazır bulundu. Duruşmayı ayrıca, Ankara Barosu Başkanı Semih Güner, müzisyen Suavi, TMMOB Başkanı Kaya Güvenç, İnsan Hakları Vakfı Başkanı Yavuz Önen, bazı Alman vakıflarının üyelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi izledi.
Alman vatandaşı olan sanıkların Türkçe bilmemeleri nedeniyle mahkeme heyetinin resen seçtiği iki tercüman da duruşmada hazır bulundu. Sanıklar ve avukatlarının, tercümanlara itiraz etmemeleri üzerine mahkeme heyeti bu kişilerin yeminlerini ettirdi.
Orient Enstitüsü Başkanı Claus Schönig ve Yardımcısı Börte Sagaster'in avukatı Mehmet Köksal, müvekkillerinin İstanbul'da oturduklarını, suç olduğu iddia edilen etkinliklerinin de İstanbul'da düzenlendiğini savunarak, Ankara DGM'nin yetkili olmadığını söyledi. Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz ise, savcının da görüşü doğrultusunda, yetki konusundaki talebin reddine karar verildiğini söyledi. "Neden Yargılandığımı Bilmiyorum"
Duruşmada söz alan İstanbul Barosu avukatlarından Yücel Sayman, neden yargılandığını bilmediğini, iddianamenin hukuki zeminde hazırlanmadığını, hukuki sözcük ve kavramların kullanılmadığını öne sürdü. Delil olarak başkalarının yazdığı kitaplar ile bazı dedikoduların dosyaya konulduğunu iddia eden Sayman, "Gizli ittifak kurduğum için yargılanacaksam, bunun delillerini görmek isterim" dedi.
"DGM'den Hoşlanmıyorum" Bergama köylülerini temsil eden sanık Oktay Konyar da, "DGM'de yargılanmaktan hiç hoşlanmıyorum" diye konuştu. "Bergama'da 10 bin casusuz" diyen Konyar, siyanürlü altına karşı yargı kararlarının uygulanması için yürüttükleri etkinlikler sonucunda, olayı tüm kamuoyuna anlatma olanağı bulduklarını kaydetti. "Bundan dolayı DGM'de yargılanmayı içime sindiremiyorum" diyen Konyar, sorgu ve savunmalara geçilmeden beraat talep etti.
Mahkeme Başkanı Karadeniz, verilen kısa bir aradan sonra, bazı sanıklar ve avukatlarının iddianamenin geri çekilmesi isteminin, Türk hukuk sistemi ve CMUK'ta böyle bir müessese olmaması nedeniyle reddine karar verildiği açıkladı.
Karadeniz, bazı sanık ve avukatlarının, mevcut delillere göre yargılama yapılmadan beraat kararı verilmesi taleplerinin de reddedildiğini belirtti. Tercüman aracılığıyla savunmasını yapan sanıklardan Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wulf Schonbohm, casusluk faaliyeti yapmadıklarını, Türkiye'de "stabil düzen" taraftarı olduklarını söyledi. Schonbohm, "Türk adaletine güveniyor, beraat edeceğime inanıyorum" diye konuştu. "Burası İkinci Memleketim"
Schonbohm'un yardımcısı Dirk Tröndle de Türkçe yaptığı savunmasında, suçsuz olduğunu söyledi. Uzun yıllardır Türkiye'de yaşadığını, eşinin Türk olduğunu anlatan Tröndle, "Burası benim ikinci memleketim. Benim iddianamede belirtilen suçlamalarla ilgili hiçbir çalışmam yok. Beraatimi istiyorum" dedi.
Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Figen Fatma Uğur da, casusluk faaliyeti içinde olduğu yönündeki suçlamalar karşısında vatandaş kimliğinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Vakfın Türkiye temsilciliğinin yasal süreçten geçerek açıldığını ifade eden Uğur, kendilerinin Bergama'da altın çıkarılmasına karşı hiçbir faaliyette yer almadıklarını kaydetti. Frederich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher ise savunmasında, Türkiye devleti aleyhine ittifak yapacak güçlerinin de böyle bir girişimlerinin de hiçbir zaman olmadığını söyledi. Vakfın bütün çalışmalarının ortada olduğunu, kanunlara karşı gelmediğini ileri süren Schumaher, suçlamaları reddederek, beraatini istedi. Orient Enstitüsü Başkanı Claus Schönig ve yardımcıları Astrid Menz ve Börte Sagaster de suçlamaları kabul etmeyerek, beraatlerini istediler.
"Casus Değilim" Bergama köylülerinin temsilcisi Oktay Konyar da savunmasında, ilk başta topraklarında altın çıkarılacağı için sevindiklerini, ancak bilimsel raporların kendilerini gerçekle yüz yüze getirdiğini söyledi. Büyük bir hukuk mücadelesi verdiklerini, en büyük demokratik tepkilerden birine imza attıklarını belirten Konyar, "Ben casus değil, bu ülkenin vatandaşıyım. Kurtuluş Savaşı yıllarında bu ülkenin efendisiydik, şimdi topraklarımızı korumak uğruna casuslukla suçlanıyoruz" diye konuştu. Ara Karar Mahkeme Başkanı Karadeniz, eksik olan bazı işlemlerin yapılması için duruşmayı 30 Ocak 2003 tarihine erteledi.
"İstikrar Almanya'nın Yararınadır" Duruşma sonrasında gazetecilere açıklamalarda bulunan Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wulf Schonbohm, mahkemede iddiaların yersiz olduğunu, tanımadığı insanlarla gizli ittifak oluşturmasının söz konusu olamayacağını ifade ettiğini söyledi. Schonbohm, Alman devletinin, Türkiye'deki kurum ve kuruluşlar aleyhine faaliyetlerde bulunduğu iddiasının da yersiz olduğunu açıkladığını belirterek, "Türkiye'deki demokrasinin istikrarlı olması ve hukuk istikrarı Almanya'nın yararınadır. Bu nedenle bu iddia da yersizdir" dedi.
İddianamede, vakıfların Türkiye faaliyetleri incelendiğinde, "konunun legal bir casusluk faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi belirtiler görüleceği" kaydediliyor. "Vakıflar, Alman dış politikasının en etkili ve en güvenilir maşalarıdır" denilen iddianamede, bu kuruluşların "klasik diplomasinin hiçbir başarı gösteremediği yerlerde işlevlerini sürdürdükleri, siyasetin ve toplumun bütün önemli alanlarına nüfuz ettikleri" ileri sürülüyor. Uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Necip Hablemitoğlu'nun "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" adlı kitabının da delil olarak gösterildiği iddianamede, Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wulf Schonbohm ve yardımcısı Dirk Tröndle, Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Figen Fatma Uğur, Frederich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumaher, Frederich Naumann Vakfı Türkiye Temsilcisi Wolfgang Sachsenröder, Orient Enstitüsü Başkanı Claus Schönig ve yardımcıları Astrid Menz ve Börte Sagaster, FİAN örgütü Başkanı Petra Sauerland, FİAN temsilcisi Birsel Lemke, eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Bergama köylülerini temsil eden Oktay Konyar, eski Bergama Belediye Başkanı Safa Taşkın, İzmir Barosu avukatlarından Senih Özay, Lemke ve Konyar'la bağlantılı çalıştığı bildirilen Özcan Durmaz hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun "devletin emniyetine karşı gizli anlaşma" başlığını taşıyan 171. maddesine göre, 8'er yıldan 15'er yıla kadar ağır hapis isteniyor. 06.01.2003
-trt-
"Casusluk" Davası İç Hesaplaşmanın İşareti
Türkiye'de faaliyet gösteren Alman vakıfları hakkında "casusluk" yaptıkları iddiasıyla Ankara DGM'de açılan davayı, Alman kamuoyu yakından izliyor. Frankfurter Rundschau Türkiye ve Yunanistan Temsilcisi Gerd Höhler davayı değerlendirdi.
BİA (Berlin) - Türkiye'de faaliyet gösteren Alman vakıfları hakkında "casusluk" yaptıkları iddiasıyla Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) açılan davayı, Alman kamuoyu yakından izliyor.
Türk - Alman ilişkilerinde de sık sık gündeme gelen davaya ilişkin, Türkiye "Türk adaletine güvenin" mesajı veriyor. Frankfurter Rundschau ve Kölner Stadt-Anzeiger gazetelerinin Yunanistan ve Türkiye Temsilcisi Gerd Höhler, ARD (Alman Radyolar Birliği) için kaleme aldığı yazısında davayla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor...
Erdoğan'ın sözleri inandırıcı gelmiyor "Devlet Güvenlik Mahkemesi" sözü Avrupalı'nın kulağına hoş gelmiyor. Bu söz diktatörlüğü çağrıştırıyor. Türkiye, özellikle son haftalarda, Avrupa Birliği'ne (AB) alınmayı hak eden demokratik bir ülke olduğunu yinelemekten usanmıyor. Avrupa Birliği Konseyi, Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'ye üyelik perspektifi sunulmasını onayladı. Ve aradan iki hafta geçmeden Almanya'daki siyasi partilere bağlı vakıfların Türkiye'deki temsilcileri aleyhine DGM'de açılan dava başladı.
Türkiye'de seçimin galibi Tayyip Erdoğan'ın bu davadan duyduğu rahatsızlığı anlamak mümkün. Erdoğan, Türk adaletine güvenilmesi gerektiğini söylüyor, ama bu sözler onun ağzından çıktığında pek inandırıcı gelmiyor. Çünkü Türkiye'nin yeni güçlü adamı, bizzat kendisini bu mahkeme tarafından haksızca kovuşturmaya maruz bırakılmış olarak hissediyor.
Yargıçlar ne kadar bağımsız?
Erdoğan'ın geçen Kasım ayında yapılan seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) sandalyelerin hemen, hemen üçte ikisini elde eden İslami eğilimli Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında da kapatılma davası açıldı. Erdoğan ise "halkı din farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa kışkırtmak"tan sabıkalı. Yani Tayyip Erdoğan, Türk adaletinin kendisinden ve partililerden direktif almayacağını biliyor. Ama yargıçlar ne kadar bağımsız? Bunu, Alman vakıflarına ilişkin dava gösterecek.
İddia makamı, büyük hayalgücü ile kaleme alınmış bir kitaba dayanıyor. Kitaba göre, Alman vakıfları Türkiye Cumhuriyeti'ni sarsmayı amaçlayan Alman politikasının gönüllü aracıları. Alman vakıflarına karşı açılan dava, sadece aşırı hırslı bir savcının takıntısının eseri olmakla kalsaydı, bütün bunlar adli bir komedi olarak nitelendirilebilirdi. Ancak, olayın ardında farklı nedenler yatıyor.
Türkiye'nin AB' ye yakınlaşmasını istemeyen güçler Alman vakıfları uzun süredir Türkiye'de reformlar yapılmasını yoğun bir biçimde destekliyor ve bu bazı çevrelerin işine gelmiyor. Alman vakıflarına karşı kampanyanın ardında, Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını engellemek isteyen güçlerin bulunduğu varsayılabilir. Bu eğilimi taşıyanları askeri çevrelerde, güvenlik yetkilileri arasında ya da adli makamlarda aramak gerekir. Bu kişiler, demokrasi ve saydamlık ortamında iktidarlarını, kayrılmalarını ve çıkarlarını yitirmekten korkuyor. 06.01.2003

Hiç yorum yok: