12 Nisan 2008 Cumartesi

OVACIK ALTIN MADENİ VE HUKUK SAVAŞI - 17

SİVİL HALK DİRENİŞİ
OVACIK ALTIN MADENİ AÇILIYOR
Danıştay'ın, "Siyanür liç'i ile altın çıkarılmasında kamu yararı yoktur" diyerek kapatılmasına karar verdiği Ovacık altın madeni yeni ÇED raporu hazırladık gerekçesiyle yeniden açılıyor.
Altın madenini satın alan Koza firması "madenin hiçbir yasal engeli yok" derken, Danıştayın 1997 yılında verdiği kararı yok sayıyor.
Ovacık Altın Madeni 1997 yılında Danıştayın verdiği kapatma
kararının ardından mühürlenmiş, zamanın Ecevit koalisyon hükümeti Bakanlar Kurulu Prensip kararı ile ertesi gün yeniden açılmış, Bakanlar Kurulu Prensip kararının da Danıştay tarafından bozulunca, Ovacık altın madeni 9 ay önce kapatılmıştı. Sayısız şirket değiştiren maden en son Koza firmasına satıldığını açıkladı. Ve yerli koza firması sahibi Akın İpek , Madeni 20 milyon dolar peşin olmak üzere 45 milyon dolara satın aldığını, geri kalan paranın ise maden çalışmaya başladıktan sonra ödeyeceğini söylüyor. Maden karşıtları ise, bu satışın göstermelik bir satış olduğunu, yabancı sermayeye olan tepkileri azaltmak üzere böylesi bir yola gidildiğini ileri sürüyorlar ve aynı zamanda şirketin arkasında "dinci sermaye" olduğunu belirtiyorlar.
Şirketin açıklaması:
Kamuoyunun dikkatine önemle arz etmek istiyoruz "BERGAMA ALTIN MADENİ FAALİYETE BAŞLIYOR" Kamuoyumuzu bilgilendirmek ve aydınlatmak amacı ile yapılan açıklama
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Koza Altın şirketi mevcut hukuk kuralları dahilinde ve devletimizin koyduğu kanun ve kurallar çerçevesinde 4800 den fazla yetkili imzayı tamamlayarak Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliğine göre açılış ruhsatını ve çalışma iznini almıştır.
Devletimizin insan ve çevre sağlığı konularındaki hassasiyeti tartışmasızdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatandaşlarının sağlığını ve çevreyi korumak için faaliyet gösterecek şirketlerin uymaları gereken kuralları, idari ve teknik usul ve esasları önceden belirlemiştir. Bütün gerekli işlemleri ve denetimleri noksansız olarak yerine getirmektedir.
Yargı ve kanunlar neresinden bakılırsa bakılsın değişmez ve bütün vatandaş ve kurumlara eşit mesafededir. Ovacık Maden İşletmemiz sağladığı 500 hanelik istihdamla yaklaşık 2500 kişiye geçim kaynağı oluşturan ve bölgede bulunan bütün yerleşim merkezleri gibi kanunların verdiği haklara sahip Türkiye nin önde gelen bir sanayi kuruluşudur. Altın madeninin çevreye zarar verdiğine dair hiçbir mahkeme tespiti ve kararı yoktur. Aksine bu güne kadar hazırlanan tüm raporlarda ve üretim sırasında elde edilen ölçümlemelerde insan sağlığı ve çevre güvenliğini tehdit edebilecek en küçük risk faktörü dahi tespit edilmemiştir.
Şirketin faaliyetinin durdurulma sebebi:
Haziran 2004 tarihinde Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri birlikte toplanarak, 1997 tarihinde iptal edilen Çevre Bakanlığı görüşü yerine yeni bir Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırlanmasının gerektiğine karar vermiştir. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ÇED Olumlu raporu hazırlattırılmadan bu yetkinin Bakanlar Kurulu tarafından kullanılmış olduğu görüşü ile verilen karar uyarınca maden kapatılmıştır.
Bu kararda yer alan gerekçe aynen Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunda da kabul edilmiştir. Şirketimiz, Ülkemizin en üst yargı organı tarafından verilen kararlar üzerine, yeni ÇED Raporunu hazırlatmış ve yeni ÇED Olumlu Belgesini Çevre ve Orman Bakanlığından almıştır.
En üst Mahkemelerin vermiş olduğu kararlara dayanılarak alınan yeni belge üzerine, eskiden alınan bütün izin ve ruhsatlar da yenilenmiştir.
İdare Mahkemeleri ve Danıştay: bir idari işlem ile ilgili dava var ise yapılan idari işlemlerin yasalara uygun olup olmadığına karar verir. Mahkemelerimiz, maden aleyhine açılan davalarda idarelerin yapmış oldukları idari işlemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemiştir ve denetlemektedir. Bir kısım Davacılar tarafından altın madeni işletmeciliğinin 1997 tarihli mahkeme kararı ile yasaklandığı iddia ediliyor. Mahkemelerimiz davacıların iddia ettikleri gibi idari işlem niteliğinde yargı kararı vermez. Bir faaliyetin yasaklanıp yasaklanmayacağı veya hangi şartlarla faaliyete izin verileceği kanunlarımızda bellidir ve konu idari makamların görev alanına girmektedir.
Ovacık Altın Madeninin çevreye olan etkileri:
Devletimiz insan sağlığına ve çevreye olan hassasiyetinin gereği olarak altın madenimiz ile ilgili ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturmak ve çevreye olan etkilerini ortaya çıkarmak, üzere Devlet'in en yüksek, özerk ve saygın bilimsel kuruluşu olan TÜBİTAK'a görev vermiştir.
TÜBİTAK Başkanlığınca görevlendirilen konusunda uzmanlığı tartışmasız 11 bilim adamı sekiz aya yakın bir süre araştırma yaparak 11 ciltten oluşan bir rapor hazırlamıştır. Çevre, Çevre Kimyası, Cevher Hazırlama, Hidrojeoloji, Mühendislik Jeolojisi, Jeoteknik, Sismoloji, Neotektonik, Deprem, Çevre Hukuku ve Çevre Ekolojisi konularında uzman ve her biri kariyerlerinin zirvesinde 11 bilim adamımız kendi uzmanlık alanlarında Altın madenimizi hassasiyetle incelemiş ve çok detaylı bir rapor hazırlamıştır. Samimi çevre ve sivil toplum örgütlerimizin sorularına doğru cevaplar TÜBİTAK Raporunda mevcuttur. (Raporun tamamı için www.kozagold.com) Devletimizi, Devletimizin en üst bilim kurumu olan TÜBİTAK'ı ve kıymetli bilim adamlarımızı insan sağlığı ve çevre gibi hassas konularda sanki doğru olmayan bir rapor hazırlamış ve buna imza atmış gibi pervasızca itham etmek her şeyden önce bilime inanmamaktır, büyük bir saygısızlık örneğidir. Altın Madeninin üretim faaliyetini sürdürdüğü üç buçuk yıl içinde her gün yapılan denetimlerde elde edilen sonuçlar da TÜBİTAK tarafından yapılan saptamaları açıkça teyit etmiştir. AİHM hiçbir zaman ve şekilde altın madeninin kapanmasına hükmetmemiştir. Zaten Mahkeme bu yönde karar vermeye yetkili değildir. Mahkeme, davacıların talep ettiği maddi tazminat taleplerini de ret etmiştir. AİHM' nin altın madenimiz ile ilgili kararının tam metni www.echr.coe.int ve www.kozagold.com adreslerinde okunabilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tıpkı, Danıştay Altıncı ve Sekizinci Dairelerinin birlikte verdikleri karar gibi, yeni bir Çevresel Etki ve Değerlendirme Raporu neticesinde oluşacak görüş olmaksızın Devletimizin en üst bilim kuruluna yaptırdığı inceleme raporuna istinaden Bakanlar Kurulu tarafından çalışma izni verilmesini usulen yanlış bulmuştur. AİHM yapılan idari işlemdeki bu usul hatasından dolayı manevi olarak zarar görmüş olan vatandaşlarımıza manevi tazminat hakkı vermiştir. Alınan yeni ÇED raporu bu usul hatasını ortadan kaldırdığı için artık yeni bir manevi tazminat davasına da konu kalmamıştır.
Mevcut yargı süreci ile ilgili bilgi:
Mahkemelerimize Ovacık Altın Madeni'yle ilgili şu ana kadar açılmış olan 18 davanın 11' i geçmişte yeni ÇED olumlu görüşü olmadan verilen izin işlemlerinin iptali için açılmıştır. Yeni ÇED izni alınana kadar maden kapatılıp mahkemenin gereği de Ağustos 2004 tarihinde yerine getirildiği için bu davaların konusu ortadan zaten kalkmıştır. Diğer bir deyişle, ÇED Olumlu Belgesi alınmadan önce verilen izinlere dayalı işlemler, mahkemeler veya Danıştay tarafından iptal edilebilir. Suni bir gündem yaratılmasını önlemek için bu yönde verilen kararların, ÇED Olumlu Belgesi alındıktan sonra yapılan işlemleri olumsuz olarak etkilemeyeceğini ve Madenin çalışmaya devam edeceğini ifade etmek gerekir. ÇED Olumlu Belgesi alındıktan sonra, bu işleme ve bu belgeye dayanılarak yeni alınan izin işlemlerine karşı da 7 adet dava açılmıştır. Bu davalardan ikisi, İzmir İdare Mahkemesi tarafından dava süresinde açılmadığı için reddedilmiştir. Davalardan diğer ikisi Danıştay önüne açılmıştır. Bu davalarda da davacıların birlikte dava açmakta hangi hak ve menfaatlerinin var olduğu sorgulanarak dilekçelerin reddine karar verilmiştir. Dilekçesi reddedilen davalardan biri yenilenmiştir.
İzmir Birinci İdare Mahkemesine ÇED Olumlu Belgesinin iptali istemi ile açılan davada ise mahkeme, yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. Mahkeme bu inceleme yapılıncaya kadar da yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Ancak, Mahkeme tarafından verilen Yürütmenin Durdurulması kararı Bölge İdare Mahkemesi tarafından kaldırılmıştır.
Yeni süreçte devam eden davalarda mahkemenin atayacağı bilirkişiler ÇED Olumlu Belgesinin kanunlarımıza uygun olarak verilip verilmediğini ve idarenin imar mevzuatına uygun işlem yapım yapmadığını denetleyeceklerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm kurumları hiç kimsenin isteğine veya talimatına göre hareket etmez. Aksine kanunlarına ve yasalarına göre karar verir.
Kendi isteği doğrultusunda verilmeyen yargı kararlarını eleştirmek hiç kimsenin haddi değildir. Yargı kararları eksik ve yanlış olarak kamuoyuna sunularak yargı kararları yerine getirilmiyormuş gibi bir izlenim yaratılmak isteniyor. Bu surette devlete ve yargıya olan güveni sarsmak hedef alınmıştır. Bu çabalar toplumumuzun devletimize olan bağlılığına, resmi kurumlarımıza ve yargımıza olan güvenine çarpacaktır. Hiçbir benzer tarafı olmamasına rağmen, Kıbrıs Lefke de barış harekatı sırasında acilen terk edilmiş bir bakır madenini, çevre dostu olan Ovacık Altın madenimize örnekmiş gibi göstererek tamamen yanlış bilgilerle kamuoyumuzu yanıltmaya çalışanları ciddiye almamak gerekir. Altın madenimiz ile ilgili gerekli ve doğru açıklamalar kurumumuz tarafından sürekli olarak öncelikle IMKB ye ve SPK ya yapılacaktır. Bunun dışında eksik, yanlış ve maksatlı söylemlere itibar edilmemesini Kamuoyumuza önemle arz ederiz.
Altın madenimiz Ülkemize hayırlı olsun. Akın İpek 18.05.2005
Maden yeniden mahkemelik
Ovacık Altın Madeni'nin yeniden işletmeye açılmasının yasadışı olduğunu savunan bir grup avukat mahkemeye başvurdu. İl Özel İdaresi ise ruhsatı verilmesinde İl Genel Meclisi'nin yetkisi bulunmadığını söyledi. Bergama Ovacık altın madeninin faaliyetinin tekrar başlamasına tepki yağıyor.
İzmirli Avukatlar Noyan Özkan, Ömer Erlat, Arif Ali Cangı Çevre ve Orman Bakanlığı'nı yeniden mahkemeye verdi. Dava dilekçesinde "İzmir, Bergama,Ovacık-Çamköy mevkiinde bulunan Newmont-Normandy Madencilik A.Ş.nin faaliyetine izin veren; 27.08.2004 tarih ve 6524-46062 sayılı, Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu ve eklerinde belirtilen hususlara uyulmak kaydıyla faaliyetinde sakınca olmadığı yolundaki işlemi"nin yürütmesinin durdurulması ve iptali istendi. Öte yandan İzmir Valiliği'nden yapılan yazılı açıklamada İl Genel Meclisi'nin by-pass edilmesinin söz konusu olmadığı bildirildi. Açıklamada, "İzmir İl Özel İdaresi'ne yapılan başvuru üzerine gerekli işlemler aşağıda belirtildiği şekilde tamamlanmış olup, yürürlükteki yasa ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu'nun 268-275. maddelerine dayanılarak çıkarılan Gayrı Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği uyarınca, İl Özel İdaresi Kanunu'nun 7. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, söz konusu ruhsat verilmiştir" denildi. Maden işletmesine Gayri Sıhhi Müessese (GSM) Açılma Ruhsatı verilmesi için İzmir Valiliği İl Özel İdaresi'ne baskıya varan yoğun başvurular olduğunu belirten avukatlar, yaptıkları açıklamada şu cümlelere yer verdi: "Bu baskılar sonuç vermiş, GSM açılma ruhsatı, İl Özel İdaresi Yasası'na aykırı olarak karar organı olan İl Genel Meclisi by-pass edilerek, İzmir Valisi'nin imzasıyla verilmiş ve Maden 20 Mayıs 2005 günü saat 20.30'dan itibaren faaliyete başlamıştır. İzmir 1. İdare Mahkemesi'nin Yürütmeyi durdurma kararını kaldıran İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 14.04.2005 gün ve 2005/455 numaralı kararında, "Madenin faaliyette olmadığı, bu nedenle işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç ve imkansız zararların doğması koşulunun gerçekleşmemiş olması" yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasının gerekçesi olarak gösterilmişti. Şimdi maden faaliyete geçtiğine göre, Bölge İdare Mahkemesi'nin bu gerekçesi ortadan kalkmış durumdadır. Defalarca "kamu yararına aykırı", "hukuk devleti ilkesine aykırı" olduğu gerekçesiyle ulusal mahkemelerin verdiği yürütmeyi durdurma ve iptal kararları ile AİHM'nin 3. Dairesi'nin 10 Kasım 2004 tarihli ihlal kararına rağmen, bir kez daha mahkeme kararları hiçe sayılarak maden faaliyete başlamıştır.
Bergama Ovacık Altın Madeni çalışması, yalnızca Bergama'nın havasını, suyunu, toprağını kirletmekle kalmayıp, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ilkesini de kirletmektedir. Bu dava dosyasına davacılar yanında, şu ana kadar TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Metalurji Mühendisleri Odası ve Üstün Reinart müdahale isteminde bulunmuştur. By-pass yok İzmir Valiliği'nce yapılan yazılı açıklamada ise, Bergama İlçesi'nin Ovacık, Narlıca ve Çamköy köyleri sınırları içinde kalan altın ve gümüş işletme tesisine Gayrı Sıhhı Müesseseler Yönetmeliği uyarınca ruhsat verilirken, İl Genel Meclisi'nin "by-pass edilmesi"nin söz konusu olmadığı bildirildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı; "Zira, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu'nun İl Genel Meclisi'nin görev ve yetkilerinin sayıldığı 10., İl Daimi Encümeni'nin görev ve yetkilerinin sayıldığı 26. maddelerinde, İl Genel Meclisi ile İl Daimi Encümeni'ne Gayrı Sıhhi Müessese ile Umuma Açık İstirahat Yerlerine Ruhsat Verilmesi' şeklinde bir görev verilmemiştir" ifadelerine yer verildi. Söz konusu GSM ruhsatı, yürürlükteki yasa ve yönetmelikleriyle bu konuda daha önce alınmış olan mahkeme kararları da dikkate alınarak verilmiş olup; bu süreç içerisinde İl Genel Meclisi ya da İl Daimi Encümeni'nin 'by-pass' edilmesi veya hukuk dışı bir uygulamanın söz konusu yapılmayacağı hususu, kamuoyunun bilgi ve dikkatine saygıyla sunulur." Haber Ekspres 18.05.2005
Normandy Koza Atın Madeni A.Ş Oldu
Bergama Ovacık Altın madenini işleten Normandy Madenciliik A.Ş ‘nin Yeni Ünvanı Koza Altın İşletmeleri A,Ş olarak değiştirildi.
Koza Altın Madeni Yönetim Kurulu başkanı Akın İpek
imzasıyla yapılan açıklamaya göre 1 Mart tarihinde Normandy Madenciliğin % 100’ünü satın alarak Ovacık Altın madenine sahip olan ve Mayıs ayında üretime başlayan Koza Altın geçmişte kamuoyunda spekülasyonlara sebep olan konu ile çalışmalarını tamamlayarak beklentileri tek tek yerine getirdiğini vurguladı.
Geçtiğimiz hafta Ovacık Altın Madeninde üretilen dore altını iç piyasada satışa sunan Koza; Normandy Madencilik A.Ş. ile Mastra Madencilik A.Ş.’nın 24.08.2005 tarihinde yapılan genel kurullarında; Normandy Madencilik A.Ş. ‘nin unvanının ‘ KOZA ALTIN İŞLETMELERİ A.Ş.’ olarak değiştirilmesine, %100 hissesini satın aldığı MASTRA MADENCİLİK A.Ş. tüm aktif ve pasiflerini aynen devir etmek suretiyle tasfiyesiz infisah yoluyla devrolmak suretiyle ile KOZA ALTIN İŞLETMELERİ A.Ş. ile birleştirilmesine, Karar verildi.
Genel Kurullarda alınan karar 25.08.2005 tarihinde Ankara Ticaret Sicil Memurluğun’ca tescil edilmiş olup, 29.08.2005 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanacaktır.29.08.2005
Koza'dan Gazetemize Suç Duyurusu
Koza Altın Şirketi Gazetemizde 04.07.2005 tarihinde yayımlanan "Siyanürlü Maden'in Bilgileri Açıklanacak" başlıklı haberi ile ilgili olarak Bergama Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Sözü edilen haberde "Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu, Bergama'da siyanürlü altın madenciliği yapan şirketle ilgili Maliye Bakanlığı'nın "gizlilik" gerekçesiyle reddettiği başvurunun cevaplanmasında hiçbir sakınca olmadığına ve "kamu yararı" taşıdığına karar verdi" diyerek başlayan haberle ilgili olarak Koza Madencilik suç duyurusunda bulundu. Bilindiği gibi Koza Altın şirketi daha öncede dünya Çevre günüde meydana gelen olayları kaleme aldıklarından dolayı Haber Ekspres" gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Yaşar Eyice ve muhabirler Mazlum Karaaslan ve Ümit Yaldız, "Birgün" gazetesinden Elçin Yağız, "Cumhuriyet" gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya ve "Hürriyet" gazetesini de mahkemeye vermişti.
Koza Madencilik tarafından Bergama Cumhuriyet Savcılığına Gazetemiz hakkında yapılan suç duyurusunda "Buy haber, bu haliyle halkı, şirketimiz aleyhine okuyucuyu kışkırtmaya, devlet memurlarının şirketimiz ile ilgili karar almaktan, korkmasını temin etmeye ve idareyi ve firmamızı baskı altında tutmaya matuftur. Herhangi bir özel şahıs ve firma hakkında takibat isteneceğinin söylenmesini haber değeri olmadığı gibi bunun haber yapılmasının da kamu menfaati de yoktur. Kanunlar müsait ise, belki sadece, idareden alınan cevap haber yapılabilir. Şirketimiz, hiçbir ekonomik suçun ve hukuksuzluğun ortasında değildir" denildi. Konu ile ilgili olarak Kuzey Ege Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Remziye Baytak Avukatı Turgay Konyar ile birlikte 23 Ağustos Salı günü Bergama Cumhuriyet Savcılığına giderek ifade verdi. 29.08.2005
ALTIN MADENİ İLE KÖYLÜLER ARASINDA ''YOL'' TARTIŞMASI
Çam köyde, altın madeni şirketinin, gece yaptığı yol genişletme çalışmasından, köylülerin tepki göstermesi üzerine vazgeçtiği bildirildi. Ovacık altın madenini işleten Koza Altın Şirketi, madenin ana giriş kapısı ve Çam köye giden eski yolu genişletmek üzere önceki gece bir çalışma gerçekleştirdi. Yolu yükselterek, üç aracın geçebileceği genişliğe getiren şirket, pazartesi günü de asfaltlama planı yaptı. Ancak gece gerçekleştirilen bu çalışmanın, köylülerin tepkisine yol açtığı bildirildi. Çam köy Muhtarı Emin Candan, AA muhabirine, eski yolu isteyen köylüler adına Koza Altın Madencilik Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Akın İpek'le görüştüğünü, yolun eski haline getirilmesini istediklerini söyledi. Candan, İpek'in de bu talebi olumlu karşıladığını, yolu eski haline getireceklerini kaydetti.
Candan, Akyokuş mevkisinde ikiye ayrılan yolun birisinin madenin ana kapısına, diğerinin de köye direkt gittiğini belirterek, çalışma yapılan yerin köylünün geçişini engelleyeceğini bildirdi.
Koza Altın Şirketi Halkla İlişkiler Müdürü Hayri Öğüt de köylülerin isteğini yerine getireceklerini ifade ederek, ''Bu, yolu genişletmek amacıyla yapılan bir çalışmaydı. Üç aracın geçebileceği hale getirdik. Bizim yolu kapatmak gibi bir niyetimiz kesinlikle yoktu. Şimdi tekrar düzeltip eski haline getireceğiz. Pazartesi günü de asfaltlayacağız'' dedi. 13.09.2005
Siyanüre geçit yok
Tüprag şirketinin siyanürlü yöntemle işleteceği altın madeninde kullanmak üzere topraklarından geçirmek istediği su kanalına izin vermeyen Uşak'ın İnay köylülerinin direnişi jandarma baskısına rağmen devam ediyor.
Altın madenine, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını ihlal edeceği gerekçesiyle karşı çıkan İnay'lılar, Kanada uyruklu Tüprag şirketinin topraklarından su kanalı geçirmesine izin vermiyorlar. Köylülerin şirketin su kanalı açmak istediği yerde yaptıkları protestoya önceki gün müdahale eden jandarma 12 kişinin yaralanmasına neden olmuş, 7 kişiyi de gözaltına almıştı. Bu müdahaleye rağmen dağılmayan köylüler, jandarma kordonu altında kanal açan şirketin çalışmalarını sloganlarla gün boyu protesto etmişlerdi. Köylüler, jandarmanın kendilerine hiçbir uyarıda bulunmadan müdahale ettiğini, jandarma komutanı Binbaşı S.A'nın kendilerine hakaret ettiğini söylediler.
Prostoya devam: Köylüler dün de madenin çalışma yapmak istediği alanda toplanarak, sloganlarla protestolarını sürdürdüler. Öğle saatlerine kadar şirket iş makinelerinin alana gelmediği görülürken, jandarmanın yine sıkı güvenlik önlemi aldığı ve kimlik kontrolü bahanesiyle köylülere baskı yaptığı belirtildi. Köylüler ayrıca toplu olarak Ulubey ilçesine giderek İçişleri Bakanlığı'na olayları protesto eden ve sorumluların yargılanmasını isteyen dilekçeler göndereceklerini belirtiler.
İfade verdik
Öte yandan İzmir büro muhabirlerimizden Özer Akdemir ve yazarımız Bülent Habora, yaptıkları haberler nedeniyle kendileri hakkında suç duyurusunda bulunan KOZA Altın Şirketi'nin şikayeti ile ilgili basın savcılığına ifade verdiler.
Muhabirimiz Özer Akdemir'in 10.08.2005 tarihli "KOZA'dan dava çıktı" ve 11.08.2005 tarihli "Bergama'da çift başlı buzağı" başlıklı haberleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi veren şirket yetkilileri, haberlerde haksız yere suçlandıklarını ileri sürerken, "KOZA'dan dava çıktı" haberinin adaleti etkilemeye dönük olduğunu iddia ettiler. Bergama Çamköy'de doğan çift başlı buzağının altın madeni ile bir ilişkisinin olamayacağını dile getiren KOZA,
madenin atık havuzundaki siyanür oranının çok düşük olduğunu, insan ve hayvan yaşamına bir etkisinin bulunmadığını öne sürdü. TTB raporu kanıt Muhabirimiz Özer Akdemir ise basın savcılığına yaptığı savunmasında, siyanürün ve siyanürle yapılan altın madenciliği sırasında ortaya çıkan ağır metallerin canlı yaşamı üzerinde yaptığı etkiler ile ilgili TTB'nin 2001 yılında hazırladığı raporu kanıt olarak sundu.
Akdemir ayrıca, Ege Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim üyeleri tarafından altın madenine komşu köylerin içme sularında yapılan analiz sonucunda arsenik değerin normalin 26 kat üzerinde olduğunun tespit edildiğini hatırlatarak, Elele Hareketi tarafından yapılan basın açıklamasıyla da siyanür liçi yöntemiyle yapılan altın madenciliğinin tehlikelerinin ortaya konulduğunu söyledi. Akdemir savunmasında, madenin açılma ruhsatı ve GSM izinlerinin davalık olduğunu ve davaların hala devam ettiğini kaydederek, "Şahsım, çalıştığım gazete ve diğer gazeteler hakkında madenci şirketin açtığı davaların altında yatan asıl neden, basının görevini yapmasının önüne geçmek, susturmaktır" dedi.
Yazarımız Bülent Habora ise 09.08.2005 tarihli "2024'te Bergama Altın madeni" başlıklı haberle ilgili verdiği ifadede, kendisinin başından beri Bergama'daki altın madenini takip ettiğini dile getirerek, buradan siyanür yöntemiyle altın çıkarılmasına birçok toplum kuruluşunun karşı olduğunu söyledi. Yazısında madenle ilgili gelişen hukuki ve bilimsel sürecin bilgilerine atıfta bulunduğunu ifade eden Habora, "Yazımın başlığında da belirttiğim gibi madenin zararları 2024 yılında ortaya çıkacaktır" dedi. Evrensel 26.09.2005
AİHM'yle 2. randevu
Bergamalıların, iç hukuk yollarının etkisiz olduğu gerekçesiyle yaptığı ikinci başvuru önüne geçilemeyecek zararların doğması ihtimali nedeniyle 'öncelikli' incelenecek
ÖZLEM GÜVEMLİ: Bergamalı köylülerin, 19 Temmuz 2005'te iç hukuk yollarının etkisiz olduğu, koruyucu iç mevzuatın madenci şirket lehine yapılan düzenlemelerle değiştirildiği, hukuk devleti ilkesinin çiğnendiği gerekçeleriyle ikinci kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yaptığı başvurunun öncelikli olarak incelenmesine karar verildi. AİHM, ''davaya öncelik verilmesi'' kararını, ancak istisnai ve önüne geçilemeyecek zararların doğması ihtimali hallerinde alıyor.
Normandy Madencilik AŞ'nin Bergama'da siyanürlü altın arama faaliyetlerine son verilmesi konusunda Danıştay 6. Dairesi ve AİHM'nin kesinleşmiş kararlarına karşın şirket, mevzuat ve yönetmeliklerde yapılan değişikliklerle 25 Mayıs 2005 tarihinde faaliyetlerine yeniden başladı. Bergamalı köylüler, bu gelişmeler üzerine ikinci defa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu. Köylüler başvurularında, madenin çalışmakta olduğunu, söz konusu bu faaliyetin Danıştay ve ilgili yerel idare mahkemeleri tarafından onaylanan bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere yöre halkı, doğası, vahşi yaşamı ve en önemlisi de yeraltı su kaynakları üzerinde telafisi imkânsız zararlar doğuracağını, bu nedenle de başvurunun mahkeme iç tüzüğünün 41. maddesi uyarınca öncelikli olarak incelenmesini talep ettiler. AİHM, köylülerin bu istemini kabul ederek 13 Eylül 2005 tarihinde ''davaya öncelik verilmesi'' kararını aldı. Karar üzerine Bergamalı köylüler, yaptıkları ortak açıklamada, ''Avrupa Birliği müzakere sürecinin henüz başladığı bu günlerde, birliğin temel dayanak noktalarından olan 'bireylerin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı' ve 'hukuk devletine saygı' ilkelerinin başta Bergamalı köylüler nezdinde olmak üzere Uşak Eşme'de, Yatağan'da ve bunun gibi birçok yerde derhal uygulamaya geçirilmesini, yerel halkın kendi topraklarında sağlıklı ve barışçıl bir şekilde yaşayabilmeleri için potansiyel ölümcül tehlikeler taşıyan bu tür faaliyetlerin derhal sona erdirilmesini yılmadan, usanmadan tekrar talep etmekteyiz'' dediler. 25.10.2005
"Gazeteciler Bilgi Edinme Hakkını Kullanmalı"
Avukat Noyan, "Bilgi edinme hakkı ne kadar kullanılırsa, eksiklikler o kadar ortaya çıkar. Savsaklayan yöneticileri dava etmeli"; İHD'den Alataş, "Asıl alan sosyal ve ekonomik haklar. Özelleştirmeler için bu haktan yararlanmak gerek" dedi.
BİA (İstanbul) - 28 Eylül Bilgi Edinme Hakkı Günü'nde bianet'in görüşünü aldığı hukukçu ve insan hakları savunucuları, bilgi edinme hakkının "aktif yurttaşlığın", demokrasinin ve yönetime katılımın önkoşulu olduğunu anlattı. Ancak Türkiye'de bu hakkın kullanılamayışına ve kamu kurumlarının direncine dikkat çekti. "Bilgi Edinme Hakkı Yasası, kamu kurumlarına kendi faaliyet raporlarını İnternet'te yayınlama zorunluluğunu getiriyor.Yönetimde şeffaflık açısından, kurumlara kendileriyle ilgili bilgileri paylaşma yükümlülüğünü getirmesi açısından oldukça yararlı" diyor.
İzmir Barosu avukatlarından Noyan Özkan. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Yusuf Alataş, derneğin eski başkanı Hüsnü Öndül, avukatlar Noyan Özkan ve Senih Özay, bilgi edinme hakkının Türkiye'deki durumunu bianet'e değerlendirdi. Özkan: Gazeteciler bu hakkı kullanmalı
Noyan Özkan, "Bilgi edinme hakkı ne kadar sık kullanılırsa, eksiklikler de o oranda ortaya çıkar. Yurtdışında, gazeteciler haberlerini bu haktan yararlanarak yaratıyorlar. Bizim gazetecilerimiz de bunu kullanmalılar. Kamu kurumlarının başvurulara 15 gün içinde yanıt vermesi gerekiyor. Bu yeterli bir süre." Özkan, hakkın kullanımının yaygınlaşmasının sivil topluma bağlı olduğuna işaret ediyor: "Yönetimde şeffaflık, yurttaşlara ve sivil toplum örgütlerine, meslek kuruluşlarına bağlı. Bu yöntemi çok sık kullanmalılar. Yalnızca posta yolunu değil, İnternet'i de kullanmalılar. İnternet bedavaya yakın bir yöntem." İtiraz hakkıyla baştan savmanın peşine düşünün Alataş, "Devlet kurumları kültür olarak sorgulanmaya alışkın, yatkın değiller" diyor. "İHD'ye gelen başvuruların devlet kademelerine iletilişine ve bunlara gelen yanıtlara baktığımda, bu hakkın pratikte çok işleediğini, geçiştirildiğini söylemek yanlış olmaz." Özkan da, kurumların baştan savma taktiklerine dikkat çekiyor: "Yönetime katılım ayağında, kamu kurumlarında yurttaşa cevap ve bilgi verirken, halen isteksizlik, gecikme, baştan savma yaklaşımlar devam ediyor. Bazı kurumlar hiç cevap vermiyor. Bazıları üstü örtülü ve baştan savma yanıtlar veriyor; konunun özüne, istenen bilginin kendisine değinmeden. Bazıları yasadaki istisnai hükümlere sığınarak yanıt vermiyor."
Ancak, iki hukukçu da, bilgi edinme başvurularına gelen yanıtlara itiraz hakkının kullanılmasının önemini vurguluyor. Alataş, "Yurttaşların itiraz ve şikayet hakları var. Bilgi edinme hakkı, bu mekanizmalar öğrenildikçe gelişecek" derken, Özkan, sürecin suç duyurusuna kadar ulaşabileceğini söylüyor. "Sivil toplum baştan savma yanıtın peşini bırakmamalı. Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu'na itiraz yolunu denemeliler.
Arıca, keyfi davranan yöneticiler hakkında görevi ihmalden ve yetkiyi kötüye kullanmaktan, TCK'nin 257. maddesi uyarınca Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda da bulunmalılar. Çünkü kanun, kurumlara titiz davranmaları yükümlülüğünü getiriyor." İki örnek: Bergama ve İnsan Hakları Danışma Kurulu Bilgi edinme hakkının ne durumda olduğuna dair ilk örneği, Avukat Senih Özay veriyor; Bergama'da siyanür kullanarak altın madenciliği yapmaya çalışan yöntemiyle Koza Altın A.Ş.'yle ilgili bilgi edinme başvurusu sürecini anımsatıyor. Bergamalı köylülerin avukatları Ömer Erlat, Noyan Özkan ve Arif Ali Cangı, Şubat 2005'te Maliye ve Enerji Bakanlıklarına madenle ilgili sorular sormuş, her iki bakanlık da, sorulara "açıklanması halinde ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi ve oldukları", soruların yanıtlarının "ticari sır ve vergi mahremiyeti" kapsamında olduğu gerekçesi ile yanıt vermemişti.
Avukatlar bunun üzerine 9 Mart'ta Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu'na başvurmuş; Kurul da, avukatların başvurusunun "kamu yararı" taşıdığına oybirliğiyle karar vermişti. Fakat Özay, bu kararın da sonuç getirmediğini vurguluyor: "Kurulun kararına rağmen, Maliye Bakanlığı da, Enerji Bakanlığı da bilgi vermemeyi becerebildi. Biz de İdare Mahkemesi'ne başvurmak zorunda kaldık. Şimdi benim kaygım şudur: Yargı Değerlendirme Kurulu'nun gerisine düşerse, n olur?"
Bir diğer örneğiyse, Yusuf Alataş anımsatıyor: "Ankara Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi, İnsan Hakları Danışma Kurulu'yla ilgili Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'ndan bilgi istemişti. Oysa gelen yanıt 'her şey yönetmelik çerçevesinde' oldu. Bilgi edinme hakkı İnsan Hakları Başkanlığı'nda bile işlemiyor." Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne bağlı İnsan Hakları Merkezi, 16 Aralık 2004'te Bilgi Edinme Yasası kapsamında, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'na, İnsan Hakları Danışma Kurulu'na seçilen örgüt ve üyelerin hangi ölçütlere göre seçildiğini sormuştu.
İnsan Hakları Başkanlığı 31 Aralık'ta yanıt verdi. Ancak gelen yanıtta, ölçütler yerine genel ifadeler yer alıyordu. O dönemde kurula yeni seçilmiş olan kişilerin kısa özgeçmişlerinin bulunduğu basın bülteni de yanıta eklenmişti. Bir de, Danışma Kurulu'nun işleyişini düzenleyen yönetmelikten alıntılar vardı. Yanıtta, nelerin değerlendirildiği genel olarak vardı, ama neye göre değerlendirildiği, yani ölçütler yoktu. Özetle, merkezin sorduğu sorular yanıtlanmamıştı. Merkez, soruların yanıtlanmamış olduğu gerekçesiyle, başvurusunu 16 Şubat'ta tekrarladı. Ancak bu kez 10 Mart 2005'te gelen yanıt daha da ilginçti. Bilgi Edinme Yasası'nın "Daha önce cevaplandığı halde aynı kişiler tarafından yapılan tekrar mahiyetindeki başvurular işleme konulmaz" hükmüne dayanarak başvuru reddediliyordu. Alataş: Özelleştirmelerde bilgi edinme hakkını kullanmalı Yusuf Alataş, bilgi edinme hakkına, daha çok ekonomik ve sosyal hakların, kolektif hakların kullanımında ihtiyaç duyulacağını vurguluyor; özelleştirme sürecini örnek veriyor: "Birinci kuşak hakların ihlalini bireyler kendi üzerlerinde somut olarak hissedebiliyor. Ama diğerlerinde, bir bütün olarak insanların ortak hakları söz konusu olduğunda, doğrudan algılama olmadığı için bilgi edinme hakkı, yurttaşlık bilinci daha da önem kazanıyor. "Örneğin özelleştirme nedir? Kuruluşlar niçin özeleştiriliyor?
Bazı kurumlar özelleştirilirken diğerleri niçin özeleştirilmiyor? Bu sorular, yaşamsaldır. Erdemir, Tüpraş özelleştiriliyor. Öte yandan üretime, istihdama hiçbir katkısı olmayan orduevleri özelleştirilmiyor. Neden? Kamuoyu bu konuda yeterince bilgi sahibi değil. Devlet, yönetim tarzının sorgulanmasını engelliyor. Biz henüz ekonomik ve sosyal haklar aşamasına geçebilmiş değiliz. Gelişmiş ülkelerse kolektif hakları, dayanışma haklarını konuşuyor." Özkan: İstisnalar yasayı kitleyebilir
Hüsnü Öndül, "Bilgi edinme hakkı, doğrudan doğruya demokrasiyle bağlantılı; çünkü yurttaşların bilgi edinemeyeceği alanlar var Türkiye'de. Ve bu yasa hükümleri haline getirilmiş. Devlet sırrı, milli güvenlik ve benzeri nitelendirmelerle, mahkemelerden bile gizlenen bilgiler var" diyor.
Noyan Özkan da, istisnaların, kısıtlamaların yasayı işlemez hale getirebileceğine dikkat çekiyor: "Yasada askeriyeyle ilgili, mevcut, devam eden yargılamalarla, ticari sırlar ve benzerleriyle ilgili kısıtlama ve istisnalar, kötüye kullanmaya müsait. Kanunu işlemez hale getirebilir." Yusuf Alataş'sa, "Bilgi edinme hakkı, yurttaşlık bilincinin ön koşulu" diyor. "Yurttaşlığı itaat olarak algılıyoruz; pasif, sorgulamayan bir yurttaşlık bilincimiz var. Hakları talep etmek, kamusal ortamın oluşmasına katkı sağlayacak, sorgulayabilecek, denetleyebilecek aktif yurttaşlık bilincinin gelişmesi gerek. Aksi halde demokrasi bilinci de gelişmiyor. Bunlar, sistemin gelişmesi açısından da gerekli.
Bu yüzden, bilgi edinme hakkı, bu hakları kullanmanın önkoşuludur." Yasanın getirdiği sınırlar
Bilgi Edinme Hakkı Yasası'nın dördüncü bölümü, bilgi edinme hakkının sınırlarını düzenliyor:
"Madde 15 - Yargı denetimi dışında kalan idari işlemlerden kişinin çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek nitelikte olanlar, bu Kanun kapsamına dahildir. Bu şekilde sağlanan bilgi edinme hakkı işlemin yargı denetimine açılması sonucunu doğurmaz.
"Madde 16 - Açıklanması halinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.
"Madde 17 - Açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır.
"Madde 18 - Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır. Ancak, bu bilgi ve belgeler kişilerin çalışma hayatını ve meslek onurunu etkileyecek nitelikte ise, istihbarata ilişkin bilgi ve belgeler bilgi edinme hakkı kapsamı içindedir.
"Madde 23 - Kanunlarda ticari sır olarak nitelenen bilgi veya belgeler ile, kurum ve kuruluşlar tarafından gerçek veya tüzel kişilerden gizli kalması kaydıyla sağlanan ticari ve mali bilgiler, bu Kanun kapsamı dışındadır." 25.10.2005
BALIKESİR, ESKİŞEHİR VE GÜMÜŞHANE'DEKİ ALTIN İŞLETMELERİNİN SAHİBİ OLDU
Koza, 3 yeni maden aldı
Grup, TÜPRAG'tan devraldığı 5 saha için 5.5 milyon dolar ödeme yapacak. Koza Yönetim Kurulu Başkanı İpek, dünya standartlarında üretim yaptıklarını söyledi
ERDAL ÇARBOĞA: ÇEVREYE DUYARLI ŞİRKETİZ Koza Yönetim Kurulu Başkanı Akın İpek, mevcut en iyi teknolojiyi kullanarak en üst çevre standartları ile üretim yaptıklarını belirterek, "Dünyanın çevreye duyarlı örnek altın madeni olma vasfını sürdürmekteyiz" dedi.
Türkiye'nin ilk Türk altın işletmecisi olarak Bergama Ovacık Altın Madeni'nde üretimini sürdüren Koza Altın şirketi, 3 yeni altın işletmesini daha bünyesine kattı. Balıkesir Havran, Eskişehir Kazmaz ve Gümüşhane altın işletmeleri de Koza Altın şirketinin oldu. Şirket tarafından Sermaye Piyasası Kurulu'na gönderilen yazıda, Koza Altın İşletmeleri A.Ş.'nin Türkiye'de faaliyet gösteren TÜPRAG Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret Limited şirketinin mülkiyetinde bulunan altın sahalarına ait; Balıkesir Küçükdere ile Eskişehir Kaymaz bölgesindeki toplam 5 maden sahası ruhsatını ve 3 taşınmazı 3.000.000 doları peşin, 2.500.000 doları ise bir yıl vadeli çek ile ödenmek üzere toplam 5.500.000 dolara satın alındığı duyuruldu.
En iyi teknoloji Açıklamada, "devralınan toplam 5 ruhsatlı altın madeni sahasında 473.000 Ons, yaklaşık 215 milyon dolarlık üretime hazır görünür 'altın rezervi' bulunduğu" belirtilerek şöyle denildi: "Yapılacak sondaj aramaları ile bu rezervin artması beklenmektedir. Koza Altın şirketi mevcut en iyi teknolojiyi kullanarak en üst cevre standartları ile dünyanın örnek altın madeni olma vasfını sürdürmektedir." İşgücü yöreden Koza Altın İşletmesi Yönetim Kurulu Başkanı Akın İpek, yapılacak sondaj aramaları ile tespit edilen rezervin artmasını beklediklerini ifade ederek, "Altının çıkarma maliyeti hedeflenen bütçede 200 Amerikan dolar/ons'tur. Ovacık Altın Madeni'nin, üretime geçtiği 15 Mayıs 2005 tarihinden bugüne kadar yaptığı üretim süresince çevre ve iş güvenliği performansı, dünya ve Avrupa standartlarının üzerinde olup, madende üretim tamamen Türk mühendisleri ve yüzde 95'i yöreden olan işgücü ile gerçekleştirilmektedir" dedi.
Alınan yeni madenlerden Balıkesir Havran Küçükdere projesinde Koza Altın Şirketi tarafından tesis ve atık barajı yapılmayacağı, sadece açık ocak ve dekabaj faaliyeti gerçekleştirileceği bildirildi.
ÇALIŞMA 8 YIL SÜRECEK 11 alan daha mülkiyetimizde Koza Grubu'nun bünyesine dahil edilen Gümüşhane maden ocağında sekiz yıl boyunca 12 ton altın ve 6,5 ton gümüş elde edilebilecek. Yeraltı ocağı için 440 metre uzunluğunda ana nakliye yolu ve biri 270 metre, diğeri 230 metre uzunluğundaki iki yan yol olmak üzere toplam 940 metre galeri hazırlanmış durumda.
Üretime başlayabilmek için, ocaktan çıkarılacak cevherin işleneceği tesisin kurulması gerekiyor. Gümüşhane-Mastra altın madeninin işletilmesi için, 2004 yılında Normandy Madencilik A.Ş. ve Dedeman Madencilik A.Ş. tarafından Mastra Madencilik A.Ş. kuruldu. Koza Grubu, Dedeman Madencilik şirketine ait hisseleri 12 Ağustos 2005 tarihinde satın aldı ve şirket Mastra madeninin tamamına sahip oldu. Koza yetkilileri, "Mastra madeni yakınındaki 11 adet altın sahası ruhsatı da mülkiyetimizde. Bu sahalarda arama ve değerlendirme çalışmaları devam ediyor" dedi.
YATIRIMLARLA BÜYÜYECEK *Koza Grubu, Balıkesir ve Eskişehir'deki 5 maden sahasında, 473.000 ons, yani yaklaşık 215 milyon dolarlık altın üretmeyi planlıyor. *Yapılacak sondaj aramaları ile rezervin artması bekleniyor. *Grup, altının onsunu 200 dolara çıkarmayı öngörüyor. 15.11.2005

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Kütahya – Gümüşköy’de siyanür kullanılarak 21 yıldan beri gümüş üretilmektedir. Eee nerde çevreciler? Orada da siyanür kullanılıyor. Siyanür insan hayatına zararlı diyenler neredeler? Ama orada gümüş üretiliyor burada ise Altın üretiliyor. Değil mi? Önce BERGAMA şimdi de KAZ DAĞLARI. Kıyamet koparılıyor. Neden? Çünkü maalesef ALMANYA öyle istiyor. Kütahya gümüş madeninde de siyanür kullanılıyor ama kimseden ses çıkmıyor. Daha doğrusu Almanya’dan ses çıkmıyor. Ama söz konusu Altın olunca çevreciler toplanıyor. Çünkü Almanya öyle istiyor

ibrahim baytak dedi ki...

Siyanürle altına halkın direnişi Türkiyede ilktir. Almanı, ABD si değil çevreyi doğaı, suyu kirleten her şeye karşıyız. bergama da şimdide KOZAK yaylası tehlikede, Çanakkale de kaz dağları dah ülkemin bilmediğimiz hangi cennet köşeleri tehlikde. Bu yazıyı çevrecilere ders ve örnek olsun diye yayınladım.
Önsözü okursanız amacımı anlarsınız. saygılarımla. İbrahim BAYTAK