SİVİL HALK DİRENİŞİ
Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri bu tesisin çalışma iznini iptal eden kararlar vermişlerdir. Hal böyle iken Milliyet gazetesi hiçbir bilimsel dayanağı olamayan haberler yayınlayarak, altın lobisine alet olmaktadır. 09.07.2001
BİLİMADAMLARI SİYANÜRDE KARŞI KARŞIYA
İzmir-Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü'nde görev yapan 19 öğretim üyesinin "Belirli koşullar sağlanarak siyanürlü altın üretimi yapılabilir" yönündeki açıklamalarına meslek odaları, akademisyenler ve çevreciler tepki gösterdi. Öğretim üyelerinin, Bergama köylüsünün11 yıllık mücadelesine ve hukuka saygısızlık yaptığı vurgulandı.
DEÜ Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mevlüt Kemal, açıklamalarının bilimsel gerçeklere dayandığını, gerekli tedbirlerin alınmasından sonra altın madenciliği yapılmasının bir sakınca yaratmayacağını belirterek, "Teknolojik bir konu, hukuka çözümlenmek isteniyor. Ortada bilimin gerçekleri var. Gerekli tedbirler alındıktan sonra üretim yapılabilir diyoruz" dedi.
Prof. Dr. Kemal ve beraberindeki öğretim üyeleri hazırladıkları bildiride şu görüşlere yer verdiler: "Gelişmiş ülkelerde siyanür kullanılarak altın üretiminin yapıldığını bir gerçek. Bu ülkelerde halen aynı yöntemle çalışan tesislerin bulunduğunu, hal böyleyken madenci öğretim üyeleri olan bizler bu prosesin ülkemizde yasaklanmasını, öğrencilerimize nasıl açıklayabiliriz? Bizim görüşümüz çağdaş ileri bir teknolojinin yasaklanamayacağıdır. Ancak söz konusu teknolojinin doğuracağı riskin ve çevresel olumsuzlukların en aza indirilmesi için dünyada uygulanan tedbirlerin alınıp alınmadığının kontrolünün yapılması gerekir."
DEÜ Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü'ndeki 19 akademisyenin bu yönde açıklamada bulunması başta Bergama köylüsü olmak üzere duyarlı çevrelerin tepkisini çekti.
Köylülerin yaşam hakkı için 11 yıldır karşı çıktığı siyanürlü altın üretimi konusunun böylesine kısır bir anlayışla geçiştirilemeyeceğini söyleyen Bergama köylülerinin sözcüsü Oktay Konyar, "Temel dayanağı bilimsel düşünce olması gereken öğretim üyeleri en başta hukuk bilimini yok saymışlardır" dedi. Konyar, Bergama'da siyanürlü yöntemle altın madeni işletilemeyeceğine ilişkin kesinleşmiş yargı kararlarının mevcudiyetini koruduğunu vurgulayarak, "Bunun yanı sıra çevre, halk sağlığı, kimya, Jeoloji gibi pek çok bilim dalından akademisyen Bergama'da siyanür kullanımının büyük felaketlere yol açabileceğini bildirdiler. Bu gerçeğe karşın 19 bilim insanının böylesine bir yaklaşımda bulunması üzüntü vericidir. Akıllara,siyanürlü şirketle bir dirsek temaslarının olup olmadığı sorusu geliyor. Bilimi savunduklarını söylüyorlar ancak, yapılan aymazlıktan başka .bir şey değildir"görüşlerine yer verdi.
Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi 2. Başkanı Zeliha Baltacıoğlu, madencilerin insan sağlığını göz ardı ederek kendilerine iş imkanı yaratmak istediklerini savundu. Baltacıoğlu, altın yatağının toprağın altında durduğunu ve değer kaybının söz konusu olamayacağını vurgulayarak, "risk açısından tereddüt yaratmayacağı bir yöntem bulununcaya kadar altın çıkarma girişiminde bulunulmamalı" diye konuştu.
Baltacığolu, bu yöndeki açıklamaları Normandy şirketi tarafından emsal yaratmak için kullanılmaya çalışılacağını da kaydederek, "Eğer Bergama'da bu izni alırlarsa 560 altın madeni işletilmeye başlanacak. Maden Mühendisleri ekonomik krizi bahane ediyorlar. İş imkanlarını artacağını söylüyorlar. Siyanürlü altın liçiyle ilgili bilgileri nedir? Siyanürlü madenin çevresel etkileri ve insan sağlığına etkileri ne olur diye sorulsa, nasıl bir yanıt verecekler? Bu konuda nasıl fikir üretebiliyorlar? Bu bizim işimiz, maden çıkarmak onların işi. İyi bir proses elde edilene kadar beklenmeli" görüşlerine yer verdi.
İzmir Bergama El Ele Hareketi Üyelerinden Ayşe Tosuner de 19 öğretim üyesinin 11 yıldır sürdürülen mücadele süresince neden bir açıklama yapmadığını ve bu zamanı beklediğinin merak konusu olduğunu vurgulayarak, " Hukuk karaları verildikten sonra böyle bir açıklamada bulunmaları, Bergama köylüsüne saygısızlık ve haksızlık. Eğer bu işlim zararlı değilse altını kendileri çıkarsın. Neden yabancı şirketleri bekliyorlar? Böyle bir açıklamayla şaibe altına giriyorlar" dedi. 16.07.2001
ATIK HAVUZUNDA YÜZÜP ARITILMIŞ SU İÇTİLER..
Bergama'da "deneme" adı altında "tam kapasite" altın üretimine başlayan Normandy firmasının yetkilileri, çevreye zarar vermediklerini ispat için soyunup atık havuzuna girdi, arıtılmış suyu içti.
Bergama Ovacık'ta geçen mayıstan bu yana Başbakanlık izniyle deneme üretimine başlayan Normandy Madencilik, aylık çevre raporunu basın toplantısıyla açıkladı.
Normandy Şirketi Murahhas Üyesi ve Genel Müdür Sabri Karahan, atık suyun biriktirildiği havuzda, sınır değerlerin onda biri kadar siyanür olduğunu ileri sürdü. Karahan, sanayi atıklarının daha zararlı olduğunu belirterek şunları söyledi: "Ağır metal atığımız olmamasına karşın, tedbirimizi bu seviyeden alıyoruz. Tesiste siyanürle ilgili değerler Türkiye Gıda Kodeksi'nin onda biri kadar. Havaya geçebilecek siyanür gaz oranı ise sıfır." EDA BERKBAYRAK DHA 16.07.2001
İPTAL KARARININ UYGULANMASINI BEKLİYORUZ
Bergama köylülerinin lideri Oktay Konyar , konu ile ilgili olarak Bağımsız İletişim Ağı'na (BİA) şu bilgiyi verdi:
İzmir 1. İdare Mahkemesi, 22 Haziran 2001' de uygulanmak üzere 1 Haziran 2001 tarihinde Eurogold'un siyanürlü altın çıkarma iznini iptal etmişti. İptale konu olan da Başbakanlık izniydi. İptal kararına karşın Eurogold hala deneme üretimine devam ediyor. Bugün İzmir Valiliği'ne Başbakanlık Müsteşarlığı tarafından bir yazı gönderildiğini öğrendik. Bu yazının, mahkemenin verdiği iptal karanının Eurogold tarafından uygulanması ile ilgili olduğunu sanıyoruz. Bunun için Eurogold altın sahasında bine yakın arkadaşımızla toplandık. Amacımız ve beklentimiz, mahkemenin verdiği iptal karanının uygulanması. Bizler uygar insanlar olarak, mahkemenin verdiği iptal kararının uygulanması için burada sivil denetim görevini yapıyoruz. Bizim işimizi şiddet değil, hukukun verdiği kararın uygulanmasını denetlemektir.
Senih Özay: "İptal kararının uygulanması lazım" Siyanürle altın çıkarılmasına karşı çıkan Bergama köylülerinin avukatlarından Senih Özay , konuyla ilgili olarak BİA'ya şu bilgileri verdi: İptal kararının uygulanması için verilen tarih de 22 Hazirandı. Bu arada Eurogold'un deneme altın üretimi de devam etti ve ediyor. Hukuki sürecin devam etmemesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Mahkemenin iptal kararının mutlaka uygulanması lazım. Öğrendiğime göre Başbakanlıktan İzmir Valiliği'ne Eurogold ile ilgili bir yazı gelmiş. Bu yazının mahkemenin iptal kararının uygulanmasına yönelik olduğunu sanıyorum. İptal kararının uygulanmaması söz konusu olamaz .Uygulanır, Egurogold'un da iptal kararına karşı Danıştay'da itiraz hakkı var. Bu memlekette her şey olur ama, mahkeme kararlarının uygulanmaması söz konusu olamaz. 23.07.2001
GECE YARISI FENERLİ SİYANÜR NÖBETİ
Siyanürle altın üretimine karşı mücadele eden Bergama köylüleri her gece Euorogold'un üretim bölgesinde fenerlerle gece nöbeti tutuyorlar. Gece 23.00'te başlayıp, sabah 04.00'te biten eyleme ortalama 500 kişi katılıyor.
BİA- Bergama'da yaklaşık on yıldır siyanürle altın üretimine karşı mücadele eden köylüler, Eurogold'un habersizce üretime başlamaması için altın madeni çevresinde gece nöbeti tutmaya başladılar. İzmir İl İdare Mahkemesi'nin verdiği karardan sonra artık madenin kapatılması kaçınılmaz hale gelmesi üzerine gece nöbetlerini sıklaştıran köylülerin önderi Oktay Konyar konuyla ilgili olarak BİANET'e şunları söyledi: "Biz her gece ortalama 500 kişi maden sahasını çevreleyen tel örgünün etrafında nöbet tutuyoruz. Geçen akşam 'madenin kapatılması konusunda başbakanlıktan İzmir Valiliği'ne bir tebligat geldiği yolunda duyum aldık. Bunun üzerine daha kalabalık olarak madene çıktık. Gece 23.00'te başlayan eylemimiz sabah 04.00'te bitiyor. Çünkü o saatte gün ışımaya başlıyor." 23.07.2001
"İSPAT ETMEYENLER ALÇAK VE ŞEREFSİZDİR"
Bergama Çevre Hareketinin sözcüsü Oktay Konyar'dan sert açıklama
Bergama Çevre Hareketinin sözcüsü Oktay Konyar: Son günlerde bazı basın kuruluşlarında, altın madenine karşı hareketin arkasında Almanya'nın olması ve bazı vakıf ve kuruluşlarca para aktarıldığının iddia edilmesi üzerine Bergama Çevre Hareketinin sözcüsü Oktay Konyar bir açıklama yaptı. İddiaların tamamen asılsız ve şirket tarafından karalamadan öte bir anlam taşımadığını söyleyen Konyar gazetemize konu ile ilgili şu açıklamada bulundu:
"Bergama'da topraklarının kirletilmesine karşı çıkan dünyada örneği az olan şiddete başvurmayan, provakasyona gelmeyen demokratik eylemleri kazanımla sonuçlanırken, bazı basın ve medya kuruluşları hükümetin desteğiyle olayı saptırmakta, ulusal kalkınma savaşı veren köylüleri, Almanya'daki bazı örgüt ve vakıflara işbirliği ve destek aldığı şeklindeki kararlamalarla incitilmektedir. Şimdi köylülerin sözcüsü olarak soruyorum:
Bizim yurt dışından destek aldığımızı ve bu nedenle devlet aleyhine çalıştığımızı söyleyip de ispat etmeyen basın, medya ve siyasiler alçak ve şerefsizdir. Eğer böyle bir şey kanıtlarlarsa onurlu insanların ne yapması gerekiyorsa gereği yapılır. Burada halkın yaşamsal talebi var. Bunun üzerinde kimseye kumar oynatmayız. Çok yakında halkın kararlılığı net biçimde görülecektir. Bunu sadece bize iftira edenler değil bütün dünya taktirle izleyecektir." 06.08.2001
GEÇERKEN GÖRDÜK, HER ŞEY ÇOK GÜZEL
-Evrensel- İzmir Bergama Ovacık Köyü civarında siyanür liçi yöntemiyle altın çıkaran eski adıyla Eurogold yeni adı Normandy şirketi, madenin kaderini belirleyecek olan Danıştay'daki duruşma öncesi, kamuoyunu ve mahkemeyi etkileyebilme telaşında.
Şirket, bu çerçevede, 11 Eylül'de İstanbul'da düzenlenen 9. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi'ne katılan 5 yabancı "bilim adamını tesislerine getirip kısa bir bilgilendirmenin ardından basın mensuplarına madeni aklayıcı açıklamalar yaptırdı. Yabancı bilim adamlarına bir saat içinde birtakım bilgileri aktaran ve tesisleri gezdiren şirket yetkilileri, aynı süre kısıtlamasını, "bilim adamlarının Efes'i gezip, uçaklarına yetişecekleri" gerekçesiyle basın için de getirdi. Bilim adamlarıyla gazetecilerin görüşmelerini yarım saatle sınırlayan şirket yetkilileri, bu sürenin de yarısını kendi bildik tezlerini sıralamakla geçirdiler.
Ovacık köyü yakınlarındaki maden işletmesindeki tesislerde yapılan basın toplantısı öncesi konuşan şirketin yönetim kurulu üyesi Orhan Güçkan, madenin ülke ekonomisi için yararlı olduğunu, kullanılacak siyanürün çevreye ve insan sağlığına zarar vermeyeceğini iddia etti. Madenin şuan tam kapasiteyle çalıştığını söyleyen Güçkan, günde 10 kilo altın ve 10 kilo gümüş çıkarıp, bugüne kadar 3 milyon dolarlık satış yaptıklarını anlattı. Mahkemenin madenin çalışmaması yönünde verdiği kararlar konusundaki bir soru üzerine, mahkemeye saygılı olduklarını ileri süren Güçkan, "Mahkeme madenin faaliyetlerini durdurursa kaybeden Türkiye olur" iddiasında bulundu. Daha sonra 11 Eylül tarihinde İstanbul'da yapılan 9. Balkan Cevher Hazırlama Kongresi'ne katılan 5 yabancı bilim adamı ile birlikte, Bergama'daki madenin insan ve çevre sağlığına zarar vermeyeceği yönünde basın toplantısı yapan şirket yöneticilerine, İTÜ. Maden Fakültesi Cevher Hazırlama Ana bilim Dalı Dekanı Prof. Dr. Güven Önal da katıldı.
Bir saatte bilimsel bilgi... Amerikalı ve Rus Bilim adamlarından oluşan grup, bir saatlik gezilerinin ardından kendilerine gösterdiği kadarıyla tesislerin modern olduğunu söylerken, bu süre içinde hangi bilimsel yöntemler sonucu madendeki siyanürün zararsız olduğunu kanısını edindiklerini açıklayamadılar. Bilim adamları, köylülerle yaşanan sorunlardan haberlerinin olmadığını, zaten çok kısa bir süre tesisleri görebildiklerini söylediler. Şirket yetkilileri, basın açıklamasının ardından bilim adamlarını " Konuklarımızın zamanları çok kısıtlı. Daha yemek yedirip, Efes'i gezdireceğiz" diyerek gazetecilerden kaçırdılar. 17.09.2001
EUROGOLD’UN İHALESİ
30 Temmuz 2001 tarihli yerel gazetelerde altın madeninin bir ilanı vardı. İlanda kapalı zarf usulü ihale yapılacağı ve ihaleye katılacakların 3.8.2001 tarihinde saat 10:30'da firmalar tanıtım dosyalarını vererek iş yerlerini görecekler, ihale evraklarını ve projeleri alacaklar, akabinde 8.8.2001 tarihinde saat 11:00'da teklif mektupları verilecek, saat 11:30'da katılan firmaların önünde teklifler açılacaktır, diye ilan verildi.
Bu ilan altın madenine ait. 2.8.2001 tarihinde Bergama'dan bir çok firma ve kendim olmak üzere madene gittik. Tanıtım dosyalarını verdik, ihale belgelerini alıp iş yerini gördük. Buraya kadar güzel, sorun yok. Yalnız 8.8.2001 tarihinde saat 11:00'da teklif mektuplarını götürdük, mektupları kapıdan aldılar. Biz dedik ki saat 11:30'da zarflar açılacak dedik, hayır dediler. Zarflar sonra açılacak, sizin huzurunuzda değil cevabını aldık. Bugüne kadar madenle ilgili hiçbir talebimiz, hiçbir isteğimiz şahsen ve siyaseten olmamıştır. Ama şahsen ve siyaseten madenin çıkarılması yönünde tavır aldık, almaya devam etmekteyiz. Etmekteyiz ama madenin şu anki yönetimi ile birlikte değil. Çünkü madenin şu anki müdürü, mühendisi, elemanı resmen Bergamalı kişi ve firmalarla dalga geçer gibi davranmaktadırlar. Neden mi? Madem ki sen işi istediğine vereceksin, istediğini yapacaksın ne diye ihale açıyorsun. Hadi ihale açtın. Neden saat 11:30'da zarflar katılan firmaların önünde açılacak diyorsun. Mademki yapmayacaksın, yazmayın. Size zorla mı ilan verin, zarfları gözümüzün önünde açın dedik. Madem yönetimi biraz sözünün eri olsun. Verdiğiniz ilandaki sözünüzde durun. Zaten sizler daha önce de aynı şeyi personel alımında da yaptınız. On bine yakın kişiden müracaat aldınız, sınav yaptınız, yine bildiğinizi okuyup madene karşı olanlara şirin görünmek için onların adamlarını işe aldınız. Ama artık yeter. Sayın madem yöneticileri: Bergamalı insanlarla ve firmalarla dalga geçmeye son verin. Eleman mı lazım, elemanınızı alın, işinizi istediğiniz firmaya verin ama lütfen bu kişilerle ve firmalarla dalga geçmeyin. Bu işe girecek insanlara umut verip sonra da dirsek göstermeyin. Lütfen bir dediğiniz bir dediğinizi tutsun. Yoksa başta ben olmak üzere bu Bergamalı size gereken cevabı verir. Bu da çok yakındır. Sayın maden yöneticileri. Tekrar söylüyorum, madene karşı değilim, parti olarak ta değiliz. Sayın Genel Başkanım Muhsin Yazıcıoğlu'da yer altı zenginliklerinden faydalanmalıyız diye açıklama da yaptı. Yine de yaparız ve yaptırırız. Ama madenin şu anki yöneticileri ile değil. Ben madene değil, yöneticilerine karşıyım. Sonuç olarak diyorum ki, sayın maden yöneticileri şirinleri oynamayın. Dürüst olun, dediğinizi yapın. Bergamalının sizden talebi yok Ama umut dağıtıp dirsek gösterirseniz Bergamalı da size gösterir. Bunu unutmayın. Ama siz şu an bazı işlemlerinizi yaptırdınız. İşiniz tıkır. Sakın ama sakın yarının ne olacağını ve neler getireceğini unutmayın. Daha size söyleyeceğim çok şey var. Yazmaya devam edeceğim. Ne zaman özünüzle sözünüz bir olursa o zaman duracağımızı bilin. 17.09.2001- Fehmi Akyüz
KONYAR MEŞALELİ EYLEMDEN YARGILANIYOR
Altın madenine karşı çıkan köylülerin sözcüsü Oktay KONYAR “meşaleli eylem” ismi verilen gösteri nedeni ile yargılanmasına devam edildi.
Bergama asliye ceza mahkemesinde yapılan duruşmada, olay görüntünün yer aldığı video kaset bilirkişiye teslim edildi. Yılmaz Sağlam isimli polis memuru bilirkişi video kaseti izleyecek ve raporunu mahkemeye sunacak. Sonraki duruşma ise 2 Kasım 2001 tarihinde. Duruşmaya altın madeni karşı çıkan köylülerden yaklaşık 100 kişi de duruşmayı izledi. Duruşma sonrası, Hükümet binası önünde Oktay Konyar köylülere kısa bir konuşma yaptı. Konyar konuşmasında, hiçbir zaman için yasal sınırların dışına çıkmadıklarını, şiddet/teröre başvurmadıklarını ve bundan sonraki mücadelelerinde de başvurmayacaklarını söyledi. Madenin çalışıyor olmasının hiç kimseye yılgınlığa sürüklememesi gerektiğini de belirten Konyar, "Anayasa değişikliği meclisten geçti. Bundan sonra, önceden izin alınmaksızın toplantı ve gösteri yapılabilecek. Yakında tekrar sesimizi duyuracağız" dedi.
Oktay Konyar yasaların herkese için olduğunu belirterek, "Türkiye yüce mahkemesinin altın madeninin çalışmaması yönünde kararı dururken maden çalışıyor. Oysa biz yargılanmaya devam ediyoruz" diyerek, Danıştay kararının uygulanmasını da istedi. Oktay Konyar daha önce yargılandığı 28-11-1999 tarihinde 'Tenekeli Eylem' olarak isimlendirilen eylem nedeniyle 18 ay hapis cezası verilmiş,, 'geçmişte mahkumiyeti bulunması ve suç işleme eğilimi dikkate alınarak' tecil edilmemişti. Bilindiği gibi Oktay Konyar kararı temyiz etti. 01.10.2001
"ALMAN VAKIFLARI ve BERGAMA DOSYASI"
ATV'de Hulki Cevizoğlu'nun yaptığı, 'Ceviz Kabuğu' programında 2 haftadır "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" tartışıldı. Sabah saatlerine kadar süren ve Bergama'da ilgi ile izlenen programda, altın madeni karşıtlarının Alman vakıfları tarafından finanse edildikleri ileri sürüldü. Oktay Konyar'ın ve Sefa Taşkın'ın da telefonla katıldığı programda tüm iddialar red edildi.
Dr. Necip Hablemitoğlu'nun yazdığı, "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" isimli kitapta, Alman vakıflarının Türkiye'de yasal olmayan çalışmalar yaptığını, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediğini ve altın madeni karşıtlarının finanse ettiği ileri sürülüyor.
Dr. Necip Hablemitoğlu kitabında ve 'Ceviz Kabuğu' programında, Alman vakıflarının Türkiye'de, her tür etnik ve mezhepsel ayrılıkları körükleyerek, ülkenin bütünlüğü açısından bir tehlike oluşturduğunu, Türkiye'de yasal olmayan bir şekilde çalıştıklarını, gelir kaynaklarının %90'dan fazlasını Alman devleti tarafından karşılandığını ileri sürdü.
Hitler döneminde, işgal ettikleri ülkelerden altınları Almanya'ya getirmesi sonucu Almanya'nın şu an elinde 90 bin ton altın stokunun bulunduğunu söyleyen Hablemitoğlu, "bu yüzden Almanya başka ülkelerin altın çıkarmasını istemiyor. Ayrıca Türkiye her yıl Almanya'dan 2 milyar dolarlık altın ithal ediyor. Eğer Türkiye kendi altınını üretirse bu ithalatı yapmayacağı için, Türkiye'de de altın çıkarılmasını istemiyor. Bu yüzden maden karşıtlarını örgütleyip, finanse ediyor" dedi.
Tartışma süresince bir çok Alman vakfı ve kuruluşlarının Türkiye'de bir takım faaliyetlerde bulunduklarını, miktarlarını açıklamadıkları harcamalar yaptıkları ortaya çıktı.
Alman vakıflarının altın madenine karşı yapılan eylemleri finanse ettiği yolundaki iddialar ise kanıtlanamadı. Programa katılan Oktay Konyar ile telefonla katılan Sefa Taşkın, Alman vakıflarından destek gördüğü iddiasını yalanladılar. Oktay Konyar konuşmasında kısaca şunları söyledi:
"Biz, Bergama'da altın madeni olduğunu duyduğumuz zaman önceleri sevinmiştik. Bölgemize bolluk- bereket gelecek sanmıştık. Fakat zamanla öğrendik ki, altın siyanürle çıkacak ve ayrıştırmadan sonra çevre ve insan sağlığını tehdit eden ağır metaller ortaya çıkacak. Biz böylesi tehlikelerin içinde yaşamak istemiyoruz. Yöre halkı olarak tepkimizi dile getirdik, sivil direniş hakkımızı kullandık. Tüm bunları yaparken hiçbir terör eylemine girmedik. Tamamı ile barışçıl gösteriler yaptık. Bir yandan da hukuk mücadelesi verdik. Mahkemeler bizi haklı buldu. Devletimizin yüce mahkemesi, Danıştay bizi haklı gördü, "bu madenin çalıştırılmasında, çevre ve insan sağlığı açısından, kamu yararı bakımında uygunluk yoktur" dedi. Fakat bu mahkeme kararına rağmen maden çalışıyor. Biz şimdi, hukukun herkese lazım olduğunu ve uygulanması gerektiğini söylüyor ve kararın uygulanması için sivil itaatsizlik hakkımızı kullanıyoruz. "Alman vakıflarından mali destek almaları konusunda ise, böyle bir şeyin kesinlikle söz konusu olmadığını belirterek, "Yaşama hakkı için, mahkeme kararlarının uygulanması için direnen köylülere hakaret ediliyor. Bunu söylemek, 'köylüler aptaldır' demek anlamına gelir. Eğer benim Alman vakıfları ile bir bağlantımı bulursanız intihar ederim" dedi.
Sefa Taşkın ise telefonla katıldığı programda, Dr. Necip Hablemitoğlu'nun söylediği tüm rakamların gerçek olmadığını, MTA'nın internetteki sitesinde ne kadar altın rezervinin bulunduğunu yazdığnı belirterek, "ortalık 60 milyar dolar, 100 milyar dolar, 600 milyar dolar gibi akıl almaz rakamlar söyleniyor. Bunlar gerçek dışıdır. Bergama'da 26 ton altın rezervi var. Normandy bunu 10 yılda çıkaracak. Yılda 20 milyon dolar harcayarak 24 milyon dolar gelir elde edecek. Yılda 4 milyondan 10 yılda 40 milyon dolar bir paradır söz konusu olan yasa gereği bu paranın %10'nunu devlete verecek bu da 4 milyon dolar anlamına gelir. Tüm Türkiye altınında devlete kalacak para ise toplam sadece 40 milyon dolardır. "Taşkın yabancı vakıf ve örgütlerle ilişkileri konusunda ise, "Biz, demokratik ve çevreci örgütlerle ilişkiler kurarak, Avrupa’nın birçok ülkesinde de kampanyalar açtık. Almanya'da Alman Yeşiller Partisi ile birlikte yapılan kampanya sonucu Almanlar Eurogold'tan ayrılmak zorunda kaldılar" dedi. Sabah saat altıya kadar süren programa Normandy şirketinden, bilim adamlarından da katılanlar oldu. 15.10.2001
GÜNDEM - Alman Vakıfları ve Bergama
ATV' de, "Ceviz Kabuğu" programında iki Cumartesi "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" konuşuldu. Türkiye'de Almanya'nın dışında, başta Amerika olmak üzere bir çok yabancı örgütler faaliyet gösteriyor. Oysa bu programda konuşulanlar sadece Alman Vakıflarıydı. Programda altın madeni karşıtlarının Alman Vakıflarından para aldıkları iddiasından daha çok suçlanan Alman devleti oldu. Alman Büyükelçisinin girişimleri ve müsteşarının programa katılması bunun bir göstergesiydi. Hablemitoğlu kitabında, "Bergama direnişinin yerel dinamikleri" başlığında suçlama getirdiği dört kişiden, Birsen Lemke, Sefa Taşkın, Senih Özay ve Oktay Konyar'dan sadece Oktay Konyar'ın davet edilmesi programın tarafsızlığı konusunda tartışmalara neden oldu.
Umarız ki bu program, Türk Askerini Afganistan dağlarına götürmek planının bir parçası değildir.
Saygılarımızla... 15.10.2001- Kuzey Ege
ALMAN VAKIFLARINA SORUŞTURMA
Ankara DGM savcılığı, Dr. Necip Hablemitoğlu'nun yazdığı, "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" kitabını suç duyurusu kabul ederek soruşturma başlattı.
DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Hablemitoğlu'nun yazdığı ve ATV'deki 'Ceviz Kabuğu' programında dile getirdiği iddiaları soruşturma kapsamına aldı. Hablemitoğlu kitabında, Alman vakıflarının yasal olmayan bir şekilde, Türkiye'de faaliyet gösterdiğini, amaçlarının Türkiye'deki her tür etnik, dini ve kültürel kimliklerin ön plana çıkararak Türkiye'nin zayıf düşürülmesi yönünde çalıştıklarını ileri sürüyor. Hablemitoğlu ayrıca, Bergama altın madeni karşıtlarının arkasında Alman vakıflarının olduğunu iddia ediyor. Hablemitoğlu'na göre,
Türkiye Almanya'dan yılda 2 milyar dolarlık altın ithal ediyor. Türkiye kendi altınını çıkarması durumunda bu ithalatın kesileceği için Almanya Türkiye'nin altın çıkarmasını istemiyor. Bu yüzden almanya altın madeni karşıtlarını finanse ediyor ve Türkiye çapında altın madenlerine karşı kampanya yürütüyor. 29.10.2001
SİYANÜRLÜ ALTIN VE KÖYLÜ MÜCADELESİ
İşçi partisi Bergama İlçe Örgütü
Geçen ay Hulki Cevizoğlu'nun Ceviz kabuğu programında Bergama'daki altın madenciliği gündeme getirildi. Tartışma iki cephe arasında geçti. Oysa sorunun esas cephesini oluşturan ve tarihe geçen Bergama köylü mücadelesi bu tartışmada tarafa olarak yerini alamadı. Bunlara kısaca değinelim. Tartışmada çokuluslu Normandy şirketi cephesinde Necip Hablemitoğlu, Orhan Kural, Cengiz Özakıncı, Orhan Güçkan, DSP' li vekiller Hasan Özgöbek ile Erol Al yer aldılar ve açık açık altın madeni işletmeciliğini savundular.Bunu da tamamen ikiyüzlü bir şekilde bağımsızlık,yurtseverlik gibi yüce değerleri kullanarak yaptıkları için pek çok vatanseverinde kafasını karıştırmayı başardılar. Çok fazla ayrıntıya girmeden iki nokta üzerinde durmak istiyorum. Birincisi, bütün koşullar yerine getirilse bile ki bu mümkün değil, bu bölge birinci derecede deprem kuşağında bulunmaktadır. 1939 yılında bu bölgede 9 şiddetinde deprem olmuştur. Bergama altın madeninin yer aldığı Ovacık köyü ve bu köyün 20 km. uzağındaki Dikili ilçesi yerle bir olmuştur. Yani siyanürlü atık barajı tam bir fay hattının üzerinde bulunmaktadır. İşbirlikçi kafalar dahil, bu işin bütün uzmanlarının hemfikir olduğu bir gerçek var ki, siyanürlü çamur atılamıyor. Bu durumda yaşanacak herhangi bir depremde atık barajını koruyan kil tabakası parçalanacak, içerisinde 4 bin ton siyanürün bulunduğu çamur çevreye yayılacak felaketlere yol açacaktır.
İkinci önemli nokta ise; sık, sık ülke yararından bahseden bu zatların aslında çok uluslu emperyalist şirketlerin çıkarlarını savundukların görüyoruz. Normandy şirketinin yetkilisi olsun diğer uzmanlar olsun Bergama'dan 10 yılda brüt 300 milyon dolar civarında altın elde edileceğini söylemektedirler. Şirket maliyetini çıkardıktan sonra kalan paranın sadece % 10 unu vergiler vs. biçiminde ödeyecektir. Bunlarda Türkiye'ciliğin, vatanseverliğin zerresi bile yok. Ufacık bir kırıntısı dahi olsaydı; hiç değilse, "bu altını emperyalist şirketler çıkaracağına, yöre insanına, zeytin ve çam ağaçlarına zarar vermeden biz çıkaralım derlerdi.
Alman cephesine gelince bugün ülkemiz NGO (hükümet dışı kuruluşlar) ın en fazla yoğunlaştığı bir coğrafyada bulunmaktadır. Eskiden misyoner örgütlerinin din adına yaptıkları faaliyetleri bu gün NGO lar (İnsan hakları ve demokrasi) adına, Bergama'da ise yurttaşlık bilinci ve yaşam hakkı, sivil itaatsizlik ve özgürlük adına yürütmektedir. Alman Federal İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı Aralık 2000 tarihinde Alman NGO larının yöneticilerine "gizli" damgalı ve "Türkiye Konsepti" başlıklı bir yazı gönderiyor. Bakanlık gizli yazısında NGO lardan "Türkiye'de sivil toplumun geliştirilmesi için, başta Alman parti ve vakıfları olmak üzere tüm diğer organların sistemli bir çalışma yürütmesini istiyor.(1) Öte yandan Almanya'da bütün siyasi partilerin kendi NGO ları vardır. Örneğin; Heinrich Böll Vakfı Yeşiller Partisi'ne aittir. Bütün vakıflar Alman devletinden para alırlar. Çalışmaları Alman istihbarat örgütleri ve bakanlıklar tarafından programlanır. Birinci cephede yani; emperyalist çok uluslu şirketler yanında açık açık yer alanların ihanetlerini maskeleyebilmek için kullandıkları, bağımsızlık, yurtseverlik gibi kavramları Alman cephesinde yer alan Birsel Lemke ve yandaşları da kullanıyorlar. Buna karşılık halk içinde yaydıkları fikirleri ve ileri sürdükleri eylem önerilerini incelediğimizde esas olarak köylü mücadelesinin bağımsızlıkçı yönünün zayıflatmayı ve bertaraf etmeyi hedeflediklerini görüyoruz. Nedir bunlar?
1- "Bize ne Avrupa'dan, Amerika'dan Biz önce siyanürcü şirketi kovalım" fikrini yayıyorlar. Böylece şirketin arkasında yer alan Dünya Bankası, IMF ve AB nin rollerini gizliyorlar. Mücadelenin siyanürcü şirket ve bunların arkasında yer alan Batı ve Amerika'yı hedefleyerek başarılı olacağı gerçeğini saptıyorlar.
2- "Hiçbir partiyi desteklemiyoruz" fikrini yayarak köylüler içinde örgütsüzlüğü körüklüyorlar ve emperyalizmin değirmenine su taşıyorlar. Atatürk'e sahip çıktıklarını söylüyorlar ama Atatürk'ün bir örgütle yani Kuva-yı Milliye ile Kurtuluş savaşını başardığını gizliyorlar.
3- Asker düşmanlığı yapıyorlar. Yerel bir takım olayları gerekçe göstererek genel olarak Türk askerini karalayan bir çizgi izliyorlar. Bu tutumla da bölücülüğün, irticanın , mafya ve hortumcunun üzerine giden askerimizi yıpratıyorlar. Yapmak istedikleri fakat ulusalcı güçlerin engellediği eylemlerden çarpıcı olan sadece iki örneği belirtelim:
A)Yunanistan'a topluca iltica eylemi yapalım.
B) New York, Londra ve Paris baro başkanlarını çağırıp toplantı düzenleyerek Türkiye'yi onlara şikayet edelim Görüldüğü gibi bütün bu fikirler ve önerilen eylemler emperyalizmin ulus devletimizi çökertmesine hizmet edecek türde eylemlerdir. Sorunun asıl cephesine gelince; Bergamalı köylülerin 10 yıldır sürdürdüğü mücadele tarihe geçmiştir. Ceviz Kabuğunda yapılan tartışmalar yöre köylülerini ve bizzat mücadelenin önderlerini hayretler içine düşürmüş, zaman zamanda güldürmüştür.
1- Yöre köylüleri Alman devleti adına çalışan Birsel Lemke ve bunlarla ilişkide olan "Sözde Önder" leri çok iyi biliyorlar. Ve mücadelelerini Alman devletinin yönlendirdiğini ileri sürenleri de lanetle anıyorlar.
2- Köylüler mevcut işbirliği ve ihanetin özellikle son iki yıldır farkında olmuş, son derece ustaca bir taktik izleyerek mücadelenin bağımsızlıkçı yönüne kesinlikle gölge düşürmemişlerdir. Örgütlü mücadelelerini sürdürmeye kararlıdırlar. 29.10.2001
ALMAN VAKIFLARINA SİVİL TOPLUM DESTEĞİ
20 sivil toplum kuruluşu Türkiye'de faaliyet gösteren Alman vakıflarına karşı medyada başlatılan kampanya ile ilgili olarak, bir basın bildirisi yayınladı.
BİA (İstanbul) - "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası" başlıklı bir yayın kaynak alınarak, Türkiye'de faaliyet gösteren Alman vakıflarına karşı medyada başlatılan kampanya ile ilgili olarak, 20 sivil toplum kuruluşu bir basın bildirisi yayınladı.
Çeşitli dönemlerde farklı proje ve etkinlikler kapsamında Alman vakıflarıyla işbirliği yapan sivil toplum kuruluşlarının basın bildirisi şöyle:
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunda belirlenen "çağdaş uygarlık" hedefine ulaşmayı devleti ve milletiyle benimsemiştir. Avrupa Birliği'ne (AB) tam üye olma sürecinde, ülkemizi bu hedefinden saptırmak isteyenlerin varlığı bilinmektedir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz derinleştikçe bu yönde çaba gösterenler dezenformasyon faaliyetlerini artırmakta ve kamuoyunu bir "Batı" ve "aydın" düşmanlığına sürüklemek gayreti içine girmektedirler.
Bunun yeni örneğini, son günlerde, bilimsellikten uzak, belge ve kanıtlara dayanma yerine "karalama" yöntemine ve komplo teorilerine başvuran "Bergama Dosyası ve Alman Vakıfları" adlı kitap ve bu kitabı konu alan bir TV programı oluşturmuştur. Bu yayınlarda, hem Türkiye'de uzun yıllardır faaliyet gösteren Alman Vakıfları, hem de bu vakıflarla çeşitli konularda işbirliği yapan Türkiye'nin saygın sivil toplum kuruluşları Türkiye düşmanı olarak gösterilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de faaliyet gösteren Batı kaynaklı sivil toplum kuruluşlarını toptancı bir yaklaşımla karalamaya ve mahkum etmeye çalışan bu düşünce sahipleri, aynı zamanda ülkemizin saygın sivil toplum kuruluşlarını da, Batılı sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaptıkları için neredeyse "vatan haini" ilan etmekte, hedef göstermekte ve kamuoyunu olumsuz yönde etkilemeye çalışmaktadırlar.
Sivil toplum kuruluşlarının bütün dünyada "ağlar" oluşturarak çalıştıkları, karşılıklı olarak fikir alışverişinde bulundukları ve ortak proje ve etkinlikler gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Bu husus, sivil toplumun ve dolayısıyla demokrasinin gelişmesinin ve işleyişinin temel unsurlarından biridir. Bu işbirliklerinin doğasını anlamayan ya da saptırmaya çalışarak "vatan, millet düşmanlığı" hamaseti yapanların amacı, kamuoyunu yanıltarak, ülkemizi Avrupa Birliği ve çağdaş dünyadan koparmaktır.
Türkiye'yi içine kapalı bir üçüncü dünya ülkesi konumuna itmek ve demokrasi dışı rejimlere mahkum etmek isteyen bu zihniyeti reddediyor ve onun temsilcilerini şiddetle kınıyoruz.
Biz, aşağıda imzası olan sivil toplum kuruluşları, Türkiye'nin demokratik ve çağdaş bir ülke olması doğrultusundaki çalışmalarımızı ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla bu bağlamda kurduğumuz ilişkileri güçlendirerek sürdürmeye kararlıyız. 19.11.2001
Basın bildirisini yayınlayan sivil toplum kuruluşları şunlar:
AEGEE - İstanbul (İstanbul Avrupa Gençlik Forumu Derneği), DAÇE Ortak Sekreteryası (Doğu Akdeniz Çevrecileri), DDD (Demokratik Değişim Derneği) Die Brücke - Alman Kültür ve Hayır Derneği EKDAV (Ege Kadın Dayanışma Vakfı) Habitat ve Gündem 21 Gençlik Derneği Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Yerleşimleri Derneği KADER (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) Marmara Belediyeler Birliği, SODEV (Sosyal Demokrasi Vakfı) TARİH VAKFI (Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı), TBBD (Türkiye Belediyeler Birliği) TESEV ( Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı), TOSYÖV (Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler ve Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı), TÜKODER (Tüketiciyi Koruma Derneği), Türk Demokrasi Vakfı, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, TÜSES (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı), WALD (Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi)
12 Nisan 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder