2002 seçimlerini AKP neden kazandı? 5 yıllık iktidarında yoksulluk, yolsuzluk ve işsizliği önleyemeyen, milyonlarca kişinin cumhuriyet mitingleri ile alanlara çıkıp “laik, demokratik cumhuriyet tehlikede” diye haykırdığı, çiftçi, köylü, esnaf, kamu çalışanın her gün protesto ettiği AKP 22 temmuz 2007 seçimlerinde nasıl % 47 oy aldı?
AB, ABD, kömür ve yiyecek yardımları, bize dindar cumhurbaşkanı seçtirmediler mazeretleri ne kadar etkili ise biraz da kabahat diğer siyasi partilerde ve bizde değil mi?
DSP; MHP; ANAP iktidarında ve seçimlere daha 2 yıldan fazla varken 2001 yılında bakın ne demişim.
SİL BAŞTAN
Yapılacak en doğru şey, SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM YASASINI DEĞİŞTİRİP, İktidarı ve muhalefeti ile 20 yıl içinde kısa veya uzun süreli, tek başına ve koalisyon olarak iktidar olan tüm politikacıların "biz beceremedik” diyerek politikadan çekilmeleri ve erken seçim kararı almaları. Ekonomiyi yöneten tüm üst görevli bürokratların istifa etmeleri.
"Yerimize kim gelecek" diye düşünmelerine gerek yok. Bu güne kadar önlerini tıkadıkları ne cevherler çıkar ve çok da başarılı olurlar.
Ancak hiç biri bunu yapmaz.
İktidar partileri hala kendilerine güvenilmesini, ekonominin rayına gireceğini savunuyorlar.
Muhalefet ise hükümetin istifa etmesini seçime gidilmesini, ekonomiyi ancak kendilerinin düzelteceğini söylüyorlar.
Bu güne kadar iktidarlarında ne yaptılar, neyi düzelttiler ki bundan sonra düzeltecekler?
Bu güne kadar görüldü ki, hangi parti iktidara gelse değişen bir şey olmuyor.
NEDEN DÜZELTEMİYORLAR ?
Vatandaş kendi temsilcilerini kendi seçmediği, seçtiklerini denetleyemediği zaman değişen bir şey olmuyor.
Adil bir hukuk sistemi sağlanmadan, kim olursa olsun suç işleyen cezalandırılamazsa değişen bir şey olmaz.
Milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmadan, yolsuzlukların ardındaki siyasetçiler açığa çıkarılıp yargılanmadan değişen bir şey olmaz.
Bunlar yapılmazsa yolsuzluklar önlenemez, işsizlik, yoksulluk önlenemez. Enflasyon ve hayat pahalılığı düşürülemez.
Demokrasinin tam ve sağlıklı işleyebilmesi için toplumun örgütlü olması gerekir. Toplumun her kesimi sesini bu örgütleri ile siyasal iktidara duyurur.
Seçimlerde siyasi partilerle anlaşarak temsilcilerinin parlamentoya girmesi, taleplerinin programa alınması sağlanır. Böylece parlamentoda değişik partilerde de olsa toplumun her kesiminden temsilciler bulunur. Temsil ettikleri toplum kesimlerinin haklarını savunurlar.
Ancak ülkemizde böyle mi? Siyasi partilerin hangisi bunu yaptı?
Hangi demokratik örgüt temsilcilerinin aday gösterilmesini sağlayabildi?
Aslında siyasi partilerin liderleri ve yöneticileri kadar sendika, meslek odası lider ve yöneticileri de başarılı değil.
Onlarda, kolay, kolay değiştirilemiyor.
Örgütler etkisiz ve tabanlarının güvenini kaybetmişler.
PEKİ NEDEN BÖYLE?
Eğer biz her gün kızdığımız apartman yöneticimizi denetleyemiyor, seçim sırasında toplantıya gidip oy kullanmıyorsak, onu değiştiremiyorsak,
Eğer biz üyesi olduğumuz kooperatifin yöneticilerini beğenmiyor, üstelik yolsuzluk yaptığından yakındığımız halde seçimlere gitmiyor veya gitsek bile yine ona oy veriyorsak,
Eğer biz üyesi olduğumuz meslek örgütü yöneticilerini beğenmiyor, haklarımızı korumuyor diye yakındığımız halde, toplantılarına gitmiyor, seçimlerine gitmiyorsak,
Eğer biz hangi seçim olursa olsun, dürüstlüğüne, doğruluğuna, başarısına göre değil de "BİZDEN, BİZDEN DEĞİL" diye düşünerek oy veriyorsak,
Eğer haklarımızı savunduğu halde demokratik örgütlerin toplantılarına, yasal eylemlerine bile katılmıyorsak,
SUÇLU ARARKEN ÖNCE AYNAYA BAKMAMIZ GEREKMEZ Mİ? 2007
2 Şubat 2008 Cumartesi
ATATÜRK DİYE, DİYE
Her zaman olduğu gibi bu yıl da ölümünün 69. Ölüm yıldönümünde törenlerle Atatürk’ü andık. Onu ne kadar çok sevdiğimizi, yokluğunu ne kadar çok hissettiğimizi yazdık, söyledik, şiirler okuduk, göz yaşları döktük. “ATATÜRK NE YAPTI?” sorsak herkes “yurdumuzu düşmandan kurtardı” olacaktır ama Kaç kişi devrim yasalarını ve bunların neden çıkarıldığını bilir? Çok azımız. Çünkü bize okullarda öğretilmedi, öğretilmiyor veya sadece ezberletiliyor.
Devrim kanunları hangileridir?
1. 1340 (1924) tarihli Tevhidi Tedrisat (Milli Eğitim) Kanunu; Ülkede her türlü eğitimin birliği ve bunun Milli eğitim bakanlığı eli ile yapılması
2. 1341 (1925) tarihli Şapka İktisası Hakkında Kanun; Halkın şapkadan başka (sarık, fes, poşu gibi) bir başlık kullanamayacağı açık olarak belirtilmiştir. Yasada, kadın erkek ayrımı yapılmaksızın şapkadan başka bir başlık giyilemeyeceği esası getirilmiştir. Kadın veya erkek özellikle kamu görevlileri kamuya ait yerlerde şapka dışında bir başlık giyemeyecektir.
3. 1341 (1925) tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun; Bu kanunla tekke, zaviye, türbeler kapatılmış; şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik gibi unvanlar kaldırılmıştır.
4. 1926 tarihli Türk Kanunu Medenisiyle (MEDENİ KANUN) kabul edilen, kadın ve erkek eşitliğini, kişisel tüm hak ve hukuku, Evlenmenin ancak evlendirme memuru önünde medeni nikah ile zorunlu ve yeterli görülmüştür.
5. 1928 tarihli Beynelmilel (uluslararası) Erkamın kabulü (bu günkü rakamların kullanılması) Hakkında Kanun;
6. 1928 tarihli Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun; uluslararası rakamların ve Türk harflerinin kullanılması zorunlu hale getirilmiştir.
7. 1934 tarihli Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun; Bazı lakap ve unvanların kaldırılmasına dair yasa, erkek ve kadın vatandaşların yalnız isimleriyle anılması esasını getirerek ağa, hacı, hafız, molla, bey gibi lakap ve unvanları kaldırmıştır.
8. 1934 tarihli Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun. Anayasada devrim kanunu olarak anılan diğer iki yasa, giyim ve kuşama ilişkin kuralları: Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun ise, dini libaslara ilişkin özel kısıtlamalar koyduktan sonra yasa ile kurulan okul, kurum ve kuruluşların kullanacağı özel kıyafet ve alametlerin yasaya uygun tüzük ve yönetmeliklerle düzenleneceği hükmünü taşımaktadır.
Atatürk kurtuluş savaşından sonra “esas savaşımız şimdi başlıyor. Bu da cehalete karşı verilecek savaştır, bu savaş çok daha zor ve uzun olacaktır” demişti. Ülkemizin gelişmiş ülkeler seviyesine gelmesi ve cehaletle savaşın kazanılabilmesi için bu yasalar çıkarıldı, bütün ülkede halkın çoğunluğu tarafından benimsendi. Ancak Atatürk’ün ölümünden özellikle 1950 den sonra bu yasalar okullarda öğretildi, ezberlettirildi ama bu yasalar neden, niçin çıkarılmış, öğretilmedi, hiç tartışılmadı ve halada tartışılmıyor. Hatta bu yasalar günümüzde kötüleniyor, değiştirilmek isteniyor. Bu gün tüm Müslüman ülkelerden daha gelişmiş bir durumdaysak bu devrim yasaları sayesinden olmuştur.
Onun için değiştirilmeye, yürürlükten kaldırmaya kimse cesaret edememiştir. Ancak eğitim seferberliği tam olarak uygulanamadığı için cehaletle savaş kazanılamadı. Kırsal kesimde özellikle doğu ve güney doğu Anadolu’ya okullar açılamadı. Atatürk, laik demokratik Cumhuriyet ve devrim yasalarının yararları yeni yetişen nesillere tam olarak anlatılamadı. Anadolu kırsal bölgelerine öğretmen verilmedi. Okul yerine kuran kursları açıldı, bu kurslarda hiçbir din eğitimi olmayan sadece kulaktan dolma bilgileri olan çoğu çıkarcı yobazlar toprak ağaları ile birlik olup halka din diye hurafeler öğretildi.
İktidarı elinde bulunduran ve ülkeyi yöneten siyasi partiler ve siyasetçiler bu durumdan memnundu. Çünkü toprak ağaları, tarikat liderleri ile anlaşıp onları veya adamlarını aday yaparak seçimlerde halkın oyunu alıyor ve iktidarını sürdürüyordu. Anayasa ve yasalarda Atatürkçülük duruyordu. Devrim yasaları da yürürlükte idi. Ulusal bayramlar kutlanıyor, Atatürk 10 kasımlarda anılıyordu. Ama Atatürk’ün çıkardığı yasalarla, laik bir düzenin gelmesi ile çıkarları yok olanlar boş durmamıştı. Yıllarca gizli, gizli halkın din ve inançlarını hep sömürdü. Atatürk’ü, kılık, kıyafet, Arap alfabe yerine Latin alfabe, kadınlara eşitlik, tek eşlilik, imam nikahı yerine medeni nikah gibi haklar getirdi diye hep kötüledi. Atatürk’ün ve laikliği savunanların Din düşmanı olduğunu söyleyip yaydılar. Devrim yasalarına uymayanlar görmezden gelindi. Uygulamak isteyenlere “özgürlük düşmanı, din düşmanı” dendi, deniyor. Ellerine fırsat geçince de bu yasalara uymayanlar için verilecek cezalar azaltıldı, hatta çok az bir para cezasına çevrildi.
Bu gün, “LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET, ÜLKEMİZİN BAĞIMSIZLIĞI VE BÜTÜNLÜĞÜ TEHLİKEDE DİYE HAYKIRIYORSAK, BUNUN SUÇU ÜLKEYİ BU GÜNE KADAR YÖNETEN SİYASİ PARTİLER ve SİYASETÇİLER DE OLDUĞU KADAR, ONLARA HER SEÇİMDE OY VERİP SEÇEN VE BÜTÜN YAPILANLARA SESSİZ ve SEYİRCİ KALAN BİZLER DE DEĞİL MİYİZ?” 2007
Devrim kanunları hangileridir?
1. 1340 (1924) tarihli Tevhidi Tedrisat (Milli Eğitim) Kanunu; Ülkede her türlü eğitimin birliği ve bunun Milli eğitim bakanlığı eli ile yapılması
2. 1341 (1925) tarihli Şapka İktisası Hakkında Kanun; Halkın şapkadan başka (sarık, fes, poşu gibi) bir başlık kullanamayacağı açık olarak belirtilmiştir. Yasada, kadın erkek ayrımı yapılmaksızın şapkadan başka bir başlık giyilemeyeceği esası getirilmiştir. Kadın veya erkek özellikle kamu görevlileri kamuya ait yerlerde şapka dışında bir başlık giyemeyecektir.
3. 1341 (1925) tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun; Bu kanunla tekke, zaviye, türbeler kapatılmış; şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik gibi unvanlar kaldırılmıştır.
4. 1926 tarihli Türk Kanunu Medenisiyle (MEDENİ KANUN) kabul edilen, kadın ve erkek eşitliğini, kişisel tüm hak ve hukuku, Evlenmenin ancak evlendirme memuru önünde medeni nikah ile zorunlu ve yeterli görülmüştür.
5. 1928 tarihli Beynelmilel (uluslararası) Erkamın kabulü (bu günkü rakamların kullanılması) Hakkında Kanun;
6. 1928 tarihli Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun; uluslararası rakamların ve Türk harflerinin kullanılması zorunlu hale getirilmiştir.
7. 1934 tarihli Efendi, Bey, Paşa Gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun; Bazı lakap ve unvanların kaldırılmasına dair yasa, erkek ve kadın vatandaşların yalnız isimleriyle anılması esasını getirerek ağa, hacı, hafız, molla, bey gibi lakap ve unvanları kaldırmıştır.
8. 1934 tarihli Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun. Anayasada devrim kanunu olarak anılan diğer iki yasa, giyim ve kuşama ilişkin kuralları: Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun ise, dini libaslara ilişkin özel kısıtlamalar koyduktan sonra yasa ile kurulan okul, kurum ve kuruluşların kullanacağı özel kıyafet ve alametlerin yasaya uygun tüzük ve yönetmeliklerle düzenleneceği hükmünü taşımaktadır.
Atatürk kurtuluş savaşından sonra “esas savaşımız şimdi başlıyor. Bu da cehalete karşı verilecek savaştır, bu savaş çok daha zor ve uzun olacaktır” demişti. Ülkemizin gelişmiş ülkeler seviyesine gelmesi ve cehaletle savaşın kazanılabilmesi için bu yasalar çıkarıldı, bütün ülkede halkın çoğunluğu tarafından benimsendi. Ancak Atatürk’ün ölümünden özellikle 1950 den sonra bu yasalar okullarda öğretildi, ezberlettirildi ama bu yasalar neden, niçin çıkarılmış, öğretilmedi, hiç tartışılmadı ve halada tartışılmıyor. Hatta bu yasalar günümüzde kötüleniyor, değiştirilmek isteniyor. Bu gün tüm Müslüman ülkelerden daha gelişmiş bir durumdaysak bu devrim yasaları sayesinden olmuştur.
Onun için değiştirilmeye, yürürlükten kaldırmaya kimse cesaret edememiştir. Ancak eğitim seferberliği tam olarak uygulanamadığı için cehaletle savaş kazanılamadı. Kırsal kesimde özellikle doğu ve güney doğu Anadolu’ya okullar açılamadı. Atatürk, laik demokratik Cumhuriyet ve devrim yasalarının yararları yeni yetişen nesillere tam olarak anlatılamadı. Anadolu kırsal bölgelerine öğretmen verilmedi. Okul yerine kuran kursları açıldı, bu kurslarda hiçbir din eğitimi olmayan sadece kulaktan dolma bilgileri olan çoğu çıkarcı yobazlar toprak ağaları ile birlik olup halka din diye hurafeler öğretildi.
İktidarı elinde bulunduran ve ülkeyi yöneten siyasi partiler ve siyasetçiler bu durumdan memnundu. Çünkü toprak ağaları, tarikat liderleri ile anlaşıp onları veya adamlarını aday yaparak seçimlerde halkın oyunu alıyor ve iktidarını sürdürüyordu. Anayasa ve yasalarda Atatürkçülük duruyordu. Devrim yasaları da yürürlükte idi. Ulusal bayramlar kutlanıyor, Atatürk 10 kasımlarda anılıyordu. Ama Atatürk’ün çıkardığı yasalarla, laik bir düzenin gelmesi ile çıkarları yok olanlar boş durmamıştı. Yıllarca gizli, gizli halkın din ve inançlarını hep sömürdü. Atatürk’ü, kılık, kıyafet, Arap alfabe yerine Latin alfabe, kadınlara eşitlik, tek eşlilik, imam nikahı yerine medeni nikah gibi haklar getirdi diye hep kötüledi. Atatürk’ün ve laikliği savunanların Din düşmanı olduğunu söyleyip yaydılar. Devrim yasalarına uymayanlar görmezden gelindi. Uygulamak isteyenlere “özgürlük düşmanı, din düşmanı” dendi, deniyor. Ellerine fırsat geçince de bu yasalara uymayanlar için verilecek cezalar azaltıldı, hatta çok az bir para cezasına çevrildi.
Bu gün, “LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET, ÜLKEMİZİN BAĞIMSIZLIĞI VE BÜTÜNLÜĞÜ TEHLİKEDE DİYE HAYKIRIYORSAK, BUNUN SUÇU ÜLKEYİ BU GÜNE KADAR YÖNETEN SİYASİ PARTİLER ve SİYASETÇİLER DE OLDUĞU KADAR, ONLARA HER SEÇİMDE OY VERİP SEÇEN VE BÜTÜN YAPILANLARA SESSİZ ve SEYİRCİ KALAN BİZLER DE DEĞİL MİYİZ?” 2007
ANKETLER VE GERÇEKLER
ADALET VE KALKINMA PARTİSİ (AKP) TBMM de anayasayı bile değiştirecek çoğunlukla 5 yıldır iktidarda. Sadece Ankara'da değil 3,5 yıldır ülkenin büyük bölümünde yerel yönetimlerde de iktidar.
Seçimler geldi çattı. Medyada yayınlanan anketlerde bazen % 29, bazen % 43 oyla AKP hep birinci parti. İkinci partinin oyları %15 i bulmuyor. Bazı anketlere göre 3. bir parti de % 10 barajı aşıyor. Diğer partiler hep baraj altında. Kısaca; bu anketlere inanırsak AKP nin tek başına iktidar olması garanti.
Bu anketler gerçeği mi yansıtıyor? Yoksa seçmeni yönlendirmek için mi yayınlanıyor?
Şöyle ki; bu anketleri görenler nasılsa yine AKP kazanacak diye bu seçimde de oyunu AKP ye verecek. Veya umutsuzluğa düşecek, üzülecek. Nasılsa değişen bir şey olmayacak diye seçim günü sandığa gitmeyecek. Katılım düşük olacak. AKP ye oy verecek seçmenin tamamı sandığa gidip oy verecek. Düşük katılımda AKP % 20 - 25 oyla yine iktidar olacak.
Ancak evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor. ADD, ÇYDD ve yüzlerce sivil toplum örgütü bu oyunu bozdu. Kendini çaresiz hisseden, ülkenin ve kendi geleceğinden kaygı duyan insanları Ankara TANDOĞAN MEYDANINA çağırdı. 2 milyona yakın insan toplanınca egemen çevreler şaşırdı. AB, ABD şaşırdı. Daha sonra ÇAĞLAYANA TANDOĞAN' ın 2 katı insan geldi. Manisa, Marmaris, İzmir GÜNDOĞDU ve sonuncusu Samsun mitinglerinde milyonlarca kişi buluştu.
İnsanlar YALNIZ OLMADIKLARINI, KENDİLERİ GİBİ DÜŞÜNEN, ÜLKE GELECEĞİNDEN KAYGI DUYAN MİLYONLARIN OLDUĞUNU GÖRDÜ.
Anketlerin doğru olmadığı anlaşıldı. Gerçek, CUMHURİYET mitinglerinde alanlarda ellerinde bayraklar "TÜRKİYE LAİKTİR LAİK KALACAK, NE ABD NE AB BAĞIMSIZ TÜRKİYE diye haykıran, evlerinin, iş yerlerinin pencerelerine, balkonlarına bayrak asan milyonların söylediğinin olduğu görüldü, anlaşıldı.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP nin anketlerde çıkan oranların yarısı kadar bile oy alamayacağı görülmeye başlandı. Umutlar yeşerdi. 2002 seçimlerinde katılım % 79, AKP NİN ALDIĞI OY 10 milyon, oy oranı % 34. 22 Temmuzda seçimlere katılımın % 90 nın üzerinde olacağını herkes kabul ediyor.
AKP hiç oy kaybetmese yine 10 milyon oy alsa bile katılım % 90 olunca oy oranı ancak % 27 olacak. Üstelik bu seçimde 10 milyon oyu bulamayacak. Çünkü 2002 de AKP ye verilen emanet oylar sahiplerine geri dönecek.
DYP, ANAP eski liderleri gitti. 2 parti birleşti. MHP kendini yeniledi. CHP ve DSP seçim ittifakı yapıyor.
DTP bağımsız adaylar çıkarıyor. Bütün bunlardan başka; 4,5 yıldır yoksullaşan, hangi ürünü ekeceğini bilemeyen, yetiştirdiği ürünü satamayan, derdini söylemek istediğinde "ananı alda git, şov yapma" diyen başbakana ve AKP ye köylü, çiftçi oy verir mi? Siftah yapmadan kepenk kapatan, evine ekmek götüremeyen, vergisini ödeyemeyen, küçük esnaf AKP ye oy verir mi?
Faizler % 20 iken rakamlarla enflasyonu düşük gösterip düşük zam verdiği memur AKP ye oy verir mi? Cumhuriyet döneminin dev tesisleri özelleştirme yapıyoruz diye değerinin altında satılan, bir çoğu satın alan kişilerce kapatıldığı için işsiz kalan işçiler AKP ye oy verir mi? Yolsuzluğu önleyeceğim dediği halde dokunulmazlıkları kaldırmayan, yolsuzlukların önleyemediği gibi iktidarları döneminde yurdun her yerinde yolsuzluk, ALİ DİBOLAR çıktıysa hatta bunu yapandan hesap soracağına yolsuzluğu açığa çıkaran milletvekilini partiden ihraç ediyorsa seçmen AKP ye oy verir mi?
5 yıla yakın iktidarları sırasında zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu, gelir dağılımında adaletsizliği çok daha fazla arttıysa seçmen AKP ye oy verir mi? İşsizliği önleyeceğim dediği halde işsizliğin sadece kağıt üzerinde azaldığı, var olan boş kadrolara da işe alınmanın tek referansının sadece türban ve imam hatip mezunu olmaksa seçmen AKP ye oy verir mi? Kıbrıs, Irak, terör ve bütün dış politikanın ABD ye bağımlı hale geldiğini düşünen, ülke bütünlüğünü tehlikede olduğu inancına kapılan vatandaş AKP ye oy verir mi? Değiştik, Milli görüş gömleğini çıkardık dedikleri halde "dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğiz" diyorlarsa, değişmedikleri apaçık görülüyorsa seçmen AKP ye oy verir mi?
AKP nin tekrar iktidar olmasını kimler istiyor?
AKP, iktidarda kalmak için AB nin desteğine ihtiyacı olduğunu düşünüyor. AB de bunu bildiği için her istediğini yaptırmak için AKP iktidarını istiyor. Stratejik ortağız deyip Orta doğudaki ve Avrasya'da emperyalist emellerini gerçekleştirmek için sözünden çıkmayan bir AKP iktidarını ABD de istiyor.
Uluslar arası yabancı sermaye ve onun yerli ortakları istiyor. Borsada para kazanan yabancılar, ülkemizde yüksek faiz oranları nedeniyle yılda milyarlarca dolar faiz geliri elde eden yabancılar istiyor.
Laikliğe karşı olanlar, Atatürk'ün getirdiği bütün devrimlere karşı olanlar istiyor. Kadınları insan yerine koymayıp 9 yaşında kızların evlenmesi gerekir, kadının yeri evidir, kocası isterse dövebilir diyenler istiyor.
3 yıl önce AB uyum yasaları çıkarılırken, uygulamalara da bakacağız diyenler bu gün iktidarın uygulamalarına gözlerini kapatıp AKP yi en demokrat, en liberal parti diye tanımlıyorlar. Ama ne AB ne de ABD meydanlara çıkan "ŞERİAT İSTEMİYORUZ, İMAM CUMHURBAŞKANI İSTEMİYORUZ, TÜRKİYE LAİKDİR LAİK KALACAK, NE ŞERİAT NE DARBE" diyen milyonların sözlerine kulaklarını tıkıyorlar.
Anketler doğruyu söylemiyor. Etrafınıza bakın. 2002 de AKP ye oy vermiş kaç kişi yine AKP ye oy veririm diyor. Yalnız olmadığımız, milyonlarca kişinin tek yürek olduğunu gördük. Yüzünüzü karartmayın. 22 temmuzdan sonra meydanlarda milyonların dile getirdiği ve özlediği demokratik laik bir iktidar olacak.
YETER Kİ 22 TEMMUZDA SANDIĞA GİT OY VER. 2007
Seçimler geldi çattı. Medyada yayınlanan anketlerde bazen % 29, bazen % 43 oyla AKP hep birinci parti. İkinci partinin oyları %15 i bulmuyor. Bazı anketlere göre 3. bir parti de % 10 barajı aşıyor. Diğer partiler hep baraj altında. Kısaca; bu anketlere inanırsak AKP nin tek başına iktidar olması garanti.
Bu anketler gerçeği mi yansıtıyor? Yoksa seçmeni yönlendirmek için mi yayınlanıyor?
Şöyle ki; bu anketleri görenler nasılsa yine AKP kazanacak diye bu seçimde de oyunu AKP ye verecek. Veya umutsuzluğa düşecek, üzülecek. Nasılsa değişen bir şey olmayacak diye seçim günü sandığa gitmeyecek. Katılım düşük olacak. AKP ye oy verecek seçmenin tamamı sandığa gidip oy verecek. Düşük katılımda AKP % 20 - 25 oyla yine iktidar olacak.
Ancak evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor. ADD, ÇYDD ve yüzlerce sivil toplum örgütü bu oyunu bozdu. Kendini çaresiz hisseden, ülkenin ve kendi geleceğinden kaygı duyan insanları Ankara TANDOĞAN MEYDANINA çağırdı. 2 milyona yakın insan toplanınca egemen çevreler şaşırdı. AB, ABD şaşırdı. Daha sonra ÇAĞLAYANA TANDOĞAN' ın 2 katı insan geldi. Manisa, Marmaris, İzmir GÜNDOĞDU ve sonuncusu Samsun mitinglerinde milyonlarca kişi buluştu.
İnsanlar YALNIZ OLMADIKLARINI, KENDİLERİ GİBİ DÜŞÜNEN, ÜLKE GELECEĞİNDEN KAYGI DUYAN MİLYONLARIN OLDUĞUNU GÖRDÜ.
Anketlerin doğru olmadığı anlaşıldı. Gerçek, CUMHURİYET mitinglerinde alanlarda ellerinde bayraklar "TÜRKİYE LAİKTİR LAİK KALACAK, NE ABD NE AB BAĞIMSIZ TÜRKİYE diye haykıran, evlerinin, iş yerlerinin pencerelerine, balkonlarına bayrak asan milyonların söylediğinin olduğu görüldü, anlaşıldı.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde AKP nin anketlerde çıkan oranların yarısı kadar bile oy alamayacağı görülmeye başlandı. Umutlar yeşerdi. 2002 seçimlerinde katılım % 79, AKP NİN ALDIĞI OY 10 milyon, oy oranı % 34. 22 Temmuzda seçimlere katılımın % 90 nın üzerinde olacağını herkes kabul ediyor.
AKP hiç oy kaybetmese yine 10 milyon oy alsa bile katılım % 90 olunca oy oranı ancak % 27 olacak. Üstelik bu seçimde 10 milyon oyu bulamayacak. Çünkü 2002 de AKP ye verilen emanet oylar sahiplerine geri dönecek.
DYP, ANAP eski liderleri gitti. 2 parti birleşti. MHP kendini yeniledi. CHP ve DSP seçim ittifakı yapıyor.
DTP bağımsız adaylar çıkarıyor. Bütün bunlardan başka; 4,5 yıldır yoksullaşan, hangi ürünü ekeceğini bilemeyen, yetiştirdiği ürünü satamayan, derdini söylemek istediğinde "ananı alda git, şov yapma" diyen başbakana ve AKP ye köylü, çiftçi oy verir mi? Siftah yapmadan kepenk kapatan, evine ekmek götüremeyen, vergisini ödeyemeyen, küçük esnaf AKP ye oy verir mi?
Faizler % 20 iken rakamlarla enflasyonu düşük gösterip düşük zam verdiği memur AKP ye oy verir mi? Cumhuriyet döneminin dev tesisleri özelleştirme yapıyoruz diye değerinin altında satılan, bir çoğu satın alan kişilerce kapatıldığı için işsiz kalan işçiler AKP ye oy verir mi? Yolsuzluğu önleyeceğim dediği halde dokunulmazlıkları kaldırmayan, yolsuzlukların önleyemediği gibi iktidarları döneminde yurdun her yerinde yolsuzluk, ALİ DİBOLAR çıktıysa hatta bunu yapandan hesap soracağına yolsuzluğu açığa çıkaran milletvekilini partiden ihraç ediyorsa seçmen AKP ye oy verir mi?
5 yıla yakın iktidarları sırasında zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu, gelir dağılımında adaletsizliği çok daha fazla arttıysa seçmen AKP ye oy verir mi? İşsizliği önleyeceğim dediği halde işsizliğin sadece kağıt üzerinde azaldığı, var olan boş kadrolara da işe alınmanın tek referansının sadece türban ve imam hatip mezunu olmaksa seçmen AKP ye oy verir mi? Kıbrıs, Irak, terör ve bütün dış politikanın ABD ye bağımlı hale geldiğini düşünen, ülke bütünlüğünü tehlikede olduğu inancına kapılan vatandaş AKP ye oy verir mi? Değiştik, Milli görüş gömleğini çıkardık dedikleri halde "dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğiz" diyorlarsa, değişmedikleri apaçık görülüyorsa seçmen AKP ye oy verir mi?
AKP nin tekrar iktidar olmasını kimler istiyor?
AKP, iktidarda kalmak için AB nin desteğine ihtiyacı olduğunu düşünüyor. AB de bunu bildiği için her istediğini yaptırmak için AKP iktidarını istiyor. Stratejik ortağız deyip Orta doğudaki ve Avrasya'da emperyalist emellerini gerçekleştirmek için sözünden çıkmayan bir AKP iktidarını ABD de istiyor.
Uluslar arası yabancı sermaye ve onun yerli ortakları istiyor. Borsada para kazanan yabancılar, ülkemizde yüksek faiz oranları nedeniyle yılda milyarlarca dolar faiz geliri elde eden yabancılar istiyor.
Laikliğe karşı olanlar, Atatürk'ün getirdiği bütün devrimlere karşı olanlar istiyor. Kadınları insan yerine koymayıp 9 yaşında kızların evlenmesi gerekir, kadının yeri evidir, kocası isterse dövebilir diyenler istiyor.
3 yıl önce AB uyum yasaları çıkarılırken, uygulamalara da bakacağız diyenler bu gün iktidarın uygulamalarına gözlerini kapatıp AKP yi en demokrat, en liberal parti diye tanımlıyorlar. Ama ne AB ne de ABD meydanlara çıkan "ŞERİAT İSTEMİYORUZ, İMAM CUMHURBAŞKANI İSTEMİYORUZ, TÜRKİYE LAİKDİR LAİK KALACAK, NE ŞERİAT NE DARBE" diyen milyonların sözlerine kulaklarını tıkıyorlar.
Anketler doğruyu söylemiyor. Etrafınıza bakın. 2002 de AKP ye oy vermiş kaç kişi yine AKP ye oy veririm diyor. Yalnız olmadığımız, milyonlarca kişinin tek yürek olduğunu gördük. Yüzünüzü karartmayın. 22 temmuzdan sonra meydanlarda milyonların dile getirdiği ve özlediği demokratik laik bir iktidar olacak.
YETER Kİ 22 TEMMUZDA SANDIĞA GİT OY VER. 2007
AKP HÜKÜMETİ BAŞARILI MI?
Başbakan diyor ki “bizi başarılı bulmayan, 4 yıl öncesine göre durumumuz daha kötü diyen bize oy vermesin.” AKP seçimlerde oy isterken dedi ki; Dokunulmazlıkları kaldıracak, yolsuzluğa son vereceğim. Yoksulluğu önleyeceğim. İşsizliği önleyeceğim. Gelir dağılımını adaletli hale getireceğim. Peki 4 yıl içinde kaç kişiye iş bulundu? Yolsuzluklar nedeniyle kimler yargılandı ve kaç kişi ceza aldı? Gelir dağılımı düzeldi mi?
4 yıl sonra bu gün ülkemizin durumuna baktığımızda işsizlik azalmamış artmış. Yoksulluk önlenmemiş artmış. Yolsuzluk önlenmemiş, özellikle yerel yönetimlerden, özelleştirmelerden çok sayıda yolsuzluk iddia ve haberleri geliyor. Partililerimiz yolsuzluk yapıyor diyen milletvekili partiden atıldı. Enflasyonu tek haneli rakamlara düştü deniyor kimse inanmıyor. Hayat pahalılığını önledik deniyor kimse inanmıyor. Vatandaşın alım gücü, gelir düzeyi arttı deniyor, kimse halinden memnun değil. Ücretli, çiftçi, küçük esnaf kan ağlıyor. Toplumun küçük bir kesimi lüks bir yaşam sürerken büyük çoğunluk evine ekmeği zor götürüyor.
Enflasyon kağıt üzerinde düşmüş. İhracat artmış ama ithalat çok daha fazla artmış. Dış borç çok daha fazla artmış. Para, döviz gelsin diye Devletin bütün tesisleri, arazileri yabancılara satılmış, satılmakta. Sokakça suç oranı artmış. Kapkaç, hırsızlık, Cinayet, günlük olaylardan sayılmaya başlamış, bu suçlar için caydırıcı ceza yasaları çıkarılmamış, AB uyum yasaları diye ceza yasalarında yapılan değişiklikler sonucu bir çok kişi ya çok az ceza almış veya hiç ceza almamış, hukuk reformu yapılmadığından, adaletin hızlı işlemesi için yasa değişiklikleri yapılmadığından bir çok suçlu zaman aşımı nedeniyle ceza almaktan kurtulmuş, özellikle büyük şehirlerde insanların sokakta ve evlerde can güvenliği kalmamış, (yüksek duvarlarla çevrili, güvenlik elemanlarının 24 saat nöbet tuttuğu varlıklıların oturduğu sitelerde veya devlet korumasındaki lojmanlarda oturanlar için bu sorunlar yok), her gün binlerce esnaf kepenk kapatıyor, çiftçi borcunu ödeyemediği için toprağını satıyor, ertesi yıl hangi ürünü ekeceğini bilemiyor, işçiler işten atarlar diye toplu sözleşmede düşük artışlara razı oluyor, kamu görevlilere komik zamlar yapılıyor ve böyle bir ülkede halk halinden memnun deniyor.
Mecliste 200 den fazla dokunulmazlıkların kalkması için fezleke varken, yolsuzlukların ucu siyasetçilere dayandığı için açığa çıkarılamıyor denirken ve seçimden önce söz vermişken Dokunulmazlıklar kaldırmıyorsun. Ve diyorsun ki; “sadece siyasetçilerin değil daha bir çok kişinin yani atanmışların da dokunulmazlığı var, onların ki de kaldırılsın.”
Sivil bürokratları siyasi iktidarlar göreve getiriyor. Onların yargılanması ilgili bakanın iznine bağlı. Verirsin izni yargılanır. Küçük memurların yargılanma iznini kaymakam veya valiler veriyor. Vali ve kaymakamları da siyasi iktidar atıyor. Askeri personel için ise .ilgili kuvvet komutanı izni isteniyor ki son yıllarda en üst düzeydeki komutanlar bile yolsuzluk yaptığı anlaşılınca yargılanıp ceza almadı mı? TBMM de anayasayı bile değiştirilecek çoğunluk varken Anayasa ve yasa neden değişmez? Üstelik CHP dokunulmazlıkların kaldırılsın demiyor mu? Peki neden dokunulmazlıklar kaldırılmadı, kaldırılmıyor?
Bu gün anketlerde bakıp hala daha AKP birinci parti ve oylarını koruduğu sonucu çıkıyorsa bunun nedeni 4 yıllık iktidarında başarılı olmasından değil, şimdilik halka güven veren başka bir partinin olmamasındandır.
Ama bu durum yanıltıcıdır. Seçimlere daha zaman var. AKP kurulduktan 3 ay sonra yapılan seçimlerde en fazla oy alıp tek başına iktidar olmadı mı? Bir önceki seçimde % 20 oyu olan partilerin barajın altında kalmadı mı? Çünkü o partiler yolsuzluğa bulaştı, yoksulluk, işsizliği önleyemedi. Gelir dağılımındaki adaletsizliği önleyemedi.
Yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk önlenememiş, durumunu anlatıp yakınan vatandaşlar azarlanıp kovulmuşsa, bütün bunlardan ayrı iktidar döneminde devletin bütün kurumları ile kavga edilmişse, Kafalarda demokratik laik cumhuriyet rejiminin tehlikede olduğu düşüncesi yerleşmişse;
İlk seçimlerde sizinde sandığa gömülmeyeceğinizi kim söyleyebilir? Eskiden ne yaparsa yapsın ayni partiye oy veren seçmen yok artık. Bizim halkımız susar, susar sandığa gidince partileri sandığa gömüverir. 2007
4 yıl sonra bu gün ülkemizin durumuna baktığımızda işsizlik azalmamış artmış. Yoksulluk önlenmemiş artmış. Yolsuzluk önlenmemiş, özellikle yerel yönetimlerden, özelleştirmelerden çok sayıda yolsuzluk iddia ve haberleri geliyor. Partililerimiz yolsuzluk yapıyor diyen milletvekili partiden atıldı. Enflasyonu tek haneli rakamlara düştü deniyor kimse inanmıyor. Hayat pahalılığını önledik deniyor kimse inanmıyor. Vatandaşın alım gücü, gelir düzeyi arttı deniyor, kimse halinden memnun değil. Ücretli, çiftçi, küçük esnaf kan ağlıyor. Toplumun küçük bir kesimi lüks bir yaşam sürerken büyük çoğunluk evine ekmeği zor götürüyor.
Enflasyon kağıt üzerinde düşmüş. İhracat artmış ama ithalat çok daha fazla artmış. Dış borç çok daha fazla artmış. Para, döviz gelsin diye Devletin bütün tesisleri, arazileri yabancılara satılmış, satılmakta. Sokakça suç oranı artmış. Kapkaç, hırsızlık, Cinayet, günlük olaylardan sayılmaya başlamış, bu suçlar için caydırıcı ceza yasaları çıkarılmamış, AB uyum yasaları diye ceza yasalarında yapılan değişiklikler sonucu bir çok kişi ya çok az ceza almış veya hiç ceza almamış, hukuk reformu yapılmadığından, adaletin hızlı işlemesi için yasa değişiklikleri yapılmadığından bir çok suçlu zaman aşımı nedeniyle ceza almaktan kurtulmuş, özellikle büyük şehirlerde insanların sokakta ve evlerde can güvenliği kalmamış, (yüksek duvarlarla çevrili, güvenlik elemanlarının 24 saat nöbet tuttuğu varlıklıların oturduğu sitelerde veya devlet korumasındaki lojmanlarda oturanlar için bu sorunlar yok), her gün binlerce esnaf kepenk kapatıyor, çiftçi borcunu ödeyemediği için toprağını satıyor, ertesi yıl hangi ürünü ekeceğini bilemiyor, işçiler işten atarlar diye toplu sözleşmede düşük artışlara razı oluyor, kamu görevlilere komik zamlar yapılıyor ve böyle bir ülkede halk halinden memnun deniyor.
Mecliste 200 den fazla dokunulmazlıkların kalkması için fezleke varken, yolsuzlukların ucu siyasetçilere dayandığı için açığa çıkarılamıyor denirken ve seçimden önce söz vermişken Dokunulmazlıklar kaldırmıyorsun. Ve diyorsun ki; “sadece siyasetçilerin değil daha bir çok kişinin yani atanmışların da dokunulmazlığı var, onların ki de kaldırılsın.”
Sivil bürokratları siyasi iktidarlar göreve getiriyor. Onların yargılanması ilgili bakanın iznine bağlı. Verirsin izni yargılanır. Küçük memurların yargılanma iznini kaymakam veya valiler veriyor. Vali ve kaymakamları da siyasi iktidar atıyor. Askeri personel için ise .ilgili kuvvet komutanı izni isteniyor ki son yıllarda en üst düzeydeki komutanlar bile yolsuzluk yaptığı anlaşılınca yargılanıp ceza almadı mı? TBMM de anayasayı bile değiştirilecek çoğunluk varken Anayasa ve yasa neden değişmez? Üstelik CHP dokunulmazlıkların kaldırılsın demiyor mu? Peki neden dokunulmazlıklar kaldırılmadı, kaldırılmıyor?
Bu gün anketlerde bakıp hala daha AKP birinci parti ve oylarını koruduğu sonucu çıkıyorsa bunun nedeni 4 yıllık iktidarında başarılı olmasından değil, şimdilik halka güven veren başka bir partinin olmamasındandır.
Ama bu durum yanıltıcıdır. Seçimlere daha zaman var. AKP kurulduktan 3 ay sonra yapılan seçimlerde en fazla oy alıp tek başına iktidar olmadı mı? Bir önceki seçimde % 20 oyu olan partilerin barajın altında kalmadı mı? Çünkü o partiler yolsuzluğa bulaştı, yoksulluk, işsizliği önleyemedi. Gelir dağılımındaki adaletsizliği önleyemedi.
Yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk önlenememiş, durumunu anlatıp yakınan vatandaşlar azarlanıp kovulmuşsa, bütün bunlardan ayrı iktidar döneminde devletin bütün kurumları ile kavga edilmişse, Kafalarda demokratik laik cumhuriyet rejiminin tehlikede olduğu düşüncesi yerleşmişse;
İlk seçimlerde sizinde sandığa gömülmeyeceğinizi kim söyleyebilir? Eskiden ne yaparsa yapsın ayni partiye oy veren seçmen yok artık. Bizim halkımız susar, susar sandığa gidince partileri sandığa gömüverir. 2007
AVRUPA BİRLİĞİ (MASALI)
Avrupa Birliğine (AB) kim girmek istemez. AB ülkeleri; anayasası, yasaları demokratik. Toplumun bütün kesimleri örgütlü, sendikalı. İnsan haklarına dayalı bir hukuk sistemi ile yönetiliyor. Kalkınmış, sanayileşmiş, kültür seviyesi yükselmiş gelişmiş ülkeler topluluğu arasına gireceğiz. Ülkemizdeki işsizler istediği ülkeye gidip çalışacak, eşit haklardan yaralanacak. Dahası Anayasa ve yasalarımızda anti demokratik hükümler değiştirilecek, AB standartları gelecek. Adil bir hukuk sistemi gelecek. Dokunulmazlıklar kalkacak. Kim olursa olsun suç işleyen yargıdan kaçamayacak, yargılanıp suçlu ise cezalandırılacak. İhale yasası değişip yolsuzluklar önlenecek. Suistimaller, yolsuzluklar sona erecek. Siyasi partiler ve seçim yasası değişecek, demokratik hale gelecek. Artık siyasi partilerde her şey liderin istediği gibi olmayacak. Milletvekillerinin, belediye başkanlarının hatta il genel meclisi ve belediye meclisi üyelerinin kim olacağına liderler değil parti üyeleri karar verecek. Seçim yasasındaki yüksek barajlar kalkacak. Parlamento partilerin aldıkları oy oranına göre demokratik olarak oluşacak.
İşte bunun için başlangıçta ülkenin büyük çoğunluğu AB ye girilmesine destek verdi. Görüşmelerin başlaması için siyasi iktidarın arkasında durdu. “AB ye karşıyız diyen, bunun ardında tuzaklar var” diyenlere kulak tıkanı,.onlara kızıldı.
Ancak daha anlaşma imzalanmadan şartlar açığa çıktıkça AB ye karşı olanların haklı olduğu anlaşıldı. Fakat bu arada AB ülkede, medyada ve iş adamlarından kendine büyük destekler bulmuştu. Sadece bunlarla da kalmamış, bir çok işçi sendikaları, meslek örgütleri, sivil toplum örgütlerine AB fonlarından milyarlarca para dağıtılmış böylece en azından ülkede AB karşıtlığı önlenmeye başlamıştı. Medya da AB yandaşları toplumu etkiliyor, AB ye girmenin yararları masal gibi anlatılarak bitirilemiyordu.
Ama güneş balçıkla sıvanamadığı gibi gerçeklerde uzun süre saklanamıyor. AB, Kıbrıs’ da anlaşma sağlanamadan Kıbrıs Rum hükümetini tüm Kıbrıs’ı temsil ettiğini kabul ederek Kıbrıs’ı AB ye aldı ve bize de bunu kabul et diyordu. Dahası Kıbrıs hükümeti olarak Rumların gemilerine limanlarını, uçaklarına hava alanlarını aç diyorlar. Tarıma destek verme, yabancılara nerede isterlerse orada toprak sat diyorlar. Hep ver ama bizden bir şey isteme diyorlar. Askerin yetkilerini kısıtla, sivil otoriteye bağla, yani orduyu siyasetçilere bırak diyorlar. Siyasi iktidar da parlamentodaki çoğunluğu ile bunların çoğunu yaptı, yapmaya çalışıyor.
Bütün bunları yaparsanız bile sizi AB ye almamız için 25 AB üyesi ülkenin her biri ayrı, ayrı kimi referandum yapıp halkına sorarak “Türkiye AB ye girsin” derse o zaman AB üyesi olursunuz, yani AB ye girmeniz garanti değil diyorlar.
Bütün bunlar açığa çıkınca ülkede büyük bir AB karşıtlığı meydana geldi. Gerçekleri yansıtan birkaç TV ve gazeteleri insanlar daha fazla okumaya başladı. AB karşıtı aydın ve siyasetçilere daha fazla kulak vermeye başladı. AB yandaşlarının hangi uyduruk projeler için kaç milyar aldığını merak etmeye ve öğrenmeye başladı.
Şimdi halkımızın büyük çoğunluğu, AB ye girmek için istenenleri yaparsak ülkemizin parçalanacağına, topraklarımızın yabancıların eline geçeceğine inanıyor. AB nin her istediğini yapsak bile bizi AB ye almayacaklarına inanıyor. 13.03.2007
İşte bunun için başlangıçta ülkenin büyük çoğunluğu AB ye girilmesine destek verdi. Görüşmelerin başlaması için siyasi iktidarın arkasında durdu. “AB ye karşıyız diyen, bunun ardında tuzaklar var” diyenlere kulak tıkanı,.onlara kızıldı.
Ancak daha anlaşma imzalanmadan şartlar açığa çıktıkça AB ye karşı olanların haklı olduğu anlaşıldı. Fakat bu arada AB ülkede, medyada ve iş adamlarından kendine büyük destekler bulmuştu. Sadece bunlarla da kalmamış, bir çok işçi sendikaları, meslek örgütleri, sivil toplum örgütlerine AB fonlarından milyarlarca para dağıtılmış böylece en azından ülkede AB karşıtlığı önlenmeye başlamıştı. Medya da AB yandaşları toplumu etkiliyor, AB ye girmenin yararları masal gibi anlatılarak bitirilemiyordu.
Ama güneş balçıkla sıvanamadığı gibi gerçeklerde uzun süre saklanamıyor. AB, Kıbrıs’ da anlaşma sağlanamadan Kıbrıs Rum hükümetini tüm Kıbrıs’ı temsil ettiğini kabul ederek Kıbrıs’ı AB ye aldı ve bize de bunu kabul et diyordu. Dahası Kıbrıs hükümeti olarak Rumların gemilerine limanlarını, uçaklarına hava alanlarını aç diyorlar. Tarıma destek verme, yabancılara nerede isterlerse orada toprak sat diyorlar. Hep ver ama bizden bir şey isteme diyorlar. Askerin yetkilerini kısıtla, sivil otoriteye bağla, yani orduyu siyasetçilere bırak diyorlar. Siyasi iktidar da parlamentodaki çoğunluğu ile bunların çoğunu yaptı, yapmaya çalışıyor.
Bütün bunları yaparsanız bile sizi AB ye almamız için 25 AB üyesi ülkenin her biri ayrı, ayrı kimi referandum yapıp halkına sorarak “Türkiye AB ye girsin” derse o zaman AB üyesi olursunuz, yani AB ye girmeniz garanti değil diyorlar.
Bütün bunlar açığa çıkınca ülkede büyük bir AB karşıtlığı meydana geldi. Gerçekleri yansıtan birkaç TV ve gazeteleri insanlar daha fazla okumaya başladı. AB karşıtı aydın ve siyasetçilere daha fazla kulak vermeye başladı. AB yandaşlarının hangi uyduruk projeler için kaç milyar aldığını merak etmeye ve öğrenmeye başladı.
Şimdi halkımızın büyük çoğunluğu, AB ye girmek için istenenleri yaparsak ülkemizin parçalanacağına, topraklarımızın yabancıların eline geçeceğine inanıyor. AB nin her istediğini yapsak bile bizi AB ye almayacaklarına inanıyor. 13.03.2007
301. MADDE
Orhan PAMUK, 301. Maddeden yargılanırken demokrasi havarisi kesilenler, her gün ilk sayfadan haber yapan medya, AB ve batı dünyası. Ceza almasın diye özgürlükleri savunduklarını söyleyen yeri göğü inlettiniz
Değerli bilim insanı SÜMRELOG 92 yaşındaki Muazzez İlmiye ÇIĞ hakkında 301. Maddeden dava açıldığında, (01.11.2006 da yapılan ilk duruşmada beraat etti.) yargılanırken sesiniz neden çıkmadı? AB temsilcileri nerede? Birkaç gazetenin dışında basında iç sayfalarda küçük bir haber olarak kaldı. Birkaç TV de kısaca haber olarak verildi. Tartışmalar yapılmadı. Her gün TV çıkıp 301. Maddeyi yerden yere vuranları göremedik. Muazzez İlmiye çığ “beni ne AB den ne hükümetten hiç kimse aramadı” diyor. Peki bu bilim insanının suçu ne? Yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği bilgilere göre binlerce yıl önce SÜMERLER’ de hayat kadınlarının başlarını kapadıklarını açıklamış.
Elinde hiçbir tarihi belge olmadan “Türkler 1 milyon Ermeni’yi kesti” diyenler hakkında dava açılınca demokrasi, insan hakları, fikir ve düşünce özgürlüğü diye ortalığı ayağa kaldır, büyük bir bilim insanı 92 yaşındaki Muazzez İlmiye ÇIĞ, tarihi araştırmaları sonucu bulgularını açıkladı diye 301. Maddeden dava açılınca ses çıkarma. Bu mu demokrasi? Bu mu özgürlük? Orhan PAMUK’ u can siper hane savunan, ortalığı ayağa kaldıran ve kendilerini demokrasi, insan hakları, fikir ve düşünce özgürlüğünü savunucusu olduğunu söyleyenler MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ yargılanırken neredeydiniz? 2007
Değerli bilim insanı SÜMRELOG 92 yaşındaki Muazzez İlmiye ÇIĞ hakkında 301. Maddeden dava açıldığında, (01.11.2006 da yapılan ilk duruşmada beraat etti.) yargılanırken sesiniz neden çıkmadı? AB temsilcileri nerede? Birkaç gazetenin dışında basında iç sayfalarda küçük bir haber olarak kaldı. Birkaç TV de kısaca haber olarak verildi. Tartışmalar yapılmadı. Her gün TV çıkıp 301. Maddeyi yerden yere vuranları göremedik. Muazzez İlmiye çığ “beni ne AB den ne hükümetten hiç kimse aramadı” diyor. Peki bu bilim insanının suçu ne? Yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği bilgilere göre binlerce yıl önce SÜMERLER’ de hayat kadınlarının başlarını kapadıklarını açıklamış.
Elinde hiçbir tarihi belge olmadan “Türkler 1 milyon Ermeni’yi kesti” diyenler hakkında dava açılınca demokrasi, insan hakları, fikir ve düşünce özgürlüğü diye ortalığı ayağa kaldır, büyük bir bilim insanı 92 yaşındaki Muazzez İlmiye ÇIĞ, tarihi araştırmaları sonucu bulgularını açıkladı diye 301. Maddeden dava açılınca ses çıkarma. Bu mu demokrasi? Bu mu özgürlük? Orhan PAMUK’ u can siper hane savunan, ortalığı ayağa kaldıran ve kendilerini demokrasi, insan hakları, fikir ve düşünce özgürlüğünü savunucusu olduğunu söyleyenler MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ yargılanırken neredeydiniz? 2007
15 – 16 HAZİRAN
Belki de “DAHA İŞİMİZ YOK NE EMEKLİLİĞİ” veya “BEN EMEKLİ OLUNCAYA KADAR BU YASALAR KİM BİLİR DAHA KAÇ DEFA DEĞİŞİR” diye düşündük, emeklilik yaşını kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaşına prim gün sayısı 7000 güne çıkarken sessiz kaldık. Şimdi ondan çok daha acımasız adına birde “SOSYAL GÜVENLİK REFORMU” dedikleri sosyal haklarımızı 50 yıl geriye götüren bir yasa çıkaracaklar. Öyle bir yasa ki büyük çoğunluğumuz 25 yılı, 9000 iş gününü “iş güvencesi olmadığından” dolduramayacak ve emekli olamayacak. Bazılarımız 25 yılını doldursa, 9000 iş günü prim ödese dahi, kadınsa 58, erkekler 60 yaşına gelmeden (her yıl yaş sınırı artacak, 20 yıl sonra 75 yaş şartı aranacak) emekli maaşı alamayacak.
HAKLARIMIZ GERİ ALINIRKEN SESSİZ KALANLAR 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİNİ BİLMELİ DİYE DÜŞÜNDÜM.
1961 ve 1982 anayasalarının ikisi de askerlerin gölgesinde yapılmıştır ama, 12 eylül darbesinden sonra yapılan 1982 anayasası ne kadar yasakçı ve antidemokratikse, 1961 anayasası aksine demokratik ve özgürlükçü bir anayasadır. Demokratik, sosyal bir hukuk devletini, temsilde adaleti, düşünce, fikir özgürlüğünü sağlamıştır. Bu anayasanın verdiği özgürlük sonucu 1963 yılında GREVLİ TOPLU SÖZLEŞMELİ SENDİKAL HAKLAR içeren yasa kabul edildi. 40 yıldır yasaklı ve baskı altında olan sol kitaplar da ilk defa açıktan yayınlanmaya ve sosyalist düşünceler geniş aydın kesimlerin, öğrencilerin ilgisini çekmeye başladı. 13 .02.1961’de de 12 sendikacı tarafından Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruldu.
Ülkemizde sendikalar TÜRK–İŞ de örgütlü idi. Türk-İş yöneticileri siyasi iktidar güdümünde, uzlaşmacı bir politika (SARI SENDİKACILIK) sözde “partiler üstü sendikacılık” izliyordu. Bu teslimiyetçi anlayışa karşı çıkan bazı sendikalar Türk-İş’ ten ihraç edildi. Bunun üzerine Türk–İş’ ten ayrılan bazı sendikalar 1967 yılında DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARINI (DİSK) kurdular. İşçi haklarını savunması, koruması, sendikasız işçileri sendikalı yapmak için verdiği mücadele, ve sınıf sendikacılığı konusunda işçileri eğitip, bilinçlendirmesi DİSK’ i çekim merkezi haline getirdi. DİSK ayni zamanda ABD ve her türlü EMPERYALİZME karşı bir politika izliyor, demokratik, hukuk devletini, ülke yönetiminde işçi ve emekçilerinde söz ve karar sahibi olması için mücadele ediyordu. PETROLLERİN MİLLİLEŞTİRİLMESİNİ, NATO üslerinin kapatılmasını savunuyordu. Yönetiminde DİSK kurucularının da bulunduğu TİP, 1965 yılında seçimlerde 15 milletvekilliği kazandı. İşçi sınıfı ne kadar örgütlü ve güçlü olsa da önderlik edecek devrimci bir siyasal parti olmadıkça kazanılmış işçi emekçi haklarının emperyalist egemen güçler tarafından her zaman geri alınabileceği gerçeğini bilen DİSK ve bağlı sendikalar iktidarı hedeflemek, ülke yönetiminde söz ve karar sahibi olmak için TİP’ de siyasi olarak örgütleniyordu.
TİP ve DİSK’ in işçi, emekçilerin haklarını koruması, geliştirmesi, ülkenin dışa bağımlılığına karşı çıkması, başta ABD olmak üzere her türlü emperyalizme karşı çıkması, başta petrol olmak üzere ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının yabancılara verilmemesi, sömürüye karşı çıkması Ülke yönetiminde söz sahibi olan egemen güçleri korkuttu. Her geçen gün bilinçlenip güçlenen ve siyasi hareketin içinde yer almaya başlayan işçi ve emekçilerin yakında iktidarı ele geçireceğinden korkmaya başladılar. 13 haziran 1970’de, DEMİREL hükümeti tarafından grevli toplu sözleşmeli sendikalar hakları kısıtlayan yasa tasarısını meclise sundu. Tasarı yasalaşırsa, işçilerin istedikleri sendikaya serbestçe üye olmayacak, hakkını aramayan sendikadan ayrılmayacak, toplu sözleşme ve grev hakları kısıtlanacaktı. Ülke genelinde faaliyet gösteren işkolunda sigortalı çalışan işçilerin üçte birini örgütlenmesi barajı getiriliyor, bir konfederasyonun faaliyet gösterebilmesi için sigortalı işçilerin üçte biri kadar üyeye sahip olması isteniyordu. Yani 274-275 sayılı sendikal yasaları değiştirerek DİSK’ i tasfiye edilecek, DİSK’ in toplu sözleşme yapma hakkı elinden alınacaktı.
Bu kabul edilemezdi. DİSK bağlı sendikalar hatta TÜRK – İŞ’ e bağlı bazı sendikaların işçileri 15 haziran 1970 de İzmit Gebze'den Kadıköy'e Levent'ten Mecidiye köy ve Taksime Bakırköy'den Top kapı ve Edirne kapıya kadar İstanbul'un dört bir yanında sokaklarda taleplerini "Anayasa çiğnenemez" "DİSK kapatılamaz" sloganları ile dile getirdiler. Bu eylemde Kadı Köyde polisin açtığı ateş sonucu üç kişi hayatını kaybetti. 16 haziranda, Kocaeli ve İstanbul'da sıkıyönetim ilan edildi. Eyleme 15 haziranda 115 işyeri ve yaklaşık 75 bin işçi, 16 Haziranda 168 fabrika ve 150 bine yakın işçiyi katıldı. ( o zaman işçi sayısı ve işyerleri düşünülünce çok büyük bir eylem) İstanbul, Gebze, İzmit’te fabrikalar durdu. Her tarafta işçiler çeşitli yürüyüşler ve mitingler düzenledi. Yasa kabul edildi ama "Anayasaya aykırı olduğu" için Anayasa mahkemesi iptal edildi. 15-16 Haziran 1970 direnişi, işçi-emekçilerin ilk kez kendi gücünün muazzam boyutlarını göstermiş, işçi sınıfı tarihinde yerini aldı. Daha sonra var olan haklarını korumak ve haklar elde edebilmek için ülke çapında TARİŞ ve DGM direnişleri, sendikal haklar için iş yeri ve iş kollarında sayısız mücadele ve direnişler gerçekleştirdiler.
12 eylül 1980 askeri darbesi sonrası işçi önderleri hapislere atılmadan, işkenceler yapılmadan ve DİSK kapatılmadan, yasakçı, antidemokratik 1982 anayasası halka zorla kabul ettirilmeden ile KAZANILMIŞ HİÇBİR HAK geri alınamadı.
Şimdi ise çok az kalan sosyal hakları da elimizden alacaklar ve biz sessiz kalıyoruz. PEKİ NEDEN? Eğer gerçekten “BEN EMEKLİ OLUNCAYA KADAR BU YASALAR KİM BİLİR DAHA KAÇ DEFA DEĞİŞİR” diye düşünüyorsak biz emekli olabilsek bile çocuklarımız ve torunlarımız hiçbir zaman emekli olamayacaktır.2007
HAKLARIMIZ GERİ ALINIRKEN SESSİZ KALANLAR 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİNİ BİLMELİ DİYE DÜŞÜNDÜM.
1961 ve 1982 anayasalarının ikisi de askerlerin gölgesinde yapılmıştır ama, 12 eylül darbesinden sonra yapılan 1982 anayasası ne kadar yasakçı ve antidemokratikse, 1961 anayasası aksine demokratik ve özgürlükçü bir anayasadır. Demokratik, sosyal bir hukuk devletini, temsilde adaleti, düşünce, fikir özgürlüğünü sağlamıştır. Bu anayasanın verdiği özgürlük sonucu 1963 yılında GREVLİ TOPLU SÖZLEŞMELİ SENDİKAL HAKLAR içeren yasa kabul edildi. 40 yıldır yasaklı ve baskı altında olan sol kitaplar da ilk defa açıktan yayınlanmaya ve sosyalist düşünceler geniş aydın kesimlerin, öğrencilerin ilgisini çekmeye başladı. 13 .02.1961’de de 12 sendikacı tarafından Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruldu.
Ülkemizde sendikalar TÜRK–İŞ de örgütlü idi. Türk-İş yöneticileri siyasi iktidar güdümünde, uzlaşmacı bir politika (SARI SENDİKACILIK) sözde “partiler üstü sendikacılık” izliyordu. Bu teslimiyetçi anlayışa karşı çıkan bazı sendikalar Türk-İş’ ten ihraç edildi. Bunun üzerine Türk–İş’ ten ayrılan bazı sendikalar 1967 yılında DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARINI (DİSK) kurdular. İşçi haklarını savunması, koruması, sendikasız işçileri sendikalı yapmak için verdiği mücadele, ve sınıf sendikacılığı konusunda işçileri eğitip, bilinçlendirmesi DİSK’ i çekim merkezi haline getirdi. DİSK ayni zamanda ABD ve her türlü EMPERYALİZME karşı bir politika izliyor, demokratik, hukuk devletini, ülke yönetiminde işçi ve emekçilerinde söz ve karar sahibi olması için mücadele ediyordu. PETROLLERİN MİLLİLEŞTİRİLMESİNİ, NATO üslerinin kapatılmasını savunuyordu. Yönetiminde DİSK kurucularının da bulunduğu TİP, 1965 yılında seçimlerde 15 milletvekilliği kazandı. İşçi sınıfı ne kadar örgütlü ve güçlü olsa da önderlik edecek devrimci bir siyasal parti olmadıkça kazanılmış işçi emekçi haklarının emperyalist egemen güçler tarafından her zaman geri alınabileceği gerçeğini bilen DİSK ve bağlı sendikalar iktidarı hedeflemek, ülke yönetiminde söz ve karar sahibi olmak için TİP’ de siyasi olarak örgütleniyordu.
TİP ve DİSK’ in işçi, emekçilerin haklarını koruması, geliştirmesi, ülkenin dışa bağımlılığına karşı çıkması, başta ABD olmak üzere her türlü emperyalizme karşı çıkması, başta petrol olmak üzere ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının yabancılara verilmemesi, sömürüye karşı çıkması Ülke yönetiminde söz sahibi olan egemen güçleri korkuttu. Her geçen gün bilinçlenip güçlenen ve siyasi hareketin içinde yer almaya başlayan işçi ve emekçilerin yakında iktidarı ele geçireceğinden korkmaya başladılar. 13 haziran 1970’de, DEMİREL hükümeti tarafından grevli toplu sözleşmeli sendikalar hakları kısıtlayan yasa tasarısını meclise sundu. Tasarı yasalaşırsa, işçilerin istedikleri sendikaya serbestçe üye olmayacak, hakkını aramayan sendikadan ayrılmayacak, toplu sözleşme ve grev hakları kısıtlanacaktı. Ülke genelinde faaliyet gösteren işkolunda sigortalı çalışan işçilerin üçte birini örgütlenmesi barajı getiriliyor, bir konfederasyonun faaliyet gösterebilmesi için sigortalı işçilerin üçte biri kadar üyeye sahip olması isteniyordu. Yani 274-275 sayılı sendikal yasaları değiştirerek DİSK’ i tasfiye edilecek, DİSK’ in toplu sözleşme yapma hakkı elinden alınacaktı.
Bu kabul edilemezdi. DİSK bağlı sendikalar hatta TÜRK – İŞ’ e bağlı bazı sendikaların işçileri 15 haziran 1970 de İzmit Gebze'den Kadıköy'e Levent'ten Mecidiye köy ve Taksime Bakırköy'den Top kapı ve Edirne kapıya kadar İstanbul'un dört bir yanında sokaklarda taleplerini "Anayasa çiğnenemez" "DİSK kapatılamaz" sloganları ile dile getirdiler. Bu eylemde Kadı Köyde polisin açtığı ateş sonucu üç kişi hayatını kaybetti. 16 haziranda, Kocaeli ve İstanbul'da sıkıyönetim ilan edildi. Eyleme 15 haziranda 115 işyeri ve yaklaşık 75 bin işçi, 16 Haziranda 168 fabrika ve 150 bine yakın işçiyi katıldı. ( o zaman işçi sayısı ve işyerleri düşünülünce çok büyük bir eylem) İstanbul, Gebze, İzmit’te fabrikalar durdu. Her tarafta işçiler çeşitli yürüyüşler ve mitingler düzenledi. Yasa kabul edildi ama "Anayasaya aykırı olduğu" için Anayasa mahkemesi iptal edildi. 15-16 Haziran 1970 direnişi, işçi-emekçilerin ilk kez kendi gücünün muazzam boyutlarını göstermiş, işçi sınıfı tarihinde yerini aldı. Daha sonra var olan haklarını korumak ve haklar elde edebilmek için ülke çapında TARİŞ ve DGM direnişleri, sendikal haklar için iş yeri ve iş kollarında sayısız mücadele ve direnişler gerçekleştirdiler.
12 eylül 1980 askeri darbesi sonrası işçi önderleri hapislere atılmadan, işkenceler yapılmadan ve DİSK kapatılmadan, yasakçı, antidemokratik 1982 anayasası halka zorla kabul ettirilmeden ile KAZANILMIŞ HİÇBİR HAK geri alınamadı.
Şimdi ise çok az kalan sosyal hakları da elimizden alacaklar ve biz sessiz kalıyoruz. PEKİ NEDEN? Eğer gerçekten “BEN EMEKLİ OLUNCAYA KADAR BU YASALAR KİM BİLİR DAHA KAÇ DEFA DEĞİŞİR” diye düşünüyorsak biz emekli olabilsek bile çocuklarımız ve torunlarımız hiçbir zaman emekli olamayacaktır.2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)